Sorgulanması gereken esas sorun, CHP’ye neden kayyım atandığıdır


 


Halil Gündoğan

26.05.2026

 

Olgunun adı ve özü

Yargı marifetiyle, dinci faşist Erdoğan iktidarı tarafından, tıpkı belediyelere ve muhalif kesime ait birçok kuruma yapıldığı gibi, CHP’ye de kayyım atanmıştır. Öncelikle olgunun adı ve özünün, bu tam haliyle dosdoğru ifade edilmesi gerekiyor. Atanan kayyımın CHP eski genel başkanı Kılıçtaroğlu olması ve keza bu kişinin seçimi kaybettiği kurultayın iptal davasını yine bir başka CHP mensubunun açmış olması, ne Kılıçtaroğlu’nu atanmış kayyım olmaktan çıkarır ve ne de bu yapılanın ana muhalefet partisine karşı tezgahlanmış siyasi bir darbe olduğu gerçekliğini karartır.  Dolayısıyla da burada takınılması gereken tavır, doğrudan Erdoğan’ın bu siyasi darbeciliğine karşı olmak zorundadır. Sorgulanması gereken ana konu, Kılıçtaroğlu’nun “bir proje” olarak oynadığı rol ve sorunun CHP’nin bir iç iktidar meselesi olup olmadığı değil; Erdoğan’ın bunca iç ve dış kamuoyu tepkisini ve keza zaten dünya kadar sıkıntısı olan ülke ekonomisine maliyetini de göze alarak bu operasyonu neden yaptığıdır. Keza bu operasyonun ne tür bir ihtiyacın ürünü olduğu ve toplumun siyasal yaşamını nasıl etkileyeceğinin sorgulanmasıdır esas olan.

 

Yanılgı sonuçları

Bu yapılmadığı takdirde, sorun kolayca CHP’nin iç iktidar kavgası veya burjuva klikler arası dalaş olarak tanımlanıp, kayıtsız kalmak gerektiğinin “haklı gerekçesi” yapılacaktır. Nitekim birçok kişi ve kesim maalesef ki böyle de yapıyor. Bu ise, doğal ve kaçınılmaz olarak gerçek faili ve amacının gizlenmesine hizmet edeceği gibi; iktidarın bu yaptığıyla toplum yaşamını nasıl çok daha doğrudan anti demokratik ve daha despotik bir cendereye sokacağı bilincinin ve toplumsal reaksiyonunun oluşmasını ciddi şekilde sekteye uğratacaktır.

 

Dolayısıyla da sorunu Kılıçtaroğlu ve CHP’nin iç iktidar mücadelesi üzerinden sorgulayarak burada boğmak kadar, sorunu klikler arası rutin bir dalaş addedip, buradan da “bu kavga bizim kavgamız değil” tarzı, keskin sol afili laflarla kayıtsız kalmayı salık veren yaklaşımlar da siyaseten yanlış ve hatalı yaklaşımlardır. Öte yandan bu her iki tutum da siyasal iktidar ve keza demokrasi mücadelesi yürüten kesimleri kaçınılmaz olarak iktidar yedeğine düşürecektir.

 

İktidar bloğunun stratejik hesapları

İktidar bloğunun stratejik hedefinin, hem fiiliyattaki ikili hukuka son vermek ve hem de şeri ve modern hukuku bir arada var eden yeni bir anayasa ile başkanlık sistemi şeklinde dizayn edilen otoriter sistemi daha bir tahkim ederek, içte ve dışta daha güçlü merkezi bir devlet yapısına kavuşturmak olduğu, herhalde ki artık anlaşılmış olsa gerek. Bahçeli ile Erdoğan’ın stratejik ortaklığının da esasen bu asgari müşterek üzerinden kurulduğu ve devam ettiği de artık bir sır olmasa gerek. Tabii bu hedefe ulaşmanın yolunun iç ve dış desteğin önemli oranda sağlanmasından geçtiği de açıktır. Dış desteğin özellikle mevcut konjonktürün etkili emperyalist odakları olan ABD ve NATO’un yanı sıra Rusya’dan da sağlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. İç desteğin hatırı sayılır bir kısmını Öcalan üzerinden Apocu Kürt Siyasal Hareketinin bir şekilde “uysallaştırılması” ile sağlandığı, keza toplumsal muhalefetin radikal sol cenahının baskı ve şiddetle etkisiz kılınmasıyla önemli bir yol temizliğinin sağlanarak oluşturulduğu da ifade edilebilir.

