Erdoğan rejiminin “dini ve milli hassasiyetler” zorbalığı

 


Halil Gündoğan

23.07.2026

 

Sömürü ve zorbalığı meşrulaştırma araçları

Üretim araçlarının özel mülkiyeti sisteminin var ettiği tüm iktidar aygıtları, din başta olmak üzere, sürecin öne çıkan tüm diğer “milli hassasiyetlerini”, sömürü ve zorbalığı “meşrulaştırmanın”, toplumu bunlarla baskılamanın ve dolayısıyla da sistemlerinin devamını sağlamanın “en elverişli” araçları olarak kullanagelmişlerdir. Ancak bu genel kullanmanın dışında din ve “milli değerler”, dinci ve milliyetçi/ırkçı faşist kesimler tarafından, bir tahakküm ve hizaya çekme sopası olarak kullanılmaktadır. Orta Çağda kiliselerin ve diğer şeriat sistemlerinin, yakın dönemde Hitler’in ari ırk, İran’ın Molla rejimi veya İŞİD-Taliban gibi “radikallerin” İslami tahakküm saplantılarının insanlığı ve toplumsal yaşamı nasıl bir felaketle yüz yüze bıraktıkları herkesin malumu olsa gerek. Aynı şekilde halifeliğin Osmanlı sultanlarında olduğu dönemde sırf “aykırı” inanış sahibi oldukları için on binlerce Alevinin topluca katliamlardan geçirildiği de tarihin hafızasında kayıtlıdır. Yine benzer şekilde TC. döneminde de on binlerce Dersim Kızılbaşının nasıl kıyımdan geçirildiği de bir sır değil. Keza yakın dönemde yüzlercesinin Maraş, Çorum, Sivas Madımak ve İstanbul Gazi’de İslam dini aşkına nasıl hunharca katledilebildikleri, tüm çıplaklığı ve yakıcılığıyla orta yerde duruyor.

 

Cihat: İstila ve zorbalık

“İslam barış dinidir” der, İslam adına söz kuranlar, değil mi? Ama her dinin olduğu gibi İslam dininin temelleri de kan-revan içindedir. Örneğin “İslam dininin korunması, savunulması ve Arap Yarımadası dışına yayılması” amacıyla gerek bizzat Hz. Muhammed ve gerekse Dört Halife döneminde bir dünya kadar kanlı savaş gerçekleştirilmiştir. Bunlardan en bilinen bazılarını saymak gerekirse: Bedir, Uhud, Hendek, Yermük, Kadisiye, Mute vb. vb. Bu savaşların tek gerekçesi vardır: Direnç gösteren kabileleri “Hak dinine” biat etmeye mecbur bırakma! Yani hani deniyor ya: “Güzellikle olmuyorsa, zorbalıkla.”

 

Bu savaşlarla İslam dini, “baba ocağı” (İslam da diğer dinler gibi ataerkil olduğundan, ortaya çıktığı alanı “ana yurdu” olarak değil de “baba ocağı” olarak ifade etmek çok daha isabetli olacaktır.) Arap Yarımadası dışına çıkarak Orta Doğu, Asya ve Afrika’ya yayılabilmiştir. Yani bunların tümü kılıç zoruyla başarılmıştır. Aynı şekilde, İslamlıklarıyla gururlanan ve daha çok Tengrici ve Şamanist olan Türkler ve daha çok Zerdüşt olan Kürtlerin ezici çoğunluğunun da bu “Hak dinini” Arapların kılıçlarının hüneriyle kabul ettikleri de yine tarihi bir gerçeklik değil midir?

 

Öte yandan çok enteresandır ki bu “barış dini”, kurucu lideri Hz. Muhammed’in ölümünün hemen ardından kendi içinde yine kanlı-kıyıcı bir iktidar kavgasına girişmiş. Birbirini inkâr eden birçok mezhebe bölünmüş. Bu mezhepler arası, kanlı hesaplaşmalar yaşanmış vs. vs. Tabii kanlı iktidar kavgasının en yakın dönem tipik örneklerinden biri de herhalde ki Erdoğan kliği ile Gülenci klik arasında yaşananıdır.

