Halil Gündoğan
13.07.2026
Ardahan’a bağlı Damala belediyesi tarafından bir şölen düzenlenmekte. Bu şölenin esin kaynağı ise ilçe sınırları içinde yeralan Karadağlar’da her yılın haziran-temmuz aylarında oluşan gölgenin Atatürk silüetini anımsatmasıdır. Rivayete göre ilk kez 1954’te bir çoban tarafından fark edilen bu benzerlik, sonraki yıllarda, daha çok da turist çekmek için, ilgi odağı yapılmak istenmiş. Derken belediye, 1995 yılında bu işe daha profesyonel bir şekilde eğilme gereği duymuş. Bunu, “Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damala Şenliği” adı altında, geleneksel bir şölene dönüştürmüş. Yani bir başka ifadeyle, oluşan gölgenin Atatürk silüetini anımsatıyor olmasını pazarlamanın vesilesi yapmış. Dolayısıyla da bu şenlik, bir alevi şenliği veya bir başka yöresel kutsiyetin kutlanması şenliği değil; doğrudan, söz konusu o gölgenin oluşturduğu izin Atatürk’e benziyor olmasının kutlanmasıdır. Pınar Aydınlar da işte tam da bu kutlamaya bir sanatçı olarak katkı sunmuş oluyor.
Damala’nın Türkmen Alevilerinin Atatürk sevgisi de onu gururla
sahiplenişleri ve nihayet onun siluetinin kendi dağlarında oluşuyor olmasını
bir şenlik ve para kazanmanın vesilesi yapmalarının da öyle çok fazla
garipsenecek bir yanı yok. Tüm Damala’lıların Atatürk’ü Kaypakkaya’nın
merceğinden bakıp değerlendirmesini beklemek, insafsızlık olur. Halktan
kesimlerin bu Atatürk sevgisi onları “halkımız” olmaktan çıkarmayacağı gibi,
onları “devrim güçleri” dışına da iteklemez. Nitekim değil sıradan halktan
insanlar, kendilerini sol-sosyalist olarak tanımlayan ve ama Atatürk’ü de bir
şekilde sahiplenip savunan kesimler bile, genel anlamda “dost güçler”
kategorisinde yer alabiliyor.
Pınar Aydınlar da Atatürk’ü sahiplenip sevebilir, bunda kesinlikle bir
sıkıntı yok. Tabii Dersim kökenli bir Kürt Alevisinin bu Atatürk sevgisi
genişçe bir kesim tarafından hoş karşılanmayıp, yadırganacaktır da. Bu da gayet
normal. Çünkü Atatürk, 1937-1938 de yaşanan kitlesel Kürt Alevisinin kıyımından
ve binlercesinin yerinden yurdundan sürgün edilmesinden, yüzlerce kız çocuğunun
kaybedilmiş olmasından birinci dereceden sorumludur. Dolayısıyla da normalen Dersimli
bir Kürt Alevisinin Atatürk’e sevgi beslemesi, onu “yüce bir kurtarıcı” olarak
görmesi beklenemez. Ancak ne var ki sırf şeriat ve hilafeti kaldırıp, anayasaya
laiklik ilkesini koydurduğu için, Dersim Alevileri dahil diğer tüm Alevi
camiası Atatürk’e bir “kurtarıcı” gözüyle de bakıyor ve ona, onun manevi gücüne
ve gölgesine sığınmayı yeğleyebiliyor. İşte böylesine de bir özgünlüğü var. Bu özgünlüğünden ötürü Dersimli bir Kürt
Alevisinin Atatürk sevgisi, onun aforoz edilmesinin koşulu olamaz. Olmamalı da.
Pınar Aydınlar aynı zamanda İbrahim Kaypakkaya ve diğer devrimci önderleri
de sahiplenip sevebilir. Bu da onun, ona has bir özgünlüğü olur. Nitekim hem Suphi,
Deniz, Mahir, Mazlum ve Kaypakkaya’yı seven ve hem de “bir ulusun ulusal kurtuluş
savaşının mimar ve önderi” olduğu, keza “şeriat ve hilafeti kaldırıp modern laik
bir hukuk ve eğitim sistemini getirdiği için” Atatürk’ü de seven çok fazla
sol-sosyalist kesim var. Bu da Türkiye ve K. Kürdistan solcularının bir başka
özgünlüğü.
