Halil Gündoğan
25.06.2026
“Başkan
ideallerinden vazgeçmedi”
“Ortadoğu uzmanı” unvanı sahibi de olan sayın Faik Bulut, Öcalan’a ilişkin son iddia ve yorumuyla herkeste bir şaşkınlık yarattı adeta. Hatırlanacağı üzere, kısa bir süre önce katıldığı bir etkinlikte aynen şunları söyleyebilmişti:
“Başkan, her şeye hazır olunması gerektiğini ifade ediyor. Ben 40 yıldır
Öcalan’ın bir harfini bile kaçırmayan biri olarak söylüyorum; Öcalan statüyü,
dili ve birçok şeyi dile getirmeyebilir ama bu iddiasından asla vazgeçmedi. Ben
tüm okumalarından görüyorum ki Kürtlerin taleplerinden vazgeçmiyor.” (*)
Derdin ne senin?
Bu sözler karşısında doğal olarak kendisine sormak gerekiyor: “Sayın Faik Bulut, senin derdin ne, ne
yapmaya çalışıyorsun?” Evet bunu sormak gerekiyor. Çünkü ortada son derece
maksatlı bir yaklaşım ve manipülasyon durumu var. Bahçeli ve diğer bir kısım “devletin sadık memurlarının” (örneğin
profesör Mümtaz’er Türköne gibi) yaptığı gibi, allayıp pullayarak Öcalan’ı
kamuoyuna şirin ve makul bir bilge ve keza Apocu müritlerin yaptığı gibi, onu
dava ve ideallerinin tavizsiz kararlı savunucusu olarak sunmak gibi, aslında
hiç de gerçek olmayan, maksatlı olarak manipüle edilen bir durum söz konusu.
Kırk yıldır Öcalan’ın bir harfini bile kaçırmaksızın onu yakından takip
ediyor olabilirsin. Ama sen şayet Apo müritliğine terfi etmediysen veya
kayyımla atanmış “sadık devlet memuru” kervanına katılmadıysan, bilir ve teslim
edersin ki Öcalan çeyrek asırdır devletin elinde. Ona hizmet edeceğine dair
yemin billah sözler verdiğinin kanıtı birçok yazılı ve görsel kayıt da söz
konusu. Dolayısıyla da onlara hangi sözleri verip vermediğini, keza ne tür
kirli pazarlıklar yapıp yaptığını da bilemez ve emin olamazsın. Böyle olunca da
bu derece üst perdeden kefil olamazsın ona. Zorunlu olarak bir ihtiyat payı
bırakman gerekiyor. Tabii şayet derdin gerçekleri halka ulaştırıp, onları aydınlatmaksa.
“Kürt davası” adına
vazgeçmediği ne kaldı?
İddia ediyor ya sayın Bulut: “Öcalan statüyü, dili ve birçok şeyi dile
getirmeyebilir ama bu iddiasından asla vazgeçmiyor.” İyi de böyle olduğundan
nasıl bu kadar eminsin? Bunun için hangi haklı gerekçe ve kanıtlara sahipsin? Onunla
özel görüşmeler mi yapıyorsun ki taktik ve takiye yaptığına seni bu derece ikna
edebildi?
Kolayca kandırılacak saftirik biri değilsen; senin de baz alman gerekenler,
kamuoyuna yansıyan yazıları, görüşme tutanakları ve beyanlarıdır, öyle değil mi?
Diğer türlüsü senin müneccim kabiliyetini veya devlet ile Öcalan arasında gizli
saklı yapılan görüşmelerin sır ortağı olmanı gerektirir.
Öcalan’ın kamuoyunca bilinen yazı ve beyanatlarının tamamı ise, tartışmasız
bir şekilde, onun 1990’lı yıllar itibariyle, sistemli bir şekilde fikir ve
“paradigma” değiştirdiğinin kanıtıdır. Bu belgeli gerçekliğe rağmen kalkıp o
sözleri edebiliyorsan; insanlar doğal olarak dürüstlük ve samimiyet sorgusu
yapar. “Acaba bir kayyım vakası daha mı söz konusu olmuştur?” diyerek, ince
eleyip sık dokumaya yönelirler. Haksız da sayılmazlar. Çünkü ortam olabildiğince
kötü ve zehirli. Kimin ne zaman ve nasıl takla atacağı artık öyle kolayca
kestirilebilir olmaktan çıkalı çok oldu.