 

Yeni bir siyasal sistem olarak İslam

Özetle, İslam dini de diğer tüm dinler gibi, verili süreçlerin toplumsal realiteleri içerisinde belli şahsiyetler tarafından formüle edilen ve temel amacı, toplumsal yaşamı bu fikirlere uyarlı olarak yeniden reorganize etmek olan birer ideolojik-siyasi “manifesto”dan başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından kolay kabullenilip benimsenebilmesi için de sonsuz ve tarifsiz bir “kutsal korku” jeneriği devreye sokulmuştur. Malum olduğu üzere bunlar; her şeyi bilen, gören ve duyan; hiçbir yerde olamayan ve ama her zaman her yerde olan, merhameti kadar kahredici öfkesi de olan, iyileri “öbür dünya cenneti” ödülüyle; kötüleriyse “öbür dünyanın cehennem ateşi azabında sonsuza dek yakarak” cezalandıran, sırı ve hikmetine sual olunmaz gizemli bir “muktedirin” hükümleri olarak sunulmuşlardır.

 

Ahlaki olmasa da akıllıca bulunmuş bu yönetme ve hükmetme tarzı ve keza dayatılan kılıç tercihi sayesinde kısa denilebilecek bir zaman dilimi içerisinde yığınca insan, adına “din” denilen bu “yeni toplumsal sistem ve yönetim tarzı kurallarını” kabul etmiş. Gelişim süreci içerisinde mutlak iktidarını sağlama alma adına da “Tanrı kelamı sorgulanmaz” kutsiyeti altında tam bir sansür ve koşulsuz biat dayatılmış. Bunun hayat bulması için de şeri hukuk oluşturulmuş. Bugün bu şeri hukukun en yalın ve katı hali İran, İŞİD, Taliban vb. örnekler somutunda vücut buluyor.

 

İslamist hukukun en rafine hali

İslamist bazı çevreler tepkileri yumuşatmak gayesiyle, İŞİD vb. örneklerin asla İslam’ı temsil etmediği yalanına sığınıyor. Fakat emin olabiliriz ki yürekten inandıkları şey, o örneklerin tam da katışıksız arı İslam olduğudur. Bunu nereden biliyoruz? “Aykırı” inanış sahibi olması sebebiyle katledilen Hallac-ı Mansur’dan ve derisi yüzülerek katledilen Seyyid Nesimi’den, Pir Sultan Abdal’dan biliyoruz. Başka nereden biliyoruz? “Camiyi yaktılar” yalanıyla Maraş’ta gerçekleştirdikleri o vahşice katliamdan biliyoruz. O katliamın önde gelen faillerinden Ökkeş Kenger isimli katilin milletvekili yapılarak ödüllendirilmesinden biliyoruz. Başka nereden biliyoruz? Salman Rüştü’nün “Şeytan Ayetleri” kitabından alıntılar yapan Aziz Nesin’i bahane ederek, kısa sürede binlerce yobazın “Allahu ekber” ulumalarıyla Madımak Otelini ateşe vererek, 33 insanımızı katletmelerinden biliyoruz. O dönem Sivas belediye başkanı sıfatıyla ateşe benzinle giden yaratığın sonraki süreçte milletvekili yapılmasından, “o kadar insan bir futbol karşılaşmasında da ölebilirdi. Bunda büyütülecek ne var?” diyen/diyebilen, dönemin başbakanı Tansu Çiller aparatından biliyoruz.  Başka nereden biliyoruz? Ramazan orucu tutmadığı için bir grup İslamist dini yobaz tarafından katledilen Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisinden biliyoruz. Başka nereden biliyoruz? Sezen Aksu’nun şarkısında geçtiği varsayılan “milli değerlerle alay etme” iddiası karşısında bizzat Tayip Erdoğan’ın sarf etme cüreti gösterdiği: “O dili kesmesini çok iyi biliriz biz.” sözlerinden, keza Hz. Muhammed’i tasvir ettiği iddiasıyla taşlanan ve ardından da hakkında dava açılan LeMan dergisinden, Kanuni Sultan Süleyman’a ilişkin hiciv yapan kadın bir komedyenden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “gözünün üstünde kaşın var” deme gafletinde bulunan yüzlerce kişiye açılan hakaret davalarından biliyoruz. Ve keza dini, peygamberi, kutsal kitapları ve Erdoğan’ı bazı özellikleri üzerinden hicveden solcu ve Alevi bir gencin “dini ve milli değerleri aşağılamak” ve keza yetmemişmiş gibi bir de “ulu bir Türk büyüğü” ve “yüce Türk devletinin” Cumhurbaşkanını hicvetme cüretinden ötürü tutuklanıp hapsedilmesi gibi daha bir dolu somut örneklerinden biliyoruz.

