Kaypakkaya ardılı partilerin bitimsiz “senfonisi”

 


Halil Gündoğan

8.05.2026

 

 

Hatırlanacağı üzere, TKP(ML)’nin Kaypakkaya tarafından kuruluş tarihi olan 24 Nisan vesilesiyle, Kaypakkaya ardılı mevcut partilerin her birinin MK-Siyasi Büroları, Partilerinin 54. kuruluş yıl dönümünü kutlayan açıklamalar yaptılar. Farklı sözcüklerle ifade edilmiş olsa da ancak ortak mesajları şuydu: “TKP(ML) 54. Mücadele yılında, İbrahim Kaypakkaya’nın yolunda ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor.” (Mealen)

 

Elbette her birinin bir şekilde ve de dedikleri gibi “kararlılıkla” varlıklarını devam ettirdikleri bir gerçek. Keza inkârdan gelinemez belli bir “mücadele” realiteleri de söz konusu. Ancak ne var ki “İbrahim’in yolu ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemeye devam ediyoruz” şeklindeki bu söz ve iddiaları, tartışma götürür niteliktedir. Çünkü hiçbirinin mevcut durumu bu söylediklerini doğrular nitelikte değil. Abartısız her biri, mevcut halleriyle, iktidar perspektifinden yoksun, siyasal bir hareket kimliği edinememiş, eylem hattıyla stratejik yönelimden kopuk, daha çok günübirlik, gelişmelerin ardından sürüklenen, kendiliğindenci ve enerjilerinin ağırlığı örgütsel varlıklarını idame ettirmeye dönük, yani özetle, marjinal birer ideolojik grupçuk olmanın ötesinde bir gerçekliğe sahip değil. Sırf bu realiteleri bile yukarıdaki iddialarını havada bırakmaya fazlasıyla yeterli gelir. Çünkü Kaypakkaya’nın bütün teori ve pratiği iktidar odaklıdır. O, neyi nasıl yaparsam kitleler içinde kök salabilir ve onları pek çok farklı örgütsel mekanizmalar içerisinde örgütleyerek devrimci mücadeleye kanalize edebilirim üzerine kafa yoran gerçek bir önderdi. O, nasıl yaparım da partiyi gerçek önder bir güç haline getirebilirimin hesaplarına kafa yoran gerçek bir önderdi. O, (tekil bazı olumsuz örnekleri olsa da) devrim teorisini verili sürecin somut şartlarının tahlili üzerinden oluşturma bilimsel ilkesini rehber edinmiş gerçek bir önderdi.

 

Peki mevcut ardılların hangisi bu vasıflara sahip? Hangisinin gerçek derdi, onun zamansız erken ölümüyle yitirilen bu vasıfları yeniden kazanma odaklı? Hangisinin gerçek derdi İbrahim’in henüz tamamına erdiremeden yarım kalmış o muhteşem eserinin yol ve çizgisini ülke ve dünyanın değişen koşullarına uyarlayıp güncelleştirerek gerçek bir önder güç haline getirmektir?

 

Bu yapılmıyorsa, İbrahim’in yol ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemekten nasıl bahsedilebilir ki? Aradan yarım asır geçmiş ve ama parçalanarak “çoğalan” bu yapılar neden büyüyüp kitleselleşemediklerinin gerçek nedenleri üzerine esaslı bir muhasebe yapmaz? Giderek kan kaybeden küçücük grupçuklar haline gerilediklerinin sebepleri üzerinde kafa yorup, bunu tersine çevirmenin yol ve araçlarını ortaya koyan bir konferans veya kongreleri neden yok? MK ve SB lerinin gerçek dertleri neden bu sorunlar değil? Hiçbiri mevcut gerçeklikleriyle kendi başına halka umut ve güven verici değilken; en azından eften püften gerekçelerle ayrı durdukları Kaypakkaya çizgisinin savunucusu oldukları iddiasına sahip yapılarla birleşerek hatırı sayılır bir devrimci bir güç olmayı neden devrimci bir sorumluluk addetmez? Oysa İbrahim güçlü düşmanı yenebilmenin bir yolunun da sürecin devrimci dinamiklerinin bir şekilde birlik ve ittifakının sağlanmasından geçtiğini söyler, değil mi? Öyle ki demokratik devrim sürecinde anti emperyalist milli burjuvaziyle bile ittifak imkânlarının aranması gerektiğini ileri sürer. Ama ardılları bırakalım milli burjuvaziyle ittifak arayışında olmayı, esaslı hiçbir ideoloji-siyasi gerekçeye dayanmayan gereksiz ve de sorumsuzca parçalanmalarla ayrı düştükleri, yani esasen aynı ideolojik-siyasi yelpazede duran ve bu anlamıyla da “kardeş örgüt” vasfına sahip kendileri dışındaki devrimci-komünist yapılarla bile birlik arayışında değil. Böylesi bir devrimci sorumluluk altında oldukları umurlarında bile değil. Peki böyleyken hâlâ da İbrahim’in yol ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemeye devam ettikleri iddiasının nasıl bir ciddiyeti ve inandırıcılığı olabilir ki?

