1994’te TKP (ML)’yi Kim Neden Böldü? (1)

 


Halil Gündoğan

29.10.2026

 

 

Başlıktaki soru doğru soru mudur?

TKP-ML’nin, MKP’nin birlik yapalım çağrısına verdiği yanıtla tekrardan gündeme gelen bu sorunda, başlıktaki soru, evet, kesinlikle doğru ve isabetli bir sorudur. Çünkü TKP(ML) 1994’de kendi iç sorunları, ya da bir başka ifadeyle örgütsel ve ideolojik-siyasi sorunları nedeniyle bir bölünme
yaşamadı. Yaşanan yalın gerçeklik, tastamam olarak budur. Kimse de aksini olgular üzerinden somutlayamaz. Bu parçalanmayı, “1992 Birliğinin ilkesizliği” ile açıklamak ise, zorlama sübjektif bir yorum olarak, asla isabetli olmaz. Çünkü o süreçte Partinin iki kanadını oluşturan DABK ile Parti Merkezi (Konferansçı) kanadı arasında gerek devrim teorisi ve gerekse temel ideolojik konularda ciddi herhangi bir görüş ayrılığı yoktu. DABK’ı karakterize eden en esaslı sorun, denilebilir ki salt askeri bakış açısıydı. Bu ise, doğallığıyla, bir ayrılık gerekçesi olamayacağı gibi; birleşmenin önüne geçirilebilecek bir sorun özelliği de arz etmez. Dolayısıyla da aksi iddia ve yorumlar, şayet maksatlı değillerse, objektif olarak, 1994 de yaşananları perdeleme işlevi görür. Kan can bedeli yazılan bir tarihle kimsenin böylesi uyduruk gerekçelerle oynamasına da sessiz kalınamaz.

 

Özetle, 1994’ün yalın acı gerçeği

1994 parçalanması, Partinin 1992 Birliğiyle yakalamış olduğu o hatırı sayılır orandaki yükselme ve büyüme dinamiğinin önüne geçmek maksadıyla devletin gerçekleştirdiği planlı programlı bir karşı devrim operasyonun eseridir. Yani devlet, 1992 Birliğini engelleme fırsatını kaçırınca (ki bunun için özellikle İstanbul başta olmak üzere birçok alanda ve keza çok daha etkin olarak da Avrupa’da güçlü bir anti birlikçi rüzgâr estirildi. Ve böylece o yaz süreci resmen çürütülmeye çalışıldı. Avrupa’da da İstanbul’da bu anti birlikçi hezeyanın başını DABK kadroları çekiyordu. Çok daha çarpıcı olanı ise, İstanbul’da bunun başını çekenlerin ve ilişkileri devretmemekte direnenlerin tamamına yakını kontra Nihat’ın örgütlemiş olduğu ve MKP 1. Kongresi’nin “karşı devrimci hücre” olarak tanımladığı kişilerden oluşuyordu. Keza merkezi birlik konferansının, barınaklarda gerçekleştirilen alt bölge konferansların da Merkezi Kanattan gelen kadroları sürecin dışında bırakmak ve itibarsızlaştırmak için kontra Nihat’ın çevirmediği dolap, yapmadığı alçaklık kalmadı. Bilfiil konferans ortamında ise; tutsak düşen Deniz ve Sinan’a yazdırdığı düzmece bir mektupla, H. H’nin düşman işbirlikçisi olabileceği varsayımıyla, konferans güvenliğinin risk altında olduğunu ileri sürerek, şansını bu yolla da denemek istedi. Neyse ki mektubun ısmarlama ve düzmece olduğu anlaşılacaktı da bu hamlesi de boşa düşecekti. Vs. vs.); birleşerek büyük bir umut ve çekim merkezi haline gelen partiyi, ya parti yönetimini tümden ele geçirerek kontrol altına alıp, süreç içerisinde yozlaştırarak çürütmek; ya da bölüp parçalayarak, çok daha güçlü bir darbeyle, oluşan beklenti ve umutları boşa çıkarma stratejisine oynadı.

