Halil Gündoğan
20.08.2026
“İran’da cinsel
saldırıya karşı kendisini savunan 23 yaşındaki Marziye Niyeri idam edildi.”
“Euronews’ün aktardığına göre mağdur aile (Yaşananlar özgülünde acaba gerçekte mağdur olan kim veya hangi taraf?
Bu nitelemeyi yaparken insan biraz adil olmalı ve vicdani sorumluluk taşımalı.
Bir tarafta hem henüz daha 17 yaşındayken zorlan evlendirilen bir “çocuk gelin”
gerçekliği, hem tecavüz mağduru bir kadın ve hem de en tabii meşru öz savunma hakkını
kullandığı için idam edilecek olan bir kadın söz konusuyken; bu olaydaki gerçek
mağduru bu kadını değil de tecavüzcünün ve tecavüzcünün ortağı kocanın
ailelerinin “mağdur aile” olarak dile getirilmesi, gerçek anlamda bir başka
adaletsizlik örneğidir. Bn.) İran
hukukundaki kısas hakkını kullandı ve genç kadın, Kazvin Merkez Cezaevi’nde
idam edildi.” (İnfaz 8 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilmiş. Bn.)
“İran’da kadınlar en çok eş veya
nişanlısını öldürdüğü gerekçesiyle idam ediliyor. İran İnsan Hakları
Örgütü, 2025’te adam edilen kadınlardan (ABD Dışişleri Bakanlığı verilerine
göre en az 61 kadın idam edilmiş. Bn.) en az 21’inin eşini veya nişanlısını
öldürdüğü gerekçesiyle kısas kapsamında idam edildiğini açıkladı.” (abç)
İslam hukuku ve kadının
meşru müdafaa hakkı
Siyasal İsalmcı molla rejiminin kuruluşundan bu yana, tamamen bu gerekçeyle
kaç kadını katlettiğine ilişkin elde net bir sayı yok maalesef ki. Ancak sırf
2025 yılı içinde idam edilen 61 kadından 21’inin bu gerekçeyle katledilmiş
olması, toplamda ne çok kadının aynı gerekçeyle katledilmiş olabileceği
hakkında bir fikir oluşturmaya yeterli gelebilir aslında. Kaldı ki esas sorun
sayıdan öte, kadınların katlediliş gerekçesi ve şeriat hukukunun, tecavüze
uğrayan kadının bu durum karşısında kendisini savunmasını, “meşru müdafaa”
olarak kabul etmemesidir. Evet, maalesef
ki bu tekil değil, benzer durumlarda geçerli olan genel bir durumdur.
“Kul-efendi” hukuku
Bunun mantığı, genel olarak İslam’ın, özel olarak da Siyasal İslam’ın
kadına, erkek karşısında tanıdığı hak ve sınırın belirlenmiş olduğu o en ilkel
ataerkillikten gelir: Erkeği ve erkek egemenliğini baz alan İslam’da kadın,
erkeğin buyruğu altında olması gereken bir “kul”dur. Erkek kadının
“efendisi”dir. Dolayısıyla da nasıl ki “toplumun efendisi” olarak kabul edilen
devlete karşı gelinemezse, aynı şekilde kadın da kendi “özel efendisi” olan
erkeğe karşı gelemez. Hiçbir haklı gerekçe kadına bu hakkı vermez. Hele ki
doğrudan “cehennemlik bir suç” olan, “efendisini” öldürme hakkını ise hiç
vermez.
İslam hukukunu uygulayan o mahkemelerde hiçbir kadının nefsi müdafaa
savunmasının kabul edilmemesinin gerçek nedeni, işte tamamen İslam’ın, kadını
erkek karşısındaki bu konumlandırışıyla ilgilidir. Bu, miras ve ortak olan
servetin kullanılması konusunda, keza kadının şahitliği, boşanma ve birden çok
eş edinme, çocuklar üzerinde velayet hakkı vs. vs. benzeri daha birçok konuda
da böyledir.
