Halil Gündoğan
8.05.2026
Elbette her birinin bir şekilde ve de dedikleri gibi “kararlılıkla”
varlıklarını devam ettirdikleri bir gerçek. Keza inkârdan gelinemez belli bir “mücadele”
realiteleri de söz konusu. Ancak ne var ki “İbrahim’in
yolu ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemeye devam ediyoruz” şeklindeki bu
söz ve iddiaları, tartışma götürür niteliktedir. Çünkü hiçbirinin mevcut durumu
bu söylediklerini doğrular nitelikte değil. Abartısız her biri, mevcut
halleriyle, iktidar perspektifinden yoksun, siyasal bir hareket kimliği
edinememiş, eylem hattıyla stratejik yönelimden kopuk, daha çok günübirlik,
gelişmelerin ardından sürüklenen, kendiliğindenci ve enerjilerinin ağırlığı
örgütsel varlıklarını idame ettirmeye dönük, yani özetle, marjinal birer
ideolojik grupçuk olmanın ötesinde bir gerçekliğe sahip değil. Sırf bu
realiteleri bile yukarıdaki iddialarını havada bırakmaya fazlasıyla yeterli
gelir. Çünkü Kaypakkaya’nın bütün teori ve pratiği iktidar odaklıdır. O, neyi
nasıl yaparsam kitleler içinde kök salabilir ve onları pek çok farklı örgütsel
mekanizmalar içerisinde örgütleyerek devrimci mücadeleye kanalize edebilirim
üzerine kafa yoran gerçek bir önderdi. O, nasıl yaparım da partiyi gerçek önder
bir güç haline getirebilirimin hesaplarına kafa yoran gerçek bir önderdi. O,
(tekil bazı olumsuz örnekleri olsa da) devrim teorisini verili sürecin somut
şartlarının tahlili üzerinden oluşturma bilimsel ilkesini rehber edinmiş gerçek
bir önderdi.
Peki mevcut ardılların hangisi bu vasıflara sahip? Hangisinin gerçek derdi,
onun zamansız erken ölümüyle yitirilen bu vasıfları yeniden kazanma odaklı?
Hangisinin gerçek derdi İbrahim’in henüz tamamına erdiremeden yarım kalmış o
muhteşem eserinin yol ve çizgisini ülke ve dünyanın değişen koşullarına
uyarlayıp güncelleştirerek gerçek bir önder güç haline getirmektir?
Bu yapılmıyorsa, İbrahim’in yol ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemekten
nasıl bahsedilebilir ki? Aradan yarım asır geçmiş ve ama parçalanarak “çoğalan”
bu yapılar neden büyüyüp kitleselleşemediklerinin gerçek nedenleri üzerine
esaslı bir muhasebe yapmaz? Giderek kan kaybeden küçücük grupçuklar haline
gerilediklerinin sebepleri üzerinde kafa yorup, bunu tersine çevirmenin yol ve
araçlarını ortaya koyan bir konferans veya kongreleri neden yok? MK ve SB
lerinin gerçek dertleri neden bu sorunlar değil? Hiçbiri mevcut gerçeklikleriyle
kendi başına halka umut ve güven verici değilken; en azından eften püften
gerekçelerle ayrı durdukları Kaypakkaya çizgisinin savunucusu oldukları iddiasına
sahip yapılarla birleşerek hatırı sayılır bir devrimci bir güç olmayı neden
devrimci bir sorumluluk addetmez? Oysa İbrahim güçlü düşmanı yenebilmenin bir
yolunun da sürecin devrimci dinamiklerinin bir şekilde birlik ve ittifakının
sağlanmasından geçtiğini söyler, değil mi? Öyle ki demokratik devrim sürecinde
anti emperyalist milli burjuvaziyle bile ittifak imkânlarının aranması
gerektiğini ileri sürer. Ama ardılları bırakalım milli burjuvaziyle ittifak
arayışında olmayı, esaslı hiçbir ideoloji-siyasi gerekçeye dayanmayan gereksiz
ve de sorumsuzca parçalanmalarla ayrı düştükleri, yani esasen aynı
ideolojik-siyasi yelpazede duran ve bu anlamıyla da “kardeş örgüt” vasfına
sahip kendileri dışındaki devrimci-komünist yapılarla bile birlik arayışında
değil. Böylesi bir devrimci sorumluluk altında oldukları umurlarında bile
değil. Peki böyleyken hâlâ da İbrahim’in yol ve çizgisinde kararlılıkla
ilerlemeye devam ettikleri iddiasının nasıl bir ciddiyeti ve inandırıcılığı
olabilir ki?