 

Öncelikli tercih, Merkez Kanatan gelen önderlik kadrolarını bir şekilde harcayıp devre dışı bırakarak, çoğunluğu DABK lehine değiştirmekti (Bu yöntem, kontra Nihat’ın DABK saflarında uyguladığı başlıca yöntemlerden biriydi. Önde gelen veya kendisi için riskli rakip olacağını düşündüğü önder kadroların çok önemlice bir kısmını şu veya bu yolla tasfiye ederek, kendisini adeta rakipsiz kılmıştır.). Bu plan, Birlik Konferansı ortamından başlamak üzere, 1994 Nisanına kadar adım adım hayata geçirilmeye çalışıldı. Konferans ortamında kontra Nihat özellikle de Merkezi Kanat kadrolarından olan Zeynel’in hazırlamış olduğu silah-siyaset veya bir başka ifadeyle parti-ordu diyalektiğini formüle eden; bu bağlamda da partiyi ordunun adeta lojistikçisi gören salt askeri bakış açısına karşı güçlü bir bariyer oluşturan ordu tüzüğü üzerinden DABK delegelerinin tamamını kendi otoritesi altında konsolide etti. Zaten bilenler bilir ki kontra Nihat’ın bunu başarması hiç de zor olmazdı. Çünkü DABK saflarında “ikinci İbrahim” muamelesi görüyordu. Tabii buna reaksiyon olarak Merkezi Kanattan gelen kadroların önemlice bir bölümü de Zeynel’in hazırlamış olduğu ordu tüzüğünü sahiplenerek, karşı bir duruş sergiledi. Bu, grupçu hassasiyetlerden daha çok, Zeynel’in hazırlamış olduğu tüzüğün stratejik öneminden kaynaklanan ideolojik bir hassasiyetti.

 

Kontra Nihat Partiyi, özellikle de etkisiz bir unsur olarak, kendisinin başında bulunduğu silahlı güçlerin lojistikçisi konumuna getirmeyi hedefliyordu. Bunun en belirleyici nedeni, özellikle de batıda parti örgütlülüğü ve çalışmalarında Merkezi Kanatın çok güçlü pozisyonda olmasıydı. İşte bu dengeyi kendi lehine şekillendirmek için, kendisinin hazırladığı ordu tüzüğü stratejik bir rol oynayacaktı. Ancak bu oyunu da boşa çıkarılınca; bu kez de ordu komuta kademesinin tamamını DABK kökenli kadrolardan oluşturma ısrarını dayattı. Ve maalesef, bazı anlı şanlı kadroların süreci doğru okuyamamaktan kaynaklı “hassasiyetlerinin” marifetiyle, Askeri Komisyon ve Ordu Genel Komutanlığının birer üyesi hariç, tamamı kontra Nihat karşısında selam duran DABK kadrolarından oluşturuldu. Devam eden süreçte de 1993 sonbaharında Merkezi Kanat kökenli beş MK üyesi, kontra Nihat’ın aklayarak parti üyesi de yaptırdığı Ramiz Şişman marifetiyle randevuda düşmana teslim edildi. Ve bu operasyonla, MK çoğunluğu, Kontra Nihat’ın hakimiyetindeki kadrolara geçmiş oldu.

 

Bir şekilde tasfiye ederek parti önderliğini ele geçirme sürecin belki de çok daha karakteristik özellik arz edeni ise; Merkez Kanat kökenli, aralarında parti genel sekreterinin de olduğu üç MK üyesinin tasfiye etme girişimidir. Kontra Nihat’ın buradaki tek gerekçe ise, bunların şu malum “ticaret olayının” sorumluları olmasıydı. İşte kontra Nihat partiyi tamamen ele geçirme hedefine varmak için bu üç kadroyu da tabiri caizse “yemek” istiyordu. Bunun için izlenecek yol haritası, DABK kökenli kadrolardan oluşan ve tamamı aynı zamanda Genel Komutanlık üyesi de olan Askeri Komisyonun 1. Toplantısında oluşturuldu. Yol haritasının belirleyici iki unsuru vardı: Birincisi, söz konusu üç MK üyesini istifaya zorlayarak tasfiye etmekti. İkincisi ise barınaklarda, batıda ve özellikle de Avrupa da Merkezi Kanattan gelen kadroları yönetimlerden uzaklaştıracak bir tasfiye pratiği uygulamaktı. Nitekim bu pratik özellikle barınaklarda ve Avrupa’da çok kaba bir aleniyetle uygulamaya sokuldu. Öyle ki Askeri Komisyon üyesi Ali Haydar, bazı arkadaşlara; “hiç merak etmeyin baharda hepinizin defterini düreceğiz” dahi diyecek kadar da “cüretliydi.”