 

CHP’nin oyun bozan tutumu

Fakat bunlar yeterli değil. Cumhuriyetin kurucu ana öğesi olan ve bu anlamıyla da sistemin adeta ana taşıyıcı kolonu olan CHP’nin de rızasının alınması veya engel oluşturmayacak cılız bir direnç noktasında tutulması gerekiyordu. Kılıçtaroğlu liderliğindeki CHP muhalefeti işte tam da bu cılız muhalefet performansıyla iktidar bloğu için biçilmiş kaftandı. Ancak CHP yönetiminin iktidar olma güçlü iradesiyle Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel ekibinin eline geçmesiyle birlikte, iktidar bloğunun hesapları alt üst oldu. Çünkü tutum ve icraatlarıyla her seferinde ekmeğine yağ süren o cılız ana muhalefet partisi gitmiş, iktidar yarışında kendisini saf dışı bırakma güçlü potansiyeli taşıyan oldukça güçlü bir rakip gelmişti.

 

İktidar bloğu önce “normalleşme” ve uzlaşma hamleleri ile CHP ile asgari müştereklerde anlaşıp, onları da uysal bir “yerli-milli ana muhalefet partisi” çizgisine geri döndürmeyi denedi. Çünkü hem yeni sisteme geçebilmek için CHP’nin desteğine ihtiyacı vardı ve hem de yeni rejimin istediği ana muhalefet partisinin rolü, iktidarın ekmeğine yağ sürmekten ibaret olarak öngörüldüğü için.

 

CHP’yi yola getirme operasyonları

Fakat bilindiği gibi bütün bunlar sonuçsuz kaldı. Ve bu süreçte Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olarak mitinglere falan başlayıp, iktidar yarışına atılınca, iktidar buluğu bu kez, yargı sopası da dahil, iktidar olmanın tüm güç ve olanaklarını kullanarak CHP’yi hizaya çekme planını devreye soktu.  Siyasal tarihe “19 Mart Darbesi” olarak geçen darbeyle en ciddi ve en tehlikeli rakip olan İmamoğlu hapse atılarak, diploması geçersiz sayılarak oyun dışına atıldı. CHP bununla da yola gelmeyi reddedince, CHP’li birçok belediyeye çökme operasyonuyla devam edildi. Bununla da sonuç alınamayacağına hükmedilince, çareyi CHP yönetimine kayyım atayarak onu, arzulanan “majestelerinin yerli ve milli ana muhalefet partisi” yapma seçeneği devreye sokuldu.

 

Doğru tutum

Yani özetle sorun tamamen iktidar bloğunun tasarladığı yeni rejimin anayasal alt yapısını hazırlayabilmek için toplumsal muhalefetin direnç gösterecek irili ufaklı her kesimini o veya bu yolla hizaya çekme sorunudur. Ve sorun, bu hizaya çekmeye ve kurulması tasarlanan rejime tavır alma sorunudur. Yani basbayağısından bizim kavgasını verdiğimiz demokrasi ve devrim mücadelesinin özgün bir evresidir. Yani bu, bugünün siyasal iktidar ve demokrasi mücadelesinde bir “asgari müşterek” eşiğidir. Dolayısıyla da her toplumsal kesim ve her siyasal program kendi penceresinden bu “asgari programa” dahil olacaktır ki zaten normal olan da budur. Önemli olan, birleşilebilecek tüm toplumsal kesimlerle güç ve eylem birliktelikleri gerçekleştirerek, etkili toplumsal direncin ve direnişin örgütlenmesi ve bunun sonuç alıcı kararlılıkla sürdürülmesidir. Tabii ki bu yapılırken iktidar bloğunun hizmetine giren, onun işini kolaylaştıran kesim ve figürler de teşhir ve tecrit edilecektir. Bu, bu mücadelenin doğası gereğidir zaten.