Halil Gündoğan
28.07.2026
Süleyman Cihan’ın katlediliş tarihine ilişkin muamma, üzülerek belirtmeliyim ki hâlâ devam etmekte. Hâlâ birçok kişi ve kesim onun üç aylık ağır işkenceler sonucu, polis sorgu merkezinin, İstanbul Gayrettepe’deki 1. Şubesinde katledildiğini yazıp çizmeye devam ediyor. Devlet yetkilileri de onun yer gösterme esnasında pencereden atlayarak intihar ettiği masalını yayarak, işkenceyle katlettikleri gerçeğini karartmak istiyor. Keza 29 Temmuz sabahı itibariyle onun 1.Şubeye götürüldüğü fısıltısını üfledi orada bulunan ben ve diğer tutsakların kulaklarına. Aynı zamanda onun uzunca bir süre Gayrettepe 1. Şubede olduğu mizanseni etrafında, ailesi, yoldaşları ve kamuoyu aldatılarak oyalandı. Özelikle eylül sonu ve ekim başlarında orada tutulan bazı devrimci kişilerin bizzat duyduklarını söyledikleri; “Ben Süleyman Cihan. İşkencedeyim. Beni öldürecekler.” (Mealen) şeklindeki bu beyanları, aslında yine tamamen mizansendi. (*) Fakat bu “tanıklık”, örgütü tarafından baz alınarak, Süleyman Cihan’ın katlediliş tarihi ve şekli buna uygun bir şekilde kurgulandı. “Kurgulandı” diyorum, çünkü elde, o “tanıkların” beyanı dışında başka hiçbir maddi kanıt olmadan yapılmıştı “resmi” açıklama.
Fakat örgütü galiba; “söz ağızdan bir kere çıkar” prensibine çok sıkı
bağlığından ötürü olsa gerek ki daha sonra ailesi ve avukatlarının ulaştığı
bilgi ve belgeler üzerinden yeni bir değerlendirme ve açıklama yapma gereği
duymadı. Tabii ki bu tutum esas olarak örgütünün ve birinci derecede de karar
merciinin bariz şekildeki duyarsızlık ve sorumsuzluğunun da bir göstergesidir
aslında. Çünkü aile ve avukatları katledilişinden takriben 85 gün kadar kısa
bir süre sonra onun “Zindanarkası Mezarlığı’nın kimsesizler bölümüne ‘kimliği
meçhul’ olarak gömüldüğü” bilgisine ulaşmışlardı.
Bu bilgiye, Ahmet Cihan ve Mehmet Çetin’in ortaklaşa hazırladıkları ve 2011
yılında okurla paylaşılan: “Süleyman Cihan: Komünist Bir Önderin Yaşamı” isimli
kitapta belgelere dayalı teferruatlı anlatımlardan da rahatlıkça anlaşılacağı
üzere, devlet yetkililerinin yapmış olduğu; “Bostancı semtinde yer gösterme
esnasında pencereden atlayarak intihar eden kimliği meçhul kişi” açıklamasının
izi sürülerek ulaşılmış.
Bu belgeler arasında bulunan savcı ve doktor tutanağı ve ardından adli tıp
raporu zaten olayın bir intihar olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu tutanaklarda,
yukardan atılmazdan önce ölüm olayının gerçekleşmiş olduğu, ölüm nedenin darp
edilme olduğu da açıkça belirtiliyor. Keza savcının tutuğu tutanakta bir
ayrıntı dikkatimi çekmişti. Cesedin üzerindeki pantolonun cebinde şu an
miktarını hatırlayamadığım az bir miktarda para olduğu kaydedilmişti. Bu para,
Süleyman Cihan’ın tutsak edildikten sonra polisin tutuğu tutanakta da mevcuttu.
Paranın tekrar kendisine verildiği de kaydedilmişti.