 

Malum “ticaret olayı” bahanesiyle söz konusu üç MK üyesini yeme operasyonu ise, denilebilir ki parti önderliğini ele geçirme senaryosunu deşifre eden en tipik pratiklerinin başında gelir. Evet, bu gerçekten de çok barizdir. Ama en başta Nihat’ı düşman aşanı ve temel amacının da parti önderliğini ele geçirerek, partiyi tamamen düşmanın kullanışlı aparatına dönüştürmek olduğunu karar altına alan MKP 1. Kongresi olmak üzere, bu süreci değerlendiren diğer pek çok kesimin, bu aleni tasfiye operasyonun amacını ve özelliklede bunun Nihat’ın düşman ajanı olma gerçekliğiyle bağını kurarak değerlendirmeye yanaşmamalarıdır. Yani temel amacı partiyi düşmanın kontrolüne sokmak olan ve senin ordu ve parti yönetiminde etkili güce sahip bir düşman ajanından bahsedeceksin (bu özellikle de MKP için söz konusu), ama öte taraftan da onun hiçbir icraatını, güttüğünü söylediğin bu temel amacıyla bağını kurmayacaksın!.. İlginç bir tarihi muhasebe, değil mi?

 

Malum “ticaret olayı”, Merkezi Kanatın söz konusu bu üç SB üyesinin, değil partinin, MK’nın dahi onayını almadan, bir sefere mahsus olarak, yurt dışına bir miktar uyuşturucunun sevk edilmesine yardımcı olama karşılığında, o şebekeden aldıkları para olayıdır. Biri hariç iki üye bunu ilkesel olarak yanlış görüyor olmasına rağmen, silahlanma için acil gereksinim duyulan paranın temin edilebilmesi için, kabul eder ve uygularlar. Partinin itibarına zarar gelmemesi adına da bunu, üyesi oldukları MK dan dahi gizli tutarlar. Fakat, Birlik sonrası süreçte, o şebeke mensubu biri, tesadüfen rastladığı ve önceden tanıdığı DABK kökenli Sinan’a; “kalan paranızı gelin alın” deyince, üç üyenin “sırı” da böylece deşifre olur. Sinan sorunu, üyesi olduğu Birleşik SB ye aktarır. Orada sorun tartışılır ve yine MK dan gizlenme kararı üzerinde hem fikir olunur.

 

Tabii bu durum, DABK kökenli SB üyeleri tarafından kontra Nihat’a rapor edilir. Nihat da çıkan fırsatları “tanrının bir lütfu” sayanlardan olduğundan; bunu, güttüğü esas davası için en iyi nasıl kullanacağının hesabını yapar. Sonuçta sorun, “gündem dışı” başlığıyla, konferans ortamına taşınır. Tabii doğallığıyla bir şok etkisi yaratır. Sorun enine boyuna tartışılarak, söz konusu bu pratik ideolojik olarak mahkûm edilir. Bu suçun işleyicisi arkadaşlar özeleştiri yapar. Konferans iradesi, bu öz eleştiriyi yeterli sayarak, ayrıca bir cezalandırmaya gerek görmez. Sorunun partiye ve halka açılarak özeleştiri verilmesi de tartışılır. Delegelerden DABK kökenli Savaş, partiye açılarak özeleştiri yapılmasını savunur. Merkez Kanat kökenli Zeynel ise; partiyle sınırlı bir özeleştirinin yeterli olmayacağını, bu sorunda esas özeleştirinin, parti tarafından halka verilmesi gerektiğini ısrarla savunursa da ancak bu iki delege dışındaki tüm delegeler, “partinin itibarının zarar görmemesi” adına, sorunun partiden de halktan da gizli tutulmasına karar verir. Ardından bu üç üye, partinin yeni yönetimine de oybirliğiyle seçilir. Yani bütün bu kararların altında Nihat başta olmak üzere, DABK kökenli tüm delegelerin imzası var.

 

Ama böyleyken ve konferans üzerinden henüz üç ay gibi kısa bir zaman geçmişken, keza bu süreçte herhangi bir olağanüstü gelişme de yaşanmamışken; kontra Nihat, başkanı olduğu Askeri Komisyondan (MKP 1. Kongresi bu komisyonu, “Düşman ajanının başında olduğu klik” olarak tanımlar), bu üç üyenin istifa etmesi, aksi takdirde “ticaret olayını” kamuoyunda teşhir edeceğinin kararını çıkartır. Bu doğrultuda, o süreçte baş kılıç olarak kullandığı Savaş’a da “Lortlar Kamarası…” başlıklı bir tehdit ve teşhir broşürü kaleme aldırtır.