Ama Pınar Aydınlar ideolojik ve siyasi olarak hem Kaypakkacı ve hem de Atatürkçü/Kemalist
olamaz. Çünkü bu ikisi aynı bünyede kendilerine yer bulamaz. Yani böylesine
keskin ve katı iki zıd dünya görüşünü temsil ederler. Dünün değil ama bugünün bir Apocusu veya TKP’lisi
, THKP/C ve THKO’lusu için hatlar bu kadar katı ve keskin değilse de ama söz
konusu Kaypakkaya ise, işin rengi anında değişir. Bu yüzden Pınar Aydınlar’ın
net ve samimi olmak dışında bir şansı ve manevra alanı bulunmuyor.
Pınar Aydınlar gerçek anlamda bir Kaypakkayacımıdır, yoksa Kaypakkaya sempatizanı
birimidir, bu, kamuoyunca pek bilinen bir durum değil. Ama Kendisini
Kaypakkayacı saydığı ve Partizan örgütlülüğü çevresinde durduğu da bir sır
değil. Bundan ötürü tutuklanıp yargılandığı da oldu.
İşte öncelikle bilinen ve genel kabul gören bu kimliğinden ötürü, “Atatürk’ün
İzinde ve Gölgesinde Damala Şenliği”ne katılmasına tepki gösterenler oldu. Bu
tepkilerin önemlice bir bölümü de ağırlıklı olarak bir Kürt Alevisi olarak bu
etkinliğe katılmasınaydı. Tepkiler üzerine Pınar Aydınlar’ın arkadaşlarından
kısa bir açıklama yapıldı Facebook’ta. Söz konusu o afişin Pınar’ın bilgisi
dışında ve muhtemelen de maksatlı yapıldığı ifade ediliyordu. Şenlikten
sonraysa Pınar Aydınlar’ın doğrudan kendisinin bir açıklaması oldu:
“Bugün 27. Damala Kültür Festivali’nde yer aldım ve Alevi canlarımızla,
halkımızla buluştum. Festivalde DEM Parti il yönetimi ile milletvekillerimiz (…)
konuşmalarıyla katkı sundular.”
“Festival kapsamında kamuoyuyla paylaşılan afişte herhangi bir dahlim söz
konusu değildir. Afişi gördüğümde yeni bir afiş tasarlanmasını rica ettim ve
siyasi duruşuma, tercihlerime saygı duyuldu.”
“İşin aslını bilmeden kara propagandaya yeltenilmesini ve şahsıma yönelik
yıpratma çabalarını üzülerek izledim.”
“Beni bilen bilir! Siyasi duruşumdan
ve inandığım değerlerden ödün vermeyeceğimi tüm sevenlerimin, dostlarımın ve
halkımın bilmesini isterim. ‘Çelik aldığı suyu unutmaz’ !!” (Facebook. Pınar
Aydınlar)
Kendi sözlerinden de açıkça görüleceği gibi Pınar Aydınlar bir siyasi
duruşa sahip olduğunu ve inandığı değerlerden asla ödün vermeyeceğini ifade
ediyor. Nitekim bilgisi dışında kendisinin fotoğrafı ve isminin de yer aldığı “Atatürk’ün
İzinde ve Gölgesinde 27. Damala Şenliği” afişine müdahale edip değiştirmesini bunun
pratik kanıtı olarak sunuyor. Peki bu afişte Pınar Aydınlar’ın değiştirilmesini
istediği şey nedir? “Atatürk’ün izinde
ve gölgesinde” ifadesidir. Bu ifadeleri kendi siyasi duruşu ve tercihlerine
ters bulduğunu ifade etmiş. Onlar da buna saygı gösterip, değiştirmişler.
Ama değişiklik sadece internet ortamındaki afişte olmuş. Oysa katılmayı kabul
ettiği festivalin adı 27 yıldır aynı: “Atatürk’ün
İzinde ve Gölgesinde Damala Şenliği”. Bu isim zaten oldukça büyük bir
Atatürk posteri eşliğinde festival alanında da mevcut. Fakat nedense Pınar Aydınlar
bunu özenle es geçip, yerine; “27.
Damala Kültür Şenliği” ifadesini kullanıyor.
Bu, bilinçli bir revizedir. Aldığı tepkileri bununla yumuşatıp savuşturmak
istemiştir. Bu tutumuyla Pınar Aydınlar zorunlu olarak kendisini samimiyet ve
tutarlılık kantarına çıkartıyor. Kimseyi kolayca harcama lüksümüz olmamalı. Umarız
zevahiri kurtarma telaşından sıyrılıp, samimi ve tutarlı bir özeleştiri ile yoluna
daha tutarlı bir Kaypakkayacı ve o bahsini ettiği siyasi duruş ve değerlerine
yaraşır bir yeni duruş edinerek devam etme iradesi gösterir.
