Bir garip “anti emperyalist” haller: Eli kanlı Hamaney’in defin merasimine katılma arzusu

 


Halil Gündoğan

16.07.2026

 

Anti emperyalizm

Tekelci kapitalizm olarak emperyalizm, bütünlüklü sosyo-ekonomik bir sistemdir. Bu bağlamda anti emperyalistlik, bu sistemin tamamına karşı olmak anlamına gelir. Dolayısıyla da sistemin sadece bazı unsurlarına karşı olmakla anti emperyalist olunmaz. Keza kapitalizme karşı olmayanların anti emperyalist olmaları da zaten doğası gereği mümkün olmaz. Bu bağlamda örneğin Mustafa Kemal önderliğindeki “milli mücadele” asla anti emperyalist bir karakter taşımaz. Çünkü o, sadece anti işgalci bir harekettir. Yani bir kısım emperyalist güçler tarafından gerçekleştirilen fiili işgale karşı olmakla sınırlı bir harekettir. Nitekim zaten aynı esnada işgalci güçlerle el altından yapılan görüşme ve uzlaşılar sonucu, ciddi bir savaş durumu dahi yaşanmadan işgal sona erdirilmiştir.

 

Aynı şekilde Apocu Kürt Siyasal Hareketi de hiçbir dönemi itibariyle anti emperyalist olmamıştır. Çünkü, “emperyalist güçler arası çelişkilerden yararlanma” maskesi altında, sırtını kâh Rus emperyalizmine yaslamış, kâh Batı Avrupalı diğer bazı emperyalist güç odaklarıyla ilişkilenmiştir. Öcalan’ın tutsak düşmesiyle birlikte ise ABD başta olmak üzere Batı Avrupalı emperyalist güçlerin önde gelen kimi temsilcilerini, örnek alınması gereken demokrasi kaleleri olarak tanımlanmıştır. Daha da önemlisi, Öcalan’ın “yeni” hiçbir “paradigmasında” anti kapitalizmden bahsedilmez. Güya sosyalizm alternatifi olarak önerdiği “komün” sistemi ise, mevcut kurulu kapitalist-emperyalist sistemin alternatifi değil, bilakis onun içinde yer alan reformist bir “vaha” misalidir. Mesela bu komün sistemi asla kapitalist özel mülkiyetin alternatifi bir kamu mülkiyeti şartını öngörmez. Dolayısıyla da Apocu Kürt Siyasal Hareketi anti kapitalist olmadığından; doğal olarak anti emperyalist olması da söz konusu olamıyor. Nitekim Türk ulus devletine entegreyi amaçlayan son stratejileriyle bunu bir fiil kendileri de bir kez daha teyit etmiş oluyorlar.

 

Öcalan-Bahçeli-Erdoğan üçlüsünün sahte anti emperyalistliği

Benzer sahte bir anti emperyalistlik söylem de şu malum süreci başlatmanın gerekçesi yapılmıştı. Öcalan, Bahçeli ve Erdoğan üçlüsü, Kürt-Türk İttifakı kurarak, başta ABD olmak üzere, bölge üzerinde emelleri olan emperyalistlerin hesabını boşa düşürdükleri propagandası yapmaktaydı. Hatta Öcalan hızını alamayıp; “ya benim ya ABD’nin planı galip gelecek” diyerek, palavranın çıtasını bir hayli de yüksek tutmuştu. Peki ne oldu bu “kutsal ittifakın” o anti emperyalistliğine? ABD’nin dönem “patronu” olduğu NATO, 36. Zirvesini Erdoğan’ın Külliyesinde gerçekleştirdi. Erdoğan’ın ABD’nin dönem patronu Trump’a şirin gözükmek için ne tür şaklabanlıklar yaptığı ise zaten kamuoyunun malumu.

 

DHKP/C’nin anti emperyalistliği

Yani Türkiye ve K. Kürdistan coğrafyasında “anti emperyalistlik” işte böylesi garip hallerde. Bunun değişik bir başka versiyonu ise maalesef ki DHKP/C yörüngesindeki bazı kurumların söylem ve pratikleri üzerinden vücut buluyor. Bu çevre tarafından son derece çarpık ve dolayısıyla da oldukça sıkıntılı bir “anti emperyalizm” anlayışı geliştirilmekte.