 

Kimse kusura kalmasın ama sosyal yaşamda karşılığı bulunmayan bu tarz boş söylemlerin hiçbir ciddiyeti ve inandırıcılığı yoktur, olamaz da. Olmadığı, kendi en yakın taban örgütlülüklerinde dahi yaşamakta oldukları güven ve umut erozyonunda da rahatlıkla görülebilir. “Geniş çeper kamuoyunda ise zaten hiçbir güvenirlilikleri kalmamıştır.” denilmesi halinde de asla haksız ve abartılı bir tespitte bulunulmuş olmayacaktır.

 

En “genç” olanından tutun da en yaşlısına kadar her biri on yılardır şu bitmez tükenmez benzer senfoniyi tekrarlamaktan bıkıp usanmadılar:

 

“Eksiklerimizin, yetmezliklerimizin farkındayız. Ancak bunu değiştirecek iradeye, bilince ve eyleme sahibiz. Görevlerimiz dünden daha karmaşık, daha zor ama yerine getirilmesi imkânsız değildir. (…)”

 

“Ama aslolan bu çizginin kitlelerin maddi yaşamlarında bir güç haline gelmesini sağlayacak eylem hattının örülmesidir. Eksik kaldığımız, bir bütün başaramadığımız budur. Ancak bunu tersine dönüştürecek olan bilime, bize yol gösterecek ideolojiye, kitlelerle bütünleşebilecek eylemsel iradeye sahibiz. Eksiklerimizi aşacak, başarılarımızı büyüteceğiz.”

 

Ununuz, yağ ve şekeriniz var, ama bir türlü helva yapamıyorsanız, sıkıntı buradaysa gerçekten de ve bu durum yarım asırdır aynı kısır döngüyle tekrarlanıyorsa; neden burada bir şeylerin ters gittiği veya sorunların gerektiği gibi analiz edilip, çözümüne odaklanmada bir şeylerin eksik bırakıldığı sorgulanmıyor? Her vesileyle karşılığı olmayan boş ajitasyonlarla kendinizi ve kitleleri kandıracağınıza, kendinizi kıstırdığınız kısır döngüyü parçalamanın yol ve yöntemine kafa yorsanız, şimdiye birçok sorunu gerçek anlamıyla tersine çevirme becerisi gösterilebilmeniz pekâlâ mümkün olabilirdi.

 

“Eksiklerimizin farkındayız” deniyor örneğin. Sahi nedir her dönem tekrar eden bu bitimsiz eksileriniz? Hangi döneme ilişkin ne tür eksiklikler tespit edildi ve bunları aşmak için ne tür yol ve yöntemler denendi de bir türlü aşılamayıp, bir sonraki dönemin eksikleriyle birleşip çoğalarak aşılamayan eksiklikler enflasyonu krizine soktu sizi?

 

Sınıfın önderi olarak komünist partisisiniz ve partinin önderi olarak MK ve SB siniz, ama partiye de kitlelere ve mücadeleye de önderlik yapamıyorsanız, samimiyetle şapkanızı önünüze indirip, sıkı bir sorgulamaya tabii tutmanız için daha kaç on yıl geçmesi gerekiyor acaba?