İslam hukukunda
kadın, erkek için savaş ganimetidir
İslam hukukunda kadın, erkek için “helal” kılınmış bir savaş ganimetidir
de. İşte böyle olduğu içindir ki İran’da idam edilen, dışa taşan bir perçem
saçıyla baş örtüsü yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle işkenceyle katledilen,
İŞİD barbarlarının kaçırıp cariye olarak kullandığı ve sattığı binlerce Ezidi,
Suriye’de kaçırılmaya ve katledilmeye devam edilen Alevi, Türk polisi ve askeri
tarafından tecavüz işkencesine maruz kalan Kürt, Alevi ve solcu, Afganistan’da
Siyasal İslamist Taliban haydutları tarafından her türlü hakları ellerinden
alınarak burka ve evlere hapsedilen, bakir olduğu için idamdan önce devletin
görevli kıldığı tecavüzcüler tarafından tecavüz edilip sonra asılan, çocuk
yaşta evlendirilen vb. vb. bütün bu kadınların hiçbiri, kendisi de bir Siyasal
İslamist olan Erdoğan ve iktidarı başta olmak üzere diğer hiçbir “dini bütünün”
umurunda dahi değil. Kabataş’taki düzmece senaryonun yalancı aktörü “baş örtülü
bacısı” için yeri göğü inleten Erdoğan’ın, yukarıda sayılanların bir teki
hakkında dahi gıkının çıktığını duyanınız oldu mu? Ya da örneğin Diyanet İşleri
Başkanlığı’nın? Ya da TBMM başkanının? Çıkmaz!
Çünkü İslami anlayışları gereği bunların tamamı gayet te “normal” ve olması
gereken şeylerdir… Tabii bu ikiyüzlü pişkin sahtekârlığı onlara kazandıran da
yine o “kutsal” saydıkları dini inançlarıdır.
Yani kadın, kendisine tecavüz edeni veya bunu yapmaya çalışanı, korunma
refleksiyle de olsa, öldüremez. Öldürürse şayet, “efendisini” öldürmüş sayılır.
Çünkü bir kulun/kölenin hangi gerekçeyle olursa olsun efendisini öldürmesi veya
ona baş kaldırması “caiz” değil, “haram”dır. “Dünya lideri” Siyasal İslamist
Erdoğan’ın yine kendisi gibi Siyasal İslamist molla rejiminin, İŞİD’in,
Taliban’ın ve Colani barbarlarının vahşetlerine karşı “üç maymunu” oynaması da
bundandır. Böyleyken, yani Erdoğan kaskatı Siyasal İslamcılığına devam ediyorken;
birilerinin, “o artık şeriat istemcisi değil, baksanıza dini cemaatleri sıraya
dizmiş her birinin ümüğüne çöküyor” demesinin, yalakalık veya siyasal körlük
dışında, ne tür bir değeri olabilir?
Kadınlar ve Siyasal
İslam: Antagonizma
Galiba genel de İslam hukukuna ve özelde de Siyasal İslamist zorbalığa
karşı en başta ve en çok da kadınların cephe alması gerekiyor. Çünkü ne İran
molla rejiminin ne Taliban’ın ne İŞİD ve Colani ve diğer şeriatçı yobaz rejimlerinin
ve tabii ki ne de gıkını çıkarmayarak bu vahşeti sessizce onaylayan Erdoğan’ın,
kadına karşı bu tutumları İslam ve İslam hukukundan bağımsızdır. Bu duruş ve
icraatlar, tereddüt yok ki tamamen kutsal dinlerinin buyruğu gereğincedir.
Dolayısıyla da burada eleştiri okunun stratejik sivri ucu, icracılardan daha çok,
icranın komuta merkezi olan Siyasal İslam’a yöneltilmek zorundadır. Bu bağlamda
laiklik, belki de en çok da kadınlar için hayat memat meselesi derecesinde önem
ve aciliyet arz eden toplumsal bir ihtiyaç oluyor. Galiba bir diğer kamusal
ihtiyaç da kadına yönelik suçlar karşısında, adalet ve hesap sorma adına, “kadın
öz savunmasının”, bireysel savunmanın ötesinde, ayrıca da lokal ve enternasyonal
düzeyde, kolektif bir savunma mekanizması olarak kurumsallaştırılmasıdır. Doğrudan
icracılardan hesap soran, sivil “kadın intikam tugayları” (*) misali, yaygın özerk
hücresel birimler oluşturma ihtiyacı vardır.
(*) Yani bir bakıma tıpkı antik Yunan mitolojisinde ki o Amazonlar misali.
