Taammüden bir devlet cinayeti

 


Halil Gündoğan

19 Mayıs 2026

 

19 Mayıs 1991 tarihinde, bir akşam vakti, İstanbul Hasanpaşa’da, bir cinayet işlendi soğuk kanlılıkla. Cinayetin doğrudan faili TC. Devletiydi. Rast gele, spontane gelişen bir durum değildi. TC. Devleti önceden tasarlayarak işlemişti bu cinayeti. Bu, bir misilleme eylemiydi. Devlet bu aleni yargısız infazla, silahlı sol örgütlere: “Sizin her silahlı eyleminize biz de sizin en değerli kadrolarınızdan bir veya birkaçını imha ederek yanıt vereceğiz.” Mesajını vermek istemişti. Bu, zaten göstermelik olan o “kanun, nizam ve hukuk devleti” normlarının da kaldırılıp atılmasının bir ifadesiydi aynı zamanda. Yani “kıstasa kıstas” yöntemine geçilmesiydi. Buda devletin aczi ve açmazının bir ifadesiydi. Tabii devlet bu yönteme çok daha önceden, K. Kürdistan’da yürütülen gerilla savaşı karşısında yaşadığı acizle başlamıştıysa da Türkiye metropollerinde 1990’lı yılların başlarında tekrardan ivme kazanan silahlı eylemler sürecinde başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim bu süreçte gerek TKP-ML ve gerekse Dev-Sol ve MLSPB’nin ivme kazanan şehir gerilla eylemleri söz konusuydu. Bu eylemler daha çok devletin işkenceci ve devrimci katili olarak ünlenmiş eli kanlı katil asker ve polis kadrolarının cezalandırılması eylemleriydi.

 

Haydarpaşa’da işlenen cinayet, TİKKO militanlarından Haydar Doğan ve Hasan Akyüz tarafından 11 Ocak 1991 tarihinde gerçekleştirilen cezalandırma eyleminin misillemesiydi. TİKKO şehir gerillaları, Ulaş Bardakçı’nın katillerinden ve aynı zamanda İsmail Hanoğlu’nun cesedine ayak basarak poz veren eli kanlı, Dersim Ovacıklı Habip Gür’ü cezalandırmışlardı. Eylemin faillerinden Haydar Doğan çatışmada ölü, Hasan Akyüz ise yaralı ele geçmesine rağmen devlet yine de bu misillemeyi yapmıştı.

 

Aslında bir bakıma bu misilleme, örgütün İstanbul yapılanmasında sevk ve idareci olarak, yani bu silahlı eylemlerin yapılması iradesini ortaya koyan beyin takımını darbelemenin vesilesi yapılmıştı. Nitekim aynı intikamcı yaklaşım Dev-Sol kadrolarına karşı da sergilenmiş ve birçok kadro ve militanı kısa bir süre içerisinde artarda katledilmişti.

 

Bilindiği gibi İstanbul Hasanpaşa’da misilleme hedefi yapılan kişi İsmail Oral idi. Hatice Dilek doğrudan hedef alınmış değildi elbet. Katline sebep, İsmail’in devlet tarafından yargısız infazının birinci dereceden yakın tanığı olmasıydı. Evet Hatice Dilek, o akşam evine misafir olan İsmail Oral’ın katledilmesine tanıklık yaptığı için alçakça katledilecekti.

 

İsmail yoldaş ise devlet nazarında TKP-ML’nin İstanbul teşkilatının en gözde elemanlarından biriydi. Gerçi gerçekten de öyleydi ama… Genç, dinamik ve kararlı militan önder kadro yapısıyla o, düşman nazarında da örgütün İstanbul faaliyetlerin birinci dereceden sorumlularındandı. Defalarca gözaltı, işkence ve tutuklayıp hapis yatırtarak geri adım attıramadığı bu “baş belası” kadroyu fiziken ortadan kaldırmanın vesilesi yaptı bu misillemeyi.

İsmail Oral’ın hedef olarak seçilmesinin en temel gerekçesi kuşkusuz ki onun bilinen bu özeliğiydi. Tabii onun şu icraatı da devlet nazarında ille ki tehlikeli bulunmuştur. Hatırlanacağı üzere Ekim 1988 tarihinde İstanbul Tuzla’da TİKKO militanı İsmail Hakkı Adalı, Kemal Soğukpınar, Reha Şen ve Fevzi Yalçın yoldaşlar, Engin Kaya isimli bir işbirlikçinin marifetiyle pusuya düşürülerek, devlet tarafından katledilmişti. Ancak başta İsmail olmak üzere pek çok kadro ve militan bu iç ihanetin tek failinin Engin Kaya olmayacağını, onun arkasında daha yukarılardan birilerinin de olma güçlü olasılığından hareketle, örgüt içinde soruşturma talep eder. Kendi inisiyatifleriyle bir komisyon kurup, belli araştırma ve sorgulama da yaparlar. Oklar o dönemin üst düzey kadrolarından olan X üzerinde yoğunlaşır. Yaptıkları sorgulamalar ve araştırmalar sonucu İsmail başta olmak üzere komisyon üyelerinin ekseriyeti Engin Kaya’nın kaynak kişisinin bu X olabileceği yönünde irade beyan eder. Bunu rapor olarak örgütün merkezine iletirler. Ancak örgütün merkezinden anlı şanlı bir yetkili bu kişiye kefil olur ve böylece o soruşturma da öylece akamete uğrar... İşin ilginç ve acı tarafına bakın ki o kefil olan, yıllar sonra, kefil olduğu hakkında hiç de iyi şeyler söylemeyecektir… Evet, ne yazık ki bu tür ilkesizlikler, adam kayırmacalar ve sığ düşünüş tarzlarından ötürü de bu örgüt çok çekti, çok bedeller ödedi. Kontra Nihat’ın önünün açılması ve açıklarının kapatılması için neler yapıldığını hatırlayacak olursak; İsmail Oral’ın özel hedef olmasında bu yönünün etkisinin de olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır herhalde ki değil mi?

 

Özetle, devletin taammüden cinayetlerinden olan İsmail Oral ve Hatice Dilek cinayetinin bu “perde arkası” gerçekliğini hatırlatma gereği duydum. Anı ve ideallerine bağlılıkla, onları bu vesileyle bir kez daha sevgi ve saygıyla yad ediyorum.

 

(*) İsmail Oral’a ilişkin daha geniş anlatımlarım için Metristen Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü isimli kitabıma bakılabilir.