 

Siyasal İslam ve Erdoğan iktidarı

Tüm bu ve daha pek çok pratik örneği şunu açıkça ortaya koyuyor ki “din” asla sadece edilgen bir “Allaha iman etme” ritüel ve bireysel bir ibadet olayı değildir. Din, ortaya çıktığı her toplumsal yapıyı tepeden tırnağa reorganize etme gayesine sahip, ideolojik-siyasi bir format iddiasına sahip olmuştur. Dolayısıyla da din, aslında tam anlamıyla siyasi bir olgu olup, kendi kural ve prensiplerine uyarlı, toplumsal bir sistem inşa etme amacı güder. Ayrıca sırf ortaya çıktığı o çekirdek/lokal alanla sınırlı olarak da değil, istilacı ve yayılmacı evrensel bir tahakküm peşindedir. Örneğin bunun en yakın pratiğini, kısa sürede Orta Doğu, Afrika ve Asya’nın pek çok yerinde pıtrak gibi yayılan ve yıldırım hızıyla birçok yeri istila edip orada hemen en katı ve saf haliyle şeri hukuku dayatmasında, kendisinden olmayan toplumların çocuk yaştakiler de dahil tüm kadınlarını “cariye” alma ve “köle kadın pazarlarında” satmasında görüp tanık olduk. Keza aynı şekilde İran Molla rejiminin nasıl kısa bir sürede o seküler toplumsal yaşamı ve dinamiklerini acımasızca tasfiye ettiğine, dört yıl gibi bir sürede on bin ile ifade edilen solcu ve demokratı katletme pahasına bu rejimi oturtma gözü karalığına tanık olduk.

  

Dinci bezirgân başı Tayip Erdoğan’ın sırf içinde “İslam” kelimesi geçiyor diye İŞİD ismine itiraz etme ucuz numaraları, İŞİD veya Taliban’ın veya İran Molla rejiminin İslam’ın en bakir halini temsil ettiği gerçeğini değiştirmeye yetmeyecektir. Çünkü İslam’ın tarihi baştan aşağı kan ve zorbalık tarihidir. Başkalarına tahammülsüz bu kanlı tarihi miras, en yalın haliyle yeni ve “özgün” bir şeri sistem kurma sevdasında olan Tayip Erdoğan’ın Sünni İslam mezhebi dışındaki diğer mezheplerden özellikle Şiilere ve özel olarak da Kızılbaşlara karşı gizleyemediği kin ve nefretinde dip diri yaşıyor.

 

İslam dini, tarihi olgularla sabittir ki kuruluşundan, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne kadar olan tüm bu tarihi boyunca, şeri hukuk ile devletin toplumu yönetmesinin temel enstrümanı olarak işlev görmüştür. TC. Devletinin kuruluşuyla birlikte şeri hukuk geçersiz kılınmış ise de ancak din, devletin elinde yine ikinci bir yönetim sopası ve motivasyon aracı olarak etkin bir şekilde işlevli olmaya devam etmiştir.

 

İktidarın başat baskı sopası

TC. Devletinin dini bir yönetim sopası ve motivasyon aparatı olarak kullanma dozu, Mısır kökenli şeriatçı Müslüman Kardeşler ekolünden bir şeriat özlemcisi olan ve ama bir ABD ve İngiliz projesi olan “ılımlı İslam” gömleği giydirilerek, bölgesel roller de yüklenen Tayip Erdoğan’ın çeyrek asra varan iktidarı döneminin özellikle son on yıllık diliminde tırmanarak yükseldi. Erdoğan iktidarı bugün artık çok daha aleni ve cüretkâr bir şeri militan kararlılığıyla dini, “din ve milli hassasiyetler” kılıfı altında, iktidarının en başat baskı sopası ve motivasyon aparatı haline getirmiş durumda. Yapmayı tasarladıkları yeni anayasa ile bunun hukukunu da oluşturarak, tamamen dokunulmaz kılmak istiyorlar. Tutuklama ve bir bardak suda fırtınalar koparırcasına en ufak bir söylemi bile gaddarlık derecesinde bir linç etme gayreti, aslında toplumu, toplumun en diri dinamikleri üzerinden korku atmosferi girdabına sokma amaçlıdır. Bu, tasarladıkları şeri sisteme “yumuşak geçiş” ortamını hazırlamaya da hizmet edecektir. Erdoğan iktidarının aslında özellikle bu konuda tamamen rövanşist bir mantalite ile hareket ettiği idrak edilebilirse, o cehennem taşları döşeten iyi niyetli yaklaşımlar belki bir an önce terk edilerek, karşı bir direniş hattı örme iradesi daha kolay oluşturulabilir.