1994’te TKP (ML)’yi Kim Neden Böldü? (2)

 


 

Halil Gündoğan

3.11.2026

 

 

Dünün çözülmeyen sorunları bugünün sorunu olarak devam eder

Makalenin 1. Bölümünde de belirtildiği gibi bu konu, MKP’nin birlik çağrısına TKP-ML’nin verdiği yanıt üzerinden tekrardan güncel bir “merak konusu” haline geldi. Çünkü TKP-ML’nin birlik koşullarından birisi de MKP’nin, 1994 de partiye yapılan darbenin özeleştirisini yapmamış olmasıdır. TKP-ML’ye göre 1994’te parti, partinin DABK kanadından gelen ve bugünkü MKP’nin kurucu önder kadrolarının, parti yönetimini ele geçirmek amacıyla, MK çoğunluğunun onayını alma gereği dahi duymadan, partinin Merkez Kanat kökenli önder kadrolarını, “ticaret olayını” bahane ederek, tasfiye etme kararı alması ve bir bildiriyle bunu kamuoyuna sunmasıydı.

 

1994’te TKP (ML)’yi Kim Neden Böldü? (1)

 


Halil Gündoğan

29.10.2026

 

 

Başlıktaki soru doğru soru mudur?

TKP-ML’nin, MKP’nin birlik yapalım çağrısına verdiği yanıtla tekrardan gündeme gelen bu sorunda, başlıktaki soru, evet, kesinlikle doğru ve isabetli bir sorudur. Çünkü TKP(ML) 1994’de kendi iç sorunları, ya da bir başka ifadeyle örgütsel ve ideolojik-siyasi sorunları nedeniyle bir bölünme
yaşamadı. Yaşanan yalın gerçeklik, tastamam olarak budur. Kimse de aksini olgular üzerinden somutlayamaz. Bu parçalanmayı, “1992 Birliğinin ilkesizliği” ile açıklamak ise, zorlama sübjektif bir yorum olarak, asla isabetli olmaz. Çünkü o süreçte Partinin iki kanadını oluşturan DABK ile Parti Merkezi (Konferansçı) kanadı arasında gerek devrim teorisi ve gerekse temel ideolojik konularda ciddi herhangi bir görüş ayrılığı yoktu. DABK’ı karakterize eden en esaslı sorun, denilebilir ki salt askeri bakış açısıydı. Bu ise, doğallığıyla, bir ayrılık gerekçesi olamayacağı gibi; birleşmenin önüne geçirilebilecek bir sorun özelliği de arz etmez. Dolayısıyla da aksi iddia ve yorumlar, şayet maksatlı değillerse, objektif olarak, 1994 de yaşananları perdeleme işlevi görür. Kan can bedeli yazılan bir tarihle kimsenin böylesi uyduruk gerekçelerle oynamasına da sessiz kalınamaz.

 

Ertuğrul Kürkçü’nün Devrimciliğini Tüketişi

 


Halil Gündoğan

22.10.2026

 

 

Devrimci zor olgusunu yadsımak ne anlama gelir?

