Kapitalistlerin Yıkıcı Yeni Silahlarından Yapay Zekâ ve Sol Tutum

 


Halil Gündoğan

24.09.2026

 

 

Kapitalizmin yapısal özelliği

Kapitalizm, “vahşi kapitalizm” olarak tanımlandığı o en aç gözlü barbarlık döneminde de gelişiminin artık adeta tepe noktasına ulaştığı 21. Yy.’ın şu ilk çeyreğinde de hep daha fazla kâr dürtüsüyle hareket etmekte. Bu “kutsal amaca” ulaşmak için maddi ve manevi boyutuyla insanı da yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla doğayı da en son kertesine değin, yani yıkıma uğratırcasına sömürmeyi ve suiistimal etmeyi, kendisinin temel varlık koşulu saymakta. Bu, kuşku yok ki onun karakteristik yapısal özelliğidir de. Ve ilginç bir döngüdür: Üretim tekniği ve araçlarındaki gelişmeye koşut olarak üretim kapasitesi ve sermayesi katlanarak mislince büyüyor olmasına rağmen, normal de biraz daha “vicdanlı” bir doygun dinginlik sürecine girmesi, keza ücretli kesimlerin, toplumsal artı değerden daha fazla, ya da görece daha “adil” pay alması gerekirken; fakat maalesef emekçi kesimler ve doğa giderek daha fazla yıkıma maruz kalıyor.  Yani insanlık ve doğa, doygunluk hissi olmayan, histerik bir “akıl tutulmasıyla” daha fazla kâr dürtüsüne kilitli, ahtapot misali bir garip canavar olgusuyla karşı karşıya.

 

Kürt Sorunu “Kürtçe Sorunu”na mı İndirgenmek İsteniyor?

 


Halil Gündoğan

17.09.2026

 

Biat ettirme operasyonu

Evet, maalesef ki devlet ve Öcalan’ın yapmak istediği tam da budur. Bu kolektif gayret, Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş sömürge ve bağımlı ulus olma gerçekliğini, sorunu dil yasağına indirgeyerek, arsızca örtme gayretinden başka bir şey değildir. Bu gayret ayrıca Kürtleri, temel ulusal haklarını talep etmekten vazgeçirme operasyonudur. Yani hani denir ya; “ağzına bir parmak bal çalarak susturmak.” Oysa Kürtler de en az Türkler, Araplar ve Farslar kadar kendi bağımsız devletlerini kurma, kendi öz vatanlarında özgürce yaşama, kendi dillerini, kültürlerini, kendi eğitim sistemlerini, kendi ekonomilerini inşa etme hakkına sahiptirler.


Dil, elbette ulusal sorunun çok önemli bir dinamiği ve sorunudur. Ama asla tamamı değildir. Nitekim birçok sömürge örneğinde de görüleceği gibi sömürgeci devletler özellikle de deniz aşırı sömürgelerde o ülkelerin ana dillerini yasaklamamışlardır. Fakat oralar en alasından sömürgeydi ve bağımsızlıklarını kazanana dek de sömürge olarak kaldılar.


Şu da bir başka tarihsel gerçeklik ki dört parça Kürdistan’da geçmiş dönemlerde yaşanmış hemen hemen hiçbir Kürt isyanı salt başına dil yasağından ötürü çıkmamıştır. Nitekim dil yasağının bariz bir yoğunlukla yaşandığı dönem, bir tarih belirtmek gerekirse; herhalde ki Şeyh Sait ayaklanması sonrasıdır.

Ö. Gelecek Gazetesinin Öcalan ve PKK Tavrı: Politik “Tavırsızlık”!

 


Halil Gündoğan

10.09.2026

 

 

Öcalan’ın “Süreç”teki rolünün gizlenmesi

Özgür Gelecek gazetesi, 12 Ağustos 2026 tarihli sayısının “Politik-Gündem” bölümünde, “‘Kürt Barışı’ ve ‘Çerçeve Yasa’nın Gölgesinde KÜRT ULUSUNA ÖZGÜRLÜK!” başlığı altında genel bir değerlendirme yaparak; kendince, gereken doğru tavrın ne olması gerektiğini ortaya koymuş. Yani en azından böyle yapmış olduklarını düşünüyor ve buna inanıyor olmalılar ki yazıda bir hayli de iddialı hüküm ifadeleri kullanmış.

 

Karşı Çıkılmalıdır: “Demokratik Entegrasyon” Projesi, Kolonyalist Bir Projesidir.

 


Halil Gündoğan

1.09.2026

 

Projenin özü ve kapsamı

“Demokratik Entegrasyon” projesi, Öcalan’ın “Demokratik Ulus İnşası” projesinin, somut saha çalışmasıdır. “Demokratik Ulus İnşası” ise; her bir parçadaki Kürtlerin, kolektif ulusal haklar talebinden ve dolayısıyla da sömürgeci ulus devletlerin hegemonyasının reddedilmesi iradesinden vaz geçilerek, mevcut sömürgeci ulus devletlere entegre olma ve onları daha da güçlendirilerek, yeniden inşası projedir. Dolayısıyla da neresinden bakarsanız bakın, bu proje en âlâsından kolonyalist bir projedir.

 

“Sürecin” Sürükleyici Motor Gücü “Barış” mı “Demokrasi” mi?

 


Halil Gündoğan

1.09.2026

 

“Süreç” bağlamında, son dönemlerdeki popüler tartışma konularından biri de “barış ve demokrasi” denkleminde, önceliğin hangisine verilmesi gerektiği sorunudur. Yani hangisi diğerinin sağlayıcı zeminidir: Barış mı demokrasiyi koşullayıp ona zeminin oluşturur yoksa demokrasi mi barışın sağlayıcısı ve garantörü olur?