“Demokratik entegrasyon” iradesi: “Rojava Devrimi”nin tasfiyesi

 


Halil Gündoğan

11.05.2026

 

Ortak açıklamanın öz içeriği

Kısa bir süre önce aralarında TKP-ML’nin de bulunduğu 6 örgüt, “Rojava devrimi tüm ezilen dünya halklarınındır, savunacağız.” Başlıklı ortak bir açıklama paylaştı. Bildiride özetle: “Başta Türkiye halkları olmak üzere tüm bölge ve dünya halklarına sesleniyoruz; Rojava’da uğruna ölünecek değerler yaratmış bir devrim gerçekleşmiştir. Rojava devrimini savunun! Bu devrim etrafında kenetlenin! Rojava’ya dayatılan tasfiye saldırılarına karşı her yerde mücadeleyi yükseltin! HTŞ ile girilecek her türlü siyasi, ekonomik işbirliğine karşı mücadele edin!” denildikten sonra bir saptama ve çağrı daha yapılıyor:

 

“Türkiye işçi ve emekçileri ve ezilen halklarına, devrimci ve ilericilerine sesleniyoruz: Rojava devrimine yönelik en büyük saldırı, faşist Türk devleti tarafından gerçekleşmiştir. Rojava devriminin devrimci kazanımlarını savunmak, aynı zamanda faşizme ve şovenizme karşı mücadeleyi her koldan büyütmeyi zorunlu kılmaktadır. (…)”

 

Karşılığı olmayan çağrı

Burada herhalde ki öncelikle söylenmesi gereken şey, bu ortak iradeyi oluşturan örgütlerin “Rojava devriminin tasfiyesinde” Öcalan’ın ve dayattığı “demokratik entegrasyonun” oynadığı belirleyici rolü, liberal ve pragmatistçe bir oportünizm ile es geçmeleridir. Oysa “Rojava devrimi ve kazanımlarının” tasfiyesi, Türk devleti ve diğer gerici ve emperyalist güçlerin dış dayatmasından daha çok, devrimin esas öznelerinin Öcalan’ın buyruğuna uyarak, HTŞ’nin oluşturduğu Şam devletine entegrasyon programına uyma yönünde ortaya koyduğu teslimiyetçi iradedir. Oradaki kazanımların tasfiyesini öngören gerek Türk devleti ve gerekse stratejik ortağı Öcalan’ın “demokratik entegrasyonuna karşı direniş iradesini ortaya koyması gereken esas özne Rojava Özerk Yönetimi çatısı altında bir araya gelmiş olan iradedir. Bunlar ortaya böylesi bir direniş iradesini koymamışken; söz konusu 6 örgütün yaptığı direniş ve sahiplenme çağrısının nasıl bir pratik karşılığı olabilir acaba? Fiili bir durum yaratıp, Rojava halkının direnişini örgütleyip, bunun üzerine bu direniş ve sahiplenme çağrısı yapmış olsaydılar, o zaman elbette bir karşılığı olurdu. Ama hem bunun olmadığı ve hem de Rojava Özerk Yönetimi Öcalan’ın buyruğunu yerine getirme yönünde irade ortaya koymuşken ve ciddi herhangi bir iç muhalif tepki de ortaya çıkmamışken, böylesi bir çağrının nasıl bir pratik değeri olabilir diye sormak kaçınılmaz olmaz mı sizce de?

 

“Rojava devrimi” ilizyonu

İkinci olarak söylenmesi gereken şey ise şudur: Normalde her biri ML olma rüştünü çoktan ispatlamış olması gereken bu 6 örgütün “Rojava devrimine” son derece abartılı atıflarda bulunmalarıdır. Evet elbette gerek Kürtlerin ulusal hakları kapsamındaki kazanımlar, gerek ataerkiye karşı kadın özgürlüğü kapsamındaki kazanımlar gerek laisizm ve gerekse farklı milletlerden halkın bir arada ortakça yaşayabilmesini olanaklı kılan vb. kazanımlar yönüyle çok değerlidir. Bunların her biri demokratik devrim kapsamında olup, sahiplenilmesi gereken kazanımlardır. Ama hepsi, “Rojava devrimi” olarak tanımlanan devrimin tüm kazanımları bundan daha fazlası değildir. Dolayısıyla da bunun ötesini de kapsayan bir muhtevaya sahip olduğu algısı yaratılmamalıdır. Çünkü bu devrim örneğin sosyalist devrim hedefli bir muhtevaya sahip olmadığı gibi, böylesi bir perspektifi de olmamıştır. Çünkü her şeyden önce rehber aldıkları “Apocu paradigma” anti kapitalist ve anti emperyalist bir vizyona sahip değildir. Zaten hiçbir dönem de olmamıştı. İmralı süreci ile birlikteyse, bunun silik izleri dahi kalmadı. Dolayısıyla da bu karakteristik yönünü es geçerek bu devrimi dünya halklarına esin kaynağı olabilecekmiş gibi sunmanın nasıl bir izahatı olabilir acaba?

 

İsabetli çağrı ne olabilirdi?

Rojava’da silahlı güçleri bulunan ve Türk devletinin de onları oradan bir şekilde tasfiye etmeyi düşündüğü bu 6 örgütün “Rojava devriminin tasfiyesinin” engellenebilmesi iyi niyetiyle Türkiye ve dünya halkına yapmış oldukları çağrı, pratik karşılığı olmayan bir çağrıdır. Çağrıyı; “Rojava devrimini ve kazanımlarını Türk devletine ve emperyalistlere boğdurmaktan vaz geçin. Gelin hep birlikte Kürtlerin ve Rojava devriminin kazanımlarını koruyalım. Tıpkı İŞİD’e karşı yaptığımız gibi” minvalinde, genel olarak Apocu Kürt Siyasal hareketine, özel olarak da Rojava halkına yapsaydılar, kesinlikle çok daha isabetli olur ve tarihi bir değer taşırdı.