Öcalan’ın ardından, 68 kuşağı ünlülerinden Ertuğrul Kürkçü de silahlı mücadele döneminin kapanmış olduğuna hükmediyor. Kürkçü açısından bu görüş değişikliği muhtemelen yeni de değildir. Ancak Öcalan’ın devrim ve devrimci zorun yalın karşılığı olarak silahlı mücadele konularındaki açık tornistanının ardından bunu kamuoyu ile paylaşması, yeniymiş gibi, “taze” bir etki gücü barındırıyor. Bundan ötürü de devrim ufkunu ve mevcut koşullarda devrimi mümkün kılacak devrimci zor olgusunu bulanıklaştırarak karartmayı hedefleyen devrim karşıtı bu türden görüş ve yaklaşımların kararlılıkla mahkûm edilmesi gerekiyor. Aksi taktirde emperyalist burjuvazi ve reformist-oportünist kesimler tarafından yürütülen devrim karşıtı bu sistematik ve süreğen anti propagandanın kitlelerin devrim umudunu karartmasına fırsat sunulmuş olur. Çünkü emekçi halk kitleleri kendi günlük yaşam ve mücadele pratiklerinden de biliyor ve eminler ki devlet gibi bir zor tekelinin koruması altında olan
burjuvazi ve tüm diğer sömürücü zorbalar, zorla koparıp almadıkça, servetlerini de iktidarlarını da asla paylaşmaz ve buna cüret edenleri de tabiri caizse, analarından doğduğuna bin pişman ederler. Bundandır ki devrimci zor, sömürücü zorbalık sistemlerinden kurtulmada emekçi kitlelerin elinde ki en büyük silahıdır. İşte bu olgusal gerçekliğe karşın, kendisini devrimci olarak sunan birilerinin kalkıp da “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” demesi ve “en itibarlı kurtuluş yolu” olarak da reformist/demokratik uzlaşıcı, parlamentarist yolu empoze etme gayretleri, açıktan burjuvaziye hizmet etmekten başka bir anlam taşımaz. Son dönemlerde somut olarak Öcalan ve E. Kürkçü’nün yaptığı da bundan başka bir şey değildir.

 

Kontrgerilla, MHP, “Norm Devlet”, “Ülkücü Mafya” ve İç Savaş Riski

 


Halil Gündoğan

16.10.2026

 

 

Kontrgerillanın Türkiye ve K. Kürdistan Ayağı

Komünizm tehdidine karşı 2. Dünya Savaşı sonrası NATO, CIA ve özel olarak da Pentagon tarafından oluşturulmuş uluslararası illegal bir yapılanma var. Gladio olarak da bilinen bu oluşum, doğrudan bir kontrgerilla hareketidir. Bu oluşumun Türkiye kolu, bir fiil Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde, 1952 yılında, Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında illegal olarak kurulur. Adı 1970 yılında Özel Harp Dairesi, 1992 de ise Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak değiştirilir. Çeşitli kaynaklarca da doğrulandığı gibi; kuruluşu bilfiil, Ankara’daki Amerikan Askeri Yardım binasında gerçekleşir. Keza uzunca bir süre, doğrudan CIA tarafından fonlanır. Gelişim seyri içinde MHP, MTTB, Gülen Cemaati gibi sivil ve JİTEM, TİT gibi gayri resmi birçok paramiliter oluşumla, yaygın bir şebekeye dönüştüğü ise, Türkiye gerçekliğini az çok bilen herkesin malumu olsa gerek.

 

“Eşit Yurttaşlık” Modeliyle Alevi Sorunu Çözülebilir mi?

 


Halil Gündoğan

8.10.2026

 

 

Alevi sorunun özet özü

Alevi sorunu her şeyden önce ve de esasen düşünce ve inanç özgürlüğü sorunudur. Mevcut haliyle Alevi sorunu ise; farklı düşünce ve inançların, toplumdaki egemen bir başka düşünce ve inanç tarafından baskı ve tahakküm altına alınarak, hayat hakkı tanınmaması sorunudur. Onların özgürce yaşamasının önüne geçilerek, zorlan asimile edilmesi sorunudur. Yani tarihsel boyutuyla Alevi sorunu, egemen din ve inancın tekçi, asimilasyoncu faşizan zorbalığı sorunudur. Bu, Türkiye ve K. Kürdistan’da Türk ve Kürt Sünni İslam zorbalığıyken, İran’da Şii Fars zorbalığı, Suriye de Sünni Arap zorbalığıdır, vs.

 

Kürt Sorunun Çözümünde “Eşit Yurttaşlık” Modeli

 

 

 

Halil Gündoğan

1.10.2026

 

 

