Halil Gündoğan
19 Mayıs 2026
Haydarpaşa’da işlenen cinayet, TİKKO militanlarından Haydar Doğan ve Hasan
Akyüz tarafından 11 Ocak 1991 tarihinde gerçekleştirilen cezalandırma eyleminin
misillemesiydi. TİKKO şehir gerillaları, Ulaş Bardakçı’nın katillerinden ve
aynı zamanda İsmail Hanoğlu’nun cesedine ayak basarak poz veren eli kanlı,
Dersim Ovacıklı Habip Gür’ü cezalandırmışlardı. Eylemin faillerinden Haydar
Doğan çatışmada ölü, Hasan Akyüz ise yaralı ele geçmesine rağmen devlet yine de
bu misillemeyi yapmıştı.
Aslında bir bakıma bu misilleme, örgütün İstanbul yapılanmasında sevk ve
idareci olarak, yani bu silahlı eylemlerin yapılması iradesini ortaya koyan beyin
takımını darbelemenin vesilesi yapılmıştı. Nitekim aynı intikamcı yaklaşım Dev-Sol
kadrolarına karşı da sergilenmiş ve birçok kadro ve militanı kısa bir süre
içerisinde artarda katledilmişti.
Bilindiği gibi İstanbul Hasanpaşa’da misilleme hedefi yapılan kişi İsmail Oral idi. Hatice Dilek doğrudan hedef
alınmış değildi elbet. Katline sebep, İsmail’in devlet tarafından yargısız
infazının birinci dereceden yakın tanığı olmasıydı. Evet Hatice Dilek, o akşam evine
misafir olan İsmail Oral’ın katledilmesine tanıklık yaptığı için alçakça
katledilecekti.
İsmail yoldaş ise devlet nazarında TKP-ML’nin İstanbul teşkilatının en
gözde elemanlarından biriydi. Gerçi gerçekten de öyleydi ama… Genç, dinamik ve
kararlı militan önder kadro yapısıyla o, düşman nazarında da örgütün İstanbul faaliyetlerin
birinci dereceden sorumlularındandı. Defalarca gözaltı, işkence ve tutuklayıp
hapis yatırtarak geri adım attıramadığı bu “baş belası” kadroyu fiziken ortadan
kaldırmanın vesilesi yaptı bu misillemeyi.
İsmail Oral’ın hedef olarak seçilmesinin en temel gerekçesi kuşkusuz ki
onun bilinen bu özeliğiydi. Tabii onun şu icraatı da devlet nazarında ille ki tehlikeli
bulunmuştur. Hatırlanacağı üzere Ekim 1988 tarihinde İstanbul Tuzla’da TİKKO
militanı İsmail Hakkı Adalı, Kemal Soğukpınar, Reha Şen ve Fevzi Yalçın
yoldaşlar, Engin Kaya isimli bir işbirlikçinin marifetiyle pusuya düşürülerek, devlet
tarafından katledilmişti. Ancak başta İsmail olmak üzere pek çok kadro ve
militan bu iç ihanetin tek failinin Engin Kaya olmayacağını, onun arkasında
daha yukarılardan birilerinin de olma güçlü olasılığından hareketle, örgüt
içinde soruşturma talep eder. Kendi inisiyatifleriyle bir komisyon kurup, belli
araştırma ve sorgulama da yaparlar. Oklar o dönemin üst düzey kadrolarından
olan X üzerinde yoğunlaşır. Yaptıkları sorgulamalar ve araştırmalar sonucu
İsmail başta olmak üzere komisyon üyelerinin ekseriyeti Engin Kaya’nın kaynak
kişisinin bu X olabileceği yönünde irade beyan eder. Bunu rapor olarak örgütün
merkezine iletirler. Ancak örgütün merkezinden anlı şanlı bir yetkili bu kişiye
kefil olur ve böylece o soruşturma da öylece akamete uğrar... İşin ilginç ve
acı tarafına bakın ki o kefil olan, yıllar sonra, kefil olduğu hakkında hiç de
iyi şeyler söylemeyecektir… Evet, ne yazık ki bu tür ilkesizlikler, adam
kayırmacalar ve sığ düşünüş tarzlarından ötürü de bu örgüt çok çekti, çok
bedeller ödedi. Kontra Nihat’ın önünün açılması ve açıklarının kapatılması için
neler yapıldığını hatırlayacak olursak; İsmail Oral’ın özel hedef olmasında bu
yönünün etkisinin de olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır herhalde ki değil
mi?
Özetle, devletin taammüden cinayetlerinden olan İsmail Oral ve Hatice Dilek
cinayetinin bu “perde arkası” gerçekliğini hatırlatma gereği duydum. Anı ve
ideallerine bağlılıkla, onları bu vesileyle bir kez daha sevgi ve saygıyla yad ediyorum.
(*) İsmail Oral’a ilişkin daha geniş anlatımlarım için Metristen Munzur’a
Bir Firarinin Öyküsü isimli kitabıma bakılabilir.