İddia edildiği gibi Öcalan dili, statü ve diğer şeyleri dile getirmiyor
değil, getiriyor. Bunlardan en başta UKKTH olmak üzere, Kürtlerin, ulus
olmaktan kaynaklı tüm kolektif haklarından vazgeçmelerini buyuruyor. Hem öyle
ezop dili falan kullanarak da değil. Okuyan herkesin gayet net olarak
anlayabileceği bir açıklık ve dobralıkla. Bunun son döneme dair en çarpıcı
kanıt belgesi 27 Şubat tarihli çağrısıdır. Keza PKK’nin fesih kongresine
yazdığı o utanç vesikasıdır. Hatırlanacağı gibi bunların hiçbirinde, hiç
olmazsa Kürtçenin ikinci resmi ve eğitim dili olması talebini dahi gündeme
getirmedi. PKK’nin kendisini feshetmesi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması
karşılığında, bir “jest” kabilinde de olsa bu kadarını dahi devlete dayatmadı. Ama
buna karşın tüm derdinin, varlığını adadığı "büyük" Türk ulus devletine dört
parçadaki Kürtleri entegre ederek, onu İsrail’in rakibi olarak bölgenin ikinci
süper gücü yapmak olduğunu gururlanarak ilan ve beyan etmekte bir beis de
görmedi vs. vs.
Böyleyken, sayın Faik Bulut kalkıp; “Başkan ideallerinden vazgeçmedi”
diyebiliyorsa, demek ki ya o da yukarıda bahsi edilen “sadık devlet memuru”
mertebesine transfer olmuştur ya da değişmedi dediği Öcalan ideallerinin ta
baştan itibaren; “Kürt sorununu Kürtleri Türk ulus devletine entegre ederek
çözmek” olduğunu bir şekilde biliyormuş.
Başka bir izahatı yok bunun. Çünkü Öcalan’ın Kürt ulusal davasına ilişkin dün
ileri sürdüklerinden geriye hiçbir şey kalmamıştır. Ama sayın Bulut pişkinlikle
kalkıp şu anlama gelecek şeyleri rahatlıkla söyleyebiliyor: “Dile getirmediğine
bakmayın. Başkan, Türk devletini ve milliyetçi kesimi ürkütmemek için takiye
yapıyor. Zaten yoldaşları onun ne demek istediğini anlıyor ve biliyor. Bu
yüzdendir iradelerini gönül rahatlığıyla kendisine teslim etmeleri.”
İhaneti perdeleme
rolü
Şimdi böylesi bir tutum içine girmiş olan sayın Bulut’un, yukarıya
aktarılan o sözlerinin nasıl bir değeri olabilir acaba? Tabii ki gerçeğin
temsili anlamında hiç, ama hiçbir değeri olmaz, olamaz da. Keza bu tür bir
söylem, topluma karşı titizlikle korunması gereken o objektif ve vicdani olma
sorumluluğunu da parçalayıp atmış olur. Daha da önemlisi bu tutumuyla, devletin
Öcalan üzerinden kurgulayıp uyguladığı Kürtleri Türk ulus devletine entegre
etme projesine, Öcalan’ın ihanetçi rolünü örtüleyerek doğrudan hizmet etmiş
olur. Aynı şeyi bunca aleni ihanete rağmen onu hâlâ da “Kürt halk önderi”
olarak görüp taktim edenler de yapıyor. Bunca ağır bedeller ödemiş bir halka bu
kötülüğü yapmaya kimsenin hakkı yok. Buna sessiz kalmaya da!..
(*) (https://www.guneydoguekspres.com/faik-bulut-ocalan-iddiasindan-asla-vazgecmedi)