Neden-sonuç ilişkisi

Eğer bir yerde “eşit yurttaşlık” talebi varsa, bu demektir ki orada çok genel anlamda “yurttaşlık bağı” ile bir arada yaşamak durumunda olan (veya bırakılan) farklı etnik, inanç, cinsel ve sınıfsal kesimler arasında, tolere edilebilecek cinsten olmayan ciddi boyutlu toplumsal eşitsizlikler söz konusudur. Ve bu da demek olur ki orada her şeyden önce bir demokrasi sorunu vardır. Yani bir başka ifadeyle orada, yalın kavramsal karşılığı anlamında demokrasi yoktur. Çünkü gerçek anlamda demokrasi, eşitliği tüm toplum için mümkün kılacağı gibi, şart da koşar. Bundandır ki her ne kadar da bazı “ileri” burjuva demokrasi örnekleri epeyce yakın bir düzeye ulaşmış olsalar da fakat yine de demokrasi gerçek karşılığına ancak ki sosyalist demokrasi ile ulaşabilir. Çünkü orada tüm bu toplumsal eşitsizliklerin kaynağı olan ve onları her seferinde farklı formatlarda yeniden var eden üretim araçlarının özel mülkiyeti sistemi olmayacaktır.

 

Kapitalistlerin Yıkıcı Yeni Silahlarından Yapay Zekâ ve Sol Tutum

 


Halil Gündoğan

24.09.2026

 

 

Kapitalizmin yapısal özelliği

Kapitalizm, “vahşi kapitalizm” olarak tanımlandığı o en aç gözlü barbarlık döneminde de gelişiminin artık adeta tepe noktasına ulaştığı 21. Yy.’ın şu ilk çeyreğinde de hep daha fazla kâr dürtüsüyle hareket etmekte. Bu “kutsal amaca” ulaşmak için maddi ve manevi boyutuyla insanı da yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla doğayı da en son kertesine değin, yani yıkıma uğratırcasına sömürmeyi ve suiistimal etmeyi, kendisinin temel varlık koşulu saymakta. Bu, kuşku yok ki onun karakteristik yapısal özelliğidir de. Ve ilginç bir döngüdür: Üretim tekniği ve araçlarındaki gelişmeye koşut olarak üretim kapasitesi ve sermayesi katlanarak mislince büyüyor olmasına rağmen, normal de biraz daha “vicdanlı” bir doygun dinginlik sürecine girmesi, keza ücretli kesimlerin, toplumsal artı değerden daha fazla, ya da görece daha “adil” pay alması gerekirken; fakat maalesef emekçi kesimler ve doğa giderek daha fazla yıkıma maruz kalıyor.  Yani insanlık ve doğa, doygunluk hissi olmayan, histerik bir “akıl tutulmasıyla” daha fazla kâr dürtüsüne kilitli, ahtapot misali bir garip canavar olgusuyla karşı karşıya.

 

Kürt Sorunu “Kürtçe Sorunu”na mı İndirgenmek İsteniyor?

 


Halil Gündoğan

17.09.2026

 

Biat ettirme operasyonu

Evet, maalesef ki devlet ve Öcalan’ın yapmak istediği tam da budur. Bu kolektif gayret, Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş sömürge ve bağımlı ulus olma gerçekliğini, sorunu dil yasağına indirgeyerek, arsızca örtme gayretinden başka bir şey değildir. Bu gayret ayrıca Kürtleri, temel ulusal haklarını talep etmekten vazgeçirme operasyonudur. Yani hani denir ya; “ağzına bir parmak bal çalarak susturmak.” Oysa Kürtler de en az Türkler, Araplar ve Farslar kadar kendi bağımsız devletlerini kurma, kendi öz vatanlarında özgürce yaşama, kendi dillerini, kültürlerini, kendi eğitim sistemlerini, kendi ekonomilerini inşa etme hakkına sahiptirler.


Dil, elbette ulusal sorunun çok önemli bir dinamiği ve sorunudur. Ama asla tamamı değildir. Nitekim birçok sömürge örneğinde de görüleceği gibi sömürgeci devletler özellikle de deniz aşırı sömürgelerde o ülkelerin ana dillerini yasaklamamışlardır. Fakat oralar en alasından sömürgeydi ve bağımsızlıklarını kazanana dek de sömürge olarak kaldılar.


Şu da bir başka tarihsel gerçeklik ki dört parça Kürdistan’da geçmiş dönemlerde yaşanmış hemen hemen hiçbir Kürt isyanı salt başına dil yasağından ötürü çıkmamıştır. Nitekim dil yasağının bariz bir yoğunlukla yaşandığı dönem, bir tarih belirtmek gerekirse; herhalde ki Şeyh Sait ayaklanması sonrasıdır.