 

İlginçtir, Savaş başta olmak üzere, Komisyon üyesi, DABK kökenli kadroların hiçbirisi, normalde olması gereken şu itirazda bulunmaz: “Ya arkadaşlar daha üç ay önce, bizim de onayımızla çıkan bir konferans kararı var. Kişi olarak onayımızın olmaması durumunda da ama sonuçta bir konferans iradesi var. Parti tüzüğü ve genel işleyiş kuralları gereğince, konferans iradesini hiçe sayan böyle bir karar almamız yanlış olur. Böyle bir hakka sahip de değiliz. Yapmak istediğimiz bu şey, parti birliğini ve genel işleyiş kurallarını bozar. Buna hakkımız yok.” Demez.

Demezler çünkü hepsi, en başta da “genç öğrencim” dediği Savaş, kontra Nihat’ın şu “zehirli” projesine tav olmuştur: “Partiyi bu oportünist-revizyonistlerden arındırarak, gerçek savaşçı bir parti yapmalıyız.”

 

Askeri Komisyonun bu kararları, Merkez Kanat kökenli birçok parti üyesinin tepkisiyle karşılanırsa da fakat orta da henüz Nihat’ın düşman ajanı olduğuna dair bir hüküm olmadığından, bu pratiği grupçu ve darbeci olarak karşılamanın ötesine vardıramazlar. Keza aleni bu işleyiş ve tüzük suçlarının MK dan veya parti iradesinden döneceğine dair iyi niyet hâlâ baskındır.

 

Devletin, partinin önderliğini tamamen Nihat’ın kontrolü altına sokma operasyonu, kırsalda bulunan Parti, TMLGB ve Dersim Bölge Komitesi sekreterlerinin ve keza bu kadroların da içinde yer aldıkları gerilla birliğinin ağırlıklı olarak Merkezi Kanat kökenli üyelerden oluşan parti organının aktif itirazlarıyla tökezleyince; bu kez de ikinci seçenek olan, bölüp parçalayarak güçten düşürme operasyonu devreye sokulur. Bu, MKP 1. Kongre tutanaklarında da yer aldığı gibi, kontra Nihat’ın ta 1994 Ocak ayında Avrupa’daki “kullanışlı elemanlarına” telefonda söylediği şu sözleriyle de sabittir:

 

“Partinin kuruluş tarihi olan 24 Nisan’da ayrılalım ve partimizin adına da Maoizm eki yapalım”

Sırf bu da değil. Gerek Karadeniz ve gerekse Dersim’in farklı bölgelerindeki barınaklarda kalan gerilla gücü, sırf kontra Nihat ile kontak kurup, koordinasyon oluşturabilmek amacıyla ta şubat ayından itibaren telefon bulunun köylere gidip gelme hummalı faaliyetine koşturulur. Hatta sırf bundan ötürü, bir gerilla gücü Erzincan-Kemah’ta büyük bir operasyona dahi maruz kalır.

Kontra Nihat son hamle olarak, üç sekreterinde içinde yer aldığı gerilla gücünün komuta heyetini görevden aldığını ve derhal gelip kendi komutası altına girmeleri talimatını iletir. Bunun üzerine söz konusu gerilla gücünün parti organı toplanarak durumu görüşür ve yazılı bir tavır alır. Özetle, bu karara uymayacaklarını, sorunu görüşmek üzerine parti yönetici organlarının derhal toplantıya çağrılmasını, aksi taktirde bu yazılı tavırlarını kendi imkânlarıyla da olsa tüm partiye ulaştırılacakları kararı bildirilir kendisine.

 

İşte kontra Nihat’a 24 Nisan tarihini 18 Nisan’a çektirerek, aralarında Cafer Cangöz’ün de bulunduğu ve tümü DABK kökenli olan mevcuttaki MK üyelerine o lanetli 18 Nisan darbe bildirisini kaleme aldıran “olağanüstü gelişme” budur.

 

Neydi bildirinin özeti: Ayrılığını ilan eden Mafya hizbini partiden attık.

Karşı devrim marifetli 1994 darbesinin kısa özeti işte bundan ibarettir.

(Devam edecek)