Kimse kusura kalmasın ama sosyal yaşamda karşılığı bulunmayan bu tarz boş
söylemlerin hiçbir ciddiyeti ve inandırıcılığı yoktur, olamaz da. Olmadığı,
kendi en yakın taban örgütlülüklerinde dahi yaşamakta oldukları güven ve umut erozyonunda
da rahatlıkla görülebilir. “Geniş çeper kamuoyunda ise zaten hiçbir
güvenirlilikleri kalmamıştır.” denilmesi halinde de asla haksız ve abartılı bir
tespitte bulunulmuş olmayacaktır.
En “genç” olanından tutun da en yaşlısına kadar her biri on yılardır şu
bitmez tükenmez benzer senfoniyi tekrarlamaktan bıkıp usanmadılar:
“Eksiklerimizin, yetmezliklerimizin farkındayız. Ancak bunu değiştirecek
iradeye, bilince ve eyleme sahibiz. Görevlerimiz dünden daha karmaşık, daha zor
ama yerine getirilmesi imkânsız değildir. (…)”
“Ama aslolan bu çizginin kitlelerin maddi yaşamlarında bir güç haline
gelmesini sağlayacak eylem hattının örülmesidir. Eksik kaldığımız, bir bütün
başaramadığımız budur. Ancak bunu tersine dönüştürecek olan bilime, bize yol
gösterecek ideolojiye, kitlelerle bütünleşebilecek eylemsel iradeye sahibiz.
Eksiklerimizi aşacak, başarılarımızı büyüteceğiz.”
Ununuz, yağ ve şekeriniz var, ama bir türlü helva yapamıyorsanız, sıkıntı
buradaysa gerçekten de ve bu durum yarım asırdır aynı kısır döngüyle
tekrarlanıyorsa; neden burada bir şeylerin ters gittiği veya sorunların
gerektiği gibi analiz edilip, çözümüne odaklanmada bir şeylerin eksik bırakıldığı
sorgulanmıyor? Her vesileyle karşılığı olmayan boş ajitasyonlarla kendinizi ve
kitleleri kandıracağınıza, kendinizi kıstırdığınız kısır döngüyü parçalamanın
yol ve yöntemine kafa yorsanız, şimdiye birçok sorunu gerçek anlamıyla tersine
çevirme becerisi gösterilebilmeniz pekâlâ mümkün olabilirdi.
“Eksiklerimizin farkındayız” deniyor örneğin. Sahi nedir her dönem tekrar
eden bu bitimsiz eksileriniz? Hangi döneme ilişkin ne tür eksiklikler tespit
edildi ve bunları aşmak için ne tür yol ve yöntemler denendi de bir türlü
aşılamayıp, bir sonraki dönemin eksikleriyle birleşip çoğalarak aşılamayan
eksiklikler enflasyonu krizine soktu sizi?
Sınıfın önderi olarak komünist partisisiniz ve partinin önderi olarak MK ve
SB siniz, ama partiye de kitlelere ve mücadeleye de önderlik yapamıyorsanız, samimiyetle
şapkanızı önünüze indirip, sıkı bir sorgulamaya tabii tutmanız için daha kaç on
yıl geçmesi gerekiyor acaba?