Ö. Gelecek Gazetesinin Öcalan ve PKK Tavrı: Politik “Tavırsızlık”!

 


Halil Gündoğan

10.09.2026

 

 

Öcalan’ın “Süreç”teki rolünün gizlenmesi

Özgür Gelecek gazetesi, 12 Ağustos 2026 tarihli sayısının “Politik-Gündem” bölümünde, “‘Kürt Barışı’ ve ‘Çerçeve Yasa’nın Gölgesinde KÜRT ULUSUNA ÖZGÜRLÜK!” başlığı altında genel bir değerlendirme yaparak; kendince, gereken doğru tavrın ne olması gerektiğini ortaya koymuş. Yani en azından böyle yapmış olduklarını düşünüyor ve buna inanıyor olmalılar ki yazıda bir hayli de iddialı hüküm ifadeleri kullanmış.

 

Karşı Çıkılmalıdır: “Demokratik Entegrasyon” Projesi, Kolonyalist Bir Projesidir.

 


Halil Gündoğan

1.09.2026

 

Projenin özü ve kapsamı

“Demokratik Entegrasyon” projesi, Öcalan’ın “Demokratik Ulus İnşası” projesinin, somut saha çalışmasıdır. “Demokratik Ulus İnşası” ise; her bir parçadaki Kürtlerin, kolektif ulusal haklar talebinden ve dolayısıyla da sömürgeci ulus devletlerin hegemonyasının reddedilmesi iradesinden vaz geçilerek, mevcut sömürgeci ulus devletlere entegre olma ve onları daha da güçlendirilerek, yeniden inşası projedir. Dolayısıyla da neresinden bakarsanız bakın, bu proje en âlâsından kolonyalist bir projedir.

 

“Sürecin” Sürükleyici Motor Gücü “Barış” mı “Demokrasi” mi?

 


Halil Gündoğan

1.09.2026

 

“Süreç” bağlamında, son dönemlerdeki popüler tartışma konularından biri de “barış ve demokrasi” denkleminde, önceliğin hangisine verilmesi gerektiği sorunudur. Yani hangisi diğerinin sağlayıcı zeminidir: Barış mı demokrasiyi koşullayıp ona zeminin oluşturur yoksa demokrasi mi barışın sağlayıcısı ve garantörü olur?

 

Siyasal İslamcılar suspus: Molla Rejimi Mazriye Niyeri’yi de idam etti.

 


Halil Gündoğan

20.08.2026

 

 

“İran’da cinsel saldırıya karşı kendisini savunan 23 yaşındaki Marziye Niyeri idam edildi.”

diken.com.tr, İran İnsan Hakları Örgütü ve keza Euronews’in aktardıklarına dayanarak yaptığı habere göre: “Niyeri 17 yaşındayken ailesinin baskısıyla evlendirildi. Ekim 2021’de, 18 yaşındayken cinsel saldırısına maruz kaldığını öne sürdüğü eşinin ortağını bıçaklamıştı. Arbedede kocası da ölmüştü.” “Niyeri, dört gün sonra teslim olmuş, mahkeme, genç kadının meşru müdafaa iddiasını reddetmişti.”

 

İsrail İle Türkiye Savaşı Ne Zaman?

 


Halil Gündoğan

25.08.2026

 

İsrail ile Türkiye arasında savaş riski var mı?

Bu soruyu, genelleme yaparak yanıtlamak çok da isabetli olmayacaktır. Çünkü bu sorun, güncel ve uzun vade açısından farklı farklı boyutlarıyla ele alınmayı gerektirir özellikler arz ediyor. Uzun vade açısından özellikle şunun altını çizmek gerekiyor: İlişkileri esasen pazar rekabeti ve çıkarlar üzerinden karakterize olan ve keza yayılmacı emperyalist yönelim sahibi tüm emperyalist kapitalist güç odakları arasında, potansiyel olarak bir savaş olasılığı her zaman vardır, olacaktır da. Bu bağlamda, evet, İsrail ile Türkiye arasında da bir savaş olasılığından bahsetmek pekâlâ mümkün. Hele ki söz konusu bu iki devlet bölgesel yayılmacılık ve liderlik rekabeti zemininde karşı karşıya konumlanmışsa; bu olasılığın, artık ciddi bir risk özelliği de taşıdığı, rahatlıkla söylenebilir.