 

Söylem olarak doğrudan dillendirilmese de ama pratik tutumlarına yön veren anlayışlarının bir sonucu olarak ifade edilebilir ki burada dillendirilen “anti emperyalistlik”, esasen ABD ve Batı Avrupalı malum birkaç büyük emperyalist güç odaklarıyla sınırlıdır. Özellikle de ABD ile özdeşleştirilen bir emperyalizm söz konusudur.

 

Böyle olduğu için de örneğin Rusya, Çin ve daha pek çok irili ufaklı emperyalist güç bu kapsamın dışında tutulabiliyor. Öyle ki emperyalist Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlatmış olduğu işgal, Grup Yorum’un Rusya konserleriyle desteklenebildi. Ayrıca sırf ABD ve İsrail’e karşı olduğu ve ama Rus emperyalizminin desteğiyle kendisini ayakta tutan halk düşmanı zalim Esat yönetimi aynı şekilde desteklenip sahiplenilebildi. Oysa Suriye sahasındaki kapışma Esad iktidarı ile ABD ve İsrail arasındaki kapışmadan ibaret değildi. Esas savaş farklı emperyalist kampa mensupları arasındaydı. Esat’ın rolü ve fonksiyonu, Rusya ve İran adına yürütülen vekalet savaşının komutanı olmaktan ibaretti. Nitekim daha farklı stratejik hesaplarla Rusya desteğini çekince, Esad da tası tarağı toplayıp, soluğu Rusya’da aldı.

 

Yok artık, bu kadarına da pes!

Bu çarpık anlayışın galiba en uç örneği İran somutunda sergileniyor. Şöyle ki: Bazı istisnalar hariç, dünya genelinde sol-sosyalist ve komünistler ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı emperyalist saldırganlığa karşı ikili bir tavır ortaya koydu. İlki; bu emperyalist saldırganlığın şiddetle kınanıp protesto edilmesiydi. İkincisi ise; bunun bir yurt savunmasına çevrilmemesi gerektiğinin ikazıydı. Yani savaşın iç savaşa çevrilerek, dinci zalim Molla rejimini devrilmesi, sürecin öncelikli görevi olmalıydı. Tıpkı 1. Dünya Savaşı koşullarında Çarlık saflarında yurt savunması yapmayı reddedip, savaşı iç savaşa çevirerek Çarlık rejimini tarihe gömen Bolşeviklerin izlediği strateji benzeri bir tutum benimsenmeli.

 

Fakat gerek “Halk Okulu” dergisi ve gerekse “Halkın Sesi” haber sitesinde DHKP/C adına yapılan açıklamalar bütün bunların tam aksi yönde. Örneğin kendilerinin Instagram hesabında, “Dost ve Kardeş Ülke İran’a destek konvoyu” başlığı altında; “Emperyalizme karşı İran büyük bir darbe vurdu. Tüm dünya bunu hayranlıkla izliyor. Bizler de sonuna kadar dost kardeş ülke İran’ın yanındayız.” denilmekte.

 

Bu sözlerden de açıkça görüleceği gibi burada öncelikle “Emperyalizme karşı İran büyük bir darbe vurdu” şeklindeki ifadeleriyle “emperyalizmi” ABD emperyalizmiyle özdeş kılmaktalar. Öte yandan, bir ülkenin ancak ki mevcut rejimi üzerinden tanımlanıp sınıflandırılabileceği gerçeğine rağmen; dinci faşist molla rejiminin temsil etmekte olduğu günümüz İran’ını, akıllara durgunluk verecek bir şekilde “dost ve kardeş ülke” olarak ilan edilmekte. Sanırsınız ki söz konusu olan ülke Küba.