Olay yeri savcı ve hekim raporu 29 Temmuz 1981 tarihli. Yani Süleyman Cihan
28 Temmuz’u 29 Temmuz’a bağlayan gece katledilmişti. 28 Temmuz günü öğleden
sonra saat 15:00 sularında getirilmişti Sanasaryan Han’a. O akşam saat: 20:00
sularında kendisiyle kısa bir merhabalaşmamız olmuştu. 29 Temmuz sabahı orada
değildi. Görevli bir memura sorduğumda, 1. Şube polislerinin aldığını
söylemişti. Yani Süleyman Cihan, tutsak edildiğinin üzerinden daha tam gün bile
geçmeden, uygulanan kontrolsüz aşırı işkence sonucu katledilmişti. “Kontrolsüz”
diyorum, çünkü onlar bu kadar kısa sürede öldürmeyi planlamış olamazlar. Çünkü
daha; “İçi Mark dolu o yeşil valizi bize vereceksin Süleyman Cihan” sorgusunun
ötesinde bir sorgu aşamasına geçmiş değillerdi. Bir örgütün genel sekreteri
ellerinde olacak ve ama onun örgüte ilişkin bilgileri alma amaçlı sorgusu yapılmadan
hemen öldürmek istemezler, değil mi?
Sonuçta Süleyman Cihan bu kontrolsüz ağır işkence sonucu “ellerinde kaldı.”
Bunun paniğiyle, şube müdürü Mehmet Ağar ekibi alelacele bir plan yaptı. Hem yüksekten
atılarak intihar süsü verilecekti ve ama hem de kimliği belirsiz meçhul kişi
görünümüne sokulacaktı. Akıllarına Bostancıdaki o boş ve yine kendileri
tarafından mühürlenmiş, “örgüt evi” daire geldi.
Yani özetle, TKP (ML)’nin işkenceyle katledilen 2. Genel Sekreteri,
komünist önder Süleyman Cihan yoldaşın katledilişin anatomisi genel hatlarıyla
böyle.
Ahmet Cihan ve Mehmet Çetin’in yukarıda adı verdiğim kitabındaki belgeleri
görünce, hem A. Cihan’a ve hem de örgüte uzunca birer mektup yazıp, kurgulanan
o hikâyenin belgeler üzerinden düzeltilmesini istedim. Keza ayrıyetten birçok
kereler hem MKP ve hem de TKP(ML) yi bu düzeltmeyi yapma sorumluluğuna davet
ettim. Sonuçta çok çok gecikmeli de olsa en azından katlediliş tarihi MKP ve
TKP/ML tarafından 29 Temmuz 1981 olarak düzeltilmiş oldu. Bunu, olması
gerektiği gibi kamuoyu ile paylaştıkları bir özeleştiriyle mi yaptılar, doğrusu
bunu bilmiyorum. Ama yapmamışlarsa da şaşırmam. Çünkü realitemiz biraz şunu
andırıyor: “Deveye sormuşlar, ‘boynun neden eğri?’ diye. ‘Nerem doğru ki?’ diye
yanıtlamış.”
Bu vesileyle komünist önderimiz Süleyman Cihan’ın değerli anısı önünde bir
kez daha saygıyla eğiliyorum. O gerçek anlamda bir kavga insanı ve parti
militanıydı. Ondan bana onu tanımış ve kısa da olsa önderliği altında faaliyet
yürütmüş olmanın gururu kaldı.
(*) Bu tür, bir diğer ilginç kurgusal anlatım örneğini de Metris
Firarilerinden Mustafa Yıldırımtürk yazmış, “İzler” isimli kitabında. Özetleyecek
olursak: 17 Haziran günü bir
randevuya giderken durduruluyor. Bir fırsatını bulup kaçmaya yeltenirken,
polisler tarafından vuruluyor ve böylece yaralı olarak tutsak düşüyor.
Hastanede ayaküstü tedavisi yapıldıktan sonra Sanasaryan Han işkence merkezine
götürülüyor. Kendi anlatımına göre: “Gözaltına
alındığımın ikinci günü, aynı odaya Süleyman Cihan’ı sürükleyerek getirip bir
sıraya uzattılar. (Yani demek oluyor ki
19 Haziran. Bn.) Süleyman Cihan
çok ağır işkence görmüş, inliyordu. Ben de yerimden kalkamıyordum, bir
fırsatını bulup gözümdeki bandı indirerek ona baktım ve konuşmaya çalıştım.
Beni fark etti, duydu ama konuşacak takati yoktu. Sadece inliyordu, durdumu çok
kötü görünüyordu. Onunla aynı odada birkaç saat birlikte kalmıştık. Sabaha
karşı onu tekrar sürükleyerek götürdüler. Daha sonra polisler işkencede
öldürdükleri Süleyman Cihan için ‘kaçarken
vuruldu’ diyerek basın açıklaması yaptılar. (…) (abç)”