 

Hileli argümanlar: “Masaya oturtma” ve “Muhatap alınma”

 


Halil Gündoğan

20.08.2026

 

Pasifize edici

Özellikle son dönemlerde gerek Apocu Kürt Siyasal Hareketi (AKSH) mensupları, tabanı ve gerekse kimi sol ve solumsu liberal çevreler tarafından sıklıkla “muhatap alınma” ve “masaya oturtma” argümanları kullanılır oldu. Tekin olmayıp, son derece maksatlı kullanılan bu argümanlara kayıtsız kalmamak gerekiyor. Çünkü mazlum ve mağdur durumda olanın itiraz, direnç ve taleplerini pasifize ve minimize etme işlevi görüyor. Keza egemenin “ulvi” çıkarları lehine kendi haklarından taviz vermeyi “normalleştiriyor”. Yani bir bakıma mazlumun “rızasını” oluşturma işlevi görür. Bu ise, mevcut denklemde objektif olarak mağdur ve mazlumun hukuk ve çıkarlarının değil, zorba-egemenin “egemenlik” hukuk ve çıkarlarının gözetilmesi sonucunu doğuruyor.

 

Manipülatör Mümtaz’er, “Laiklik, AKP’ye Medyun-u Şükrandır” diyor

 


Halil Gündoğan

17.08.2026

 

Manipülatörler

Toplumsal ve siyasal gelişmelerin kritik bazı evrelerinde, mevcut iktidarın veya doğrudan devlet aygıtının uygulamak istediği bazı sıkıntılı siyasal projelerde, bir psikolojik savaş enstrümanı olarak “yol temizliği” ve toplumsal rıza oluşturma ihtiyacı oluşur. Sistemler, bu ve benzer daha pek çok hizmetler için her branştan, açık ve örtük binlerce uzman istihdam eder. Kimisi “vatan-millet aşkına” gönüllü, kimisi de maddi kazanç karşılığında, maaşlı hizmetkârdır. Bunların, “süreç” döngüsünde ileri çıkanlarından biri de eski sivil faşist örgütlenme içerisinden gelen, şimdilerin liberali, Profesör Mümtaz’er Türköne’dir.

 

Kutsalın Anatomisi: İnanç, İktidar ve Akıl

 


Halil Gündoğan

14.08.2026

 

Özet olarak din

Arapça kökenli bir kelime olan dinin kavramsal olarak; “âdet, durum; ceza, mükâfat; itaat” şeklinde, çoklu anlamları varmış. Ancak bununla birlikte dinin kelime anlamını “Din (İlahiyat) Ansiklopedisi” şöyle formüle ediyor: “‘Karşılık vermek, itaat etmek, âdet, hayat tarzı ve yol’dur. Terim olarak, tanrı veya tabiatüstü güç ve değerlere inanma ve bağlanma esasına ve kutsal düşüncesine dayalı kurum, kurallar, uygulamalar ve semboller düzeni ve bağlılarına bir hayat tarzı öngören sistem demektir.”

 

M. Oruçoğlu “Kürt ne yaptı” derken ne yaptı

 


Halil Gündoğan

13.08.2026

 