 

Keza, “yanınızdayız” diyerek de bu savaşta ABD ve İsrail saldırganlarına karşı İran devleti adına ve onunla aynı mevzide yer alacağı vaadinde bulunuyor. Aslında bu tutumuyla objektif olarak, ABD ve onun liderliğini bir şekilde kabul etmiş olan emperyalist bloğa karşı, başını Çin ve Rusya’nın çektiği emperyalist bloğun saflarında mevzi almış olur (Galiba bu tutumun arka planında, “Dünya halklarının baş düşmanı ABD emperyalizmidir” saptamasından hareketle, “baş düşmana karşı birleşilebilecek tüm güçlerle birleşmek” gerektiği fikrinin mekanik yorumu yatıyor.). Çünkü İran (daha önce de Suriye) emperyalistler arası yeniden paylaşım savaşının sıcak çatışma yaşanan bir sahası pozisyonundadır. Bu gerçeği es geçmek, genel tabloyu doğru okuyamamakla alakalı olsa gerek. Ve şu da bir gerçek ki İran’ın son savaşta sergilemiş olduğu performansın arkasında emperyalist Çin devletinin aktif desteği söz konusudur. Yani Ukrayna ve İran, farklı emperyalist bloklar hesabına bir nevi vekalet savaşı yürütüyorlar. İran da bu somutta Çin’in, özellikle de ABD emperyalizmini ve büyük kapışmayı test ettiği bir saha oluyor.

 

Hamaney için yas tutmak

Keza “Halk Okulu” dergisinin 330. Sayısında da ABD ve İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybeden dinci, kan emici lanetli zorba Hamaney için şu ifadeler kullanılabiliyor: “İran halkının meşru dini lideri Hamaney katledildi.”

 

Kendisini sol-sosyalist olarak tanımlayan bir yapının, yarım asra yakın bir süreden beridir kuruluşundan itibaren halka, ama özellikle de kadınlara ve farklı uluslara yapmadığı zulmü bırakmayan bir sistemin kurucu liderlerinden olan ve 30 yıla varan bir süredir de bu zulmün doğrudan karar merciinde oturan bir zorba diktatörü “İran halkının meşru lideri” olarak sunması akla ziyan bir şey olsa gerek.

 

Hani “Ülkenin meşru lideri” dense, amenna. Çünkü nihayetinde oradaki sistemin kendi yasal mevzuatı içinde seçilmiş olduğundan; ulusal ve uluslararası hukuk nezdinde meşruiyeti söz konusu olur. Ama söylenen de kastedilen de bu değil! Bu katil, sırf emperyalist saldırganlar tarafından katledildi diye onu “İran halkının meşru lideri” olarak onurlandırıp sahiplenmek, en başta da yıllardır çok ağır bedeller ödeyen çeşitli milliyetlerden kadınlara, öğrencilere, solcu ve demokratlara, keza başta Kürtler olmak üzere diğer ulusal topluluklara ihanet etmek anlamına gelir.

 

Pusula yitimi

Bu pusula yitimi, DHKP/C lileri Hamaney’in cenaze merasimine katılma arzusuna kadar savurmuş görünüyor. Örneğin Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği başkanı Eda Deniz Haydaroğlu yaptığı bir açıklamada, şayet Alman devleti tarafından İran’a gidişleri engellenmemiş olsaymış; “İran halkının meşru dini lideri Ali Hamaney’in defin işlemine katılmayı” dahi planlamış olduklarını dile getiriyor. Bu sözler edildikten, bu niyet beyanında bulunduktan sonra gidip gitmemelerinin, cenaze merasimine fiili olarak katılıp katılmamalarının bir hükmü yok. Azılı bir halk düşmanı, dini taraftarlarının değil ama milyonlarca insanın ve ama özellikle de kadınların, adeta her gün iki-üç gencinin darağaçlarında sallandırılan Kürtlerin, sistem karşıtı solcu ve ilerici demokratların lanetle andığı bir katil, bu arkadaşlar nezdinde bu halkın meşru lideri ve kahramanı ilan ediliyor. Sol-sosyalistler açısından bunun kabul edilebilir makul bir izahatı olmasa gerek.