Sayın Oruçoğlu gerçeklikten kopuk, kurgusal ve esasen de siyasi manipülasyondan öteye gitmeyen, “Kürt ne yaptı” başlıklı bir makale kaleme almış. Ağır bedellerin ve bir ulusun ve bölge halklarının kaderinin masaya yatırıldığı bir süreç söz konusu. Doğallığıyla böylesi bir durumda, kullanılacak dil de konunun içeriği ve tarzı da bunun özüne uygun olmak zorundadır. Bu, ele alınan ve üzerine söz kurulan mevzunun ağırlık ve ciddiyeti gereğince taşınması gereken bir sorumluluktur çünkü. Fakat okuyanlar tanık olmuşlardır ki Oruçoğlu’nun sorunu ele alış tarzı laubalicedir. Eğlencelik bir menkıbe anlatır gibidir. Bu ise, konunun ağır gerçekliğini hafifseten ve sulandırıp yozlaştıran bir işlev görüyor. Keza daha da önemlisi sorunu sunuş tarzı da olgusal gerçeklikten kopuktur. Farazisel bir kurguyla süreci anlatmaya soyunmuş. Bu ise, başlı başına tarihsel bir sorumsuzluktur. Şayet sorun karşısında vicdanınız ve siyasi sorumluluğunuz sizi söz kuramaya koşulluyorsa; o halde torunlarınıza ve sizi dinlemeyi sevenlere menkıbe anlatır gibi değil, oturur buna uygun siyasi bir makale yazarsınız. Bu, anlatım yeteneği ve siyasi söz söyleme birikimine sahip sizin için hiç de zor bir şey olmasa gerek.

 

“Mekke Ortak Savunma Antlaşması” kime ve neye karşı?

 


Halil Gündoğan

10.08.2026

 

Sünni İslam’ın sembolik “kalbi”

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye devlet başkanları, 7 Ağustos 2026 tarihinde, Sünni İslam’ın sembolik “kalbi” Mekke’de, “Mekke” markasıyla bir “Ortak Savunma Antlaşması” imzaladı. Özetle, antlaşma prensip olarak: “Üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının”, “hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesini” öngörüyor.

 

“Öcalan ‘üniter devlet’ çağrısı yapar mı?”

 


Halil Gündoğan

7.08.2026

 

“Kışkırtıcı” soru

Gazeteci sayın Murat Yetkin, “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek” deyiminin kulaklarını çınlatırcasına, kışkırtıcı bir soru soruyor: “PKK lideri Abdullah Öcalan, tam da Terörsüz Türkiye projesinin yol haritasını oluşturacak çerçeve yasanın TBMM’de tartışılacağı günlerde çıkıp ‘üniter devlet’ çağrısı yapar mı, dersiniz?”

 

"Süreç" ve “Demokratik Entegrasyon” projesi Kürt sorununun çözümünü içermiyor

 


Halil Gündoğan

4.08.2026

 

“Deve mi Kuş mu” muamması

Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı ile start almış ve o günden bugüne de kesintiye uğramadan devam ettirilen bir “süreç” var. “Deve mi kuş mu?” olduğunun çok da anlaşılması istenmeyip, özellikle de muallakta bırakılmak istenen bir “süreç”! Tabii “sürecin” bu muamma hali, aslında sadece Kürtler ve diğer geniş kamuoyu için söz konusudur. Çünkü devlet ve Apocu Kürt Siyasal Hareketinin yönetici kademesi açısından ortada bir muamma durumu yok. “Süreç” çok açık bir şekilde, Apocu Kürt Siyasal Hareketi tarafından yürütülen silahlı mücadele ve silahlı mücadele örgütlerinin tümden tasfiye edilerek, sisteme eklemlenmesinden ibarettir.

 

“Demokratik Entegrasyon” Lozan Antlaşması’nı meşrulaştırır

 


Halil Gündoğan

30.07.2026

 

Sevr yerine Lozan

Sevr Antlaşmasının iptali karşılığında, yeni bir antlaşma olarak Lozan Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma, özetle söylemek gerekirse, Kürt yurdunun dört devlete pay edilmesini onaylayan, keza Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugünkü resmi sınırlarını belirleyip kabul eden, uluslararası emperyalist bir antlaşmadır. Tabii aynı zaman da Türklerin “yeminli” Misak-ı Milli Sınırları içinde saydıkları birçok yeri kaybettikleri, Boğazlar üzerindeki hakimiyetinde birtakım kısıtlamalar getirmiş bir antlaşmadır da. Bundan ötürü de hem Kürtler ve hem de Türklerin özellikle de milliyetçi ve Siyasal İslamist kesimlerinin ekseriyeti bu antlaşmaya, oldum olası karşıdır.

 

Süleyman Cihan 1 Günlük İşkence Sonucu Katledildi (*)

 


Halil Gündoğan

28.07.2026

 

Süleyman Cihan’ın katlediliş tarihine ilişkin muamma, üzülerek belirtmeliyim ki hâlâ devam etmekte. Hâlâ birçok kişi ve kesim onun üç aylık ağır işkenceler sonucu, polis sorgu merkezinin, İstanbul Gayrettepe’deki 1. Şubesinde katledildiğini yazıp çizmeye devam ediyor. Devlet yetkilileri de onun yer gösterme esnasında pencereden atlayarak intihar ettiği masalını yayarak, işkenceyle katlettikleri gerçeğini karartmak istiyor. Keza 30 Temmuz sabahı itibariyle onun 1.Şubeye götürüldüğü fısıltısını üfledi orada bulunan ben ve diğer tutsakların kulaklarına. Aynı zamanda onun uzunca bir süre Gayrettepe 1. Şubede olduğu mizanseni etrafında, ailesi, yoldaşları ve kamuoyu aldatılarak oyalandı. Özelikle eylül sonu ve ekim başlarında orada tutulan bazı devrimci kişilerin bizzat duyduklarını söyledikleri; “Ben Süleyman Cihan. İşkencedeyim. Beni öldürecekler.” (Mealen) şeklindeki bu beyanları, aslında yine tamamen mizansendi. (**) Fakat bu “tanıklık”, örgütü tarafından baz alınarak, Süleyman Cihan’ın katlediliş tarihi ve şekli buna uygun bir şekilde kurgulandı. “Kurgulandı” diyorum, çünkü elde, o “tanıkların” beyanı dışında başka hiçbir maddi kanıt olmadan yapılmıştı “resmi” açıklama.

 

Erdoğan rejiminin “dini ve milli hassasiyetler” zorbalığı

 


Halil Gündoğan

23.07.2026

 

Sömürü ve zorbalığı meşrulaştırma araçları

Üretim araçlarının özel mülkiyeti sisteminin var ettiği tüm iktidar aygıtları, din başta olmak üzere, sürecin öne çıkan tüm diğer “milli hassasiyetlerini”, sömürü ve zorbalığı “meşrulaştırmanın”, toplumu bunlarla baskılamanın ve dolayısıyla da sistemlerinin devamını sağlamanın “en elverişli” araçları olarak kullanagelmişlerdir. Ancak bu genel kullanmanın dışında din ve “milli değerler”, dinci ve milliyetçi/ırkçı faşist kesimler tarafından, bir tahakküm ve hizaya çekme sopası olarak kullanılmaktadır. Orta Çağda kiliselerin ve diğer şeriat sistemlerinin, yakın dönemde Hitler’in ari ırk, İran’ın Molla rejimi veya İŞİD-Taliban gibi “radikallerin” İslami tahakküm saplantılarının insanlığı ve toplumsal yaşamı nasıl bir felaketle yüz yüze bıraktıkları herkesin malumu olsa gerek. Aynı şekilde halifeliğin Osmanlı sultanlarında olduğu dönemde sırf “aykırı” inanış sahibi oldukları için on binlerce Alevinin topluca katliamlardan geçirildiği de tarihin hafızasında kayıtlıdır. Yine benzer şekilde TC. döneminde de on binlerce Dersim Kızılbaşının nasıl kıyımdan geçirildiği de bir sır değil. Keza yakın dönemde yüzlercesinin Maraş, Çorum, Sivas Madımak ve İstanbul Gazi’de İslam dini aşkına nasıl hunharca katledilebildikleri, tüm çıplaklığı ve yakıcılığıyla orta yerde duruyor.

 

Bir garip “anti emperyalist” haller: Eli kanlı Hamaney’in defin merasimine katılma arzusu

 


Halil Gündoğan

16.07.2026

 

Anti emperyalizm

Tekelci kapitalizm olarak emperyalizm, bütünlüklü sosyo-ekonomik bir sistemdir. Bu bağlamda anti emperyalistlik, bu sistemin tamamına karşı olmak anlamına gelir. Dolayısıyla da sistemin sadece bazı unsurlarına karşı olmakla anti emperyalist olunmaz. Keza kapitalizme karşı olmayanların anti emperyalist olmaları da zaten doğası gereği mümkün olmaz. Bu bağlamda örneğin Mustafa Kemal önderliğindeki “milli mücadele” asla anti emperyalist bir karakter taşımaz. Çünkü o, sadece anti işgalci bir harekettir. Yani bir kısım emperyalist güçler tarafından gerçekleştirilen fiili işgale karşı olmakla sınırlı bir harekettir. Nitekim zaten aynı esnada işgalci güçlerle el altından yapılan görüşme ve uzlaşılar sonucu, ciddi bir savaş durumu dahi yaşanmadan işgal sona erdirilmiştir.

 

Pınar Aydınlar’ın samimiyet sınavı

 


 

Halil Gündoğan

13.07.2026

 

 

Ardahan’a bağlı Damala belediyesi tarafından bir şölen düzenlenmekte. Bu şölenin esin kaynağı ise ilçe sınırları içinde yeralan Karadağlar’da her yılın haziran-temmuz aylarında oluşan gölgenin Atatürk silüetini anımsatmasıdır. Rivayete göre ilk kez 1954’te bir çoban tarafından fark edilen bu benzerlik, sonraki yıllarda, daha çok da turist çekmek için, ilgi odağı yapılmak istenmiş. Derken belediye, 1995 yılında bu işe daha profesyonel bir şekilde eğilme gereği duymuş. Bunu, “Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damala Şenliği” adı altında, geleneksel bir şölene dönüştürmüş. Yani bir başka ifadeyle, oluşan gölgenin Atatürk silüetini anımsatıyor olmasını pazarlamanın vesilesi yapmış. Dolayısıyla da bu şenlik, bir alevi şenliği veya bir başka yöresel kutsiyetin kutlanması şenliği değil; doğrudan, söz konusu o gölgenin oluşturduğu izin Atatürk’e benziyor olmasının kutlanmasıdır.  Pınar Aydınlar da işte tam da bu kutlamaya bir sanatçı olarak katkı sunmuş oluyor.

 

“NATO 3.0” ile ne yapılmak istendi?

 


Halil Gündoğan

10.07.2026

 

NATO’ya yeni format ihtiyacı

6-7 Temmuz 2026 tarihleri arasında Ankara’da, uluslararası emperyalist güç odaklarının kanlı örgütü NATO’nun 36. Zirvesi gerçekleşti. Ancak bu zirve, öncekiler gibi öyle çok normal, sıradan bir zirve olmayacaktı. Bu zirve, “NATO 3.0” şeklindeki analitik isimlendirilmesinden de anlaşılacağı üzere bu kanlı örgüte, değişen koşullara uyarlı olarak yeni bir format atmak için tertiplenmişti. Bu, ABD’nin ve Batı Avrupalı belli başlı emperyalist güç odakları bakımından zorunlu bir gereklilik olmuştu. Çünkü öncelikle, tanımlanan o eski varlık koşulunu yitirmiş olması sebebiyle bir “meşruiyet” ve işlevsizleşme sorunu vardı. Dolayısıyla da değişen uluslararası güç dengeleri ve yeni kutuplaşmalar realitesinde yeni bir varlık koşuluna kavuşturularak; görev ve yetkiler bakımından güncellenmesi gerekiyordu. Çünkü bu artık yapısal bir sorun karakteri kazanmıştı. Her şeyden önce NATO, emperyalist güç odakları arasında keskinleşerek tırmanan çıkar farklılaşması ve keza Trump yönetiminde ki ABD’nin kendi ulusal çıkarlarını önceleyerek diğerlerine dayatmasından ötürü bir iç yıkım sürecine girmişti. Öte yandan bu örgütün, yeni bir varlık koşulu üzerinden yeniden tanımlanıp işlevlendirilerek, “meşru” kılınmaya ihtiyacı vardı. Bu, başını ABD emperyalizminin çektiği yeni bir emperyalist paylaşım savaşı kışkırtıcılığında, daha aktif ve etkili bir saldırı savaşı aygıtına dönüştürülmesini gerektiriyordu.