Halil Gündoğan
22.10.2026
Devrimci zor
olgusunu yadsımak ne anlama gelir?
Öcalan’ın ardından, 68 kuşağı ünlülerinden Ertuğrul Kürkçü de silahlı mücadele döneminin kapanmış olduğuna hükmediyor. Kürkçü açısından bu görüş değişikliği muhtemelen yeni de değildir. Ancak Öcalan’ın devrim ve devrimci zorun yalın karşılığı olarak silahlı mücadele konularındaki açık tornistanının ardından bunu kamuoyu ile paylaşması, yeniymiş gibi, “taze” bir etki gücü barındırıyor. Bundan ötürü de devrim ufkunu ve mevcut koşullarda devrimi mümkün kılacak devrimci zor olgusunu bulanıklaştırarak karartmayı hedefleyen devrim karşıtı bu türden görüş ve yaklaşımların kararlılıkla mahkûm edilmesi gerekiyor. Aksi taktirde emperyalist burjuvazi ve reformist-oportünist kesimler tarafından yürütülen devrim karşıtı bu sistematik ve süreğen anti propagandanın kitlelerin devrim umudunu karartmasına fırsat sunulmuş olur. Çünkü emekçi halk kitleleri kendi günlük yaşam ve mücadele pratiklerinden de biliyor ve eminler ki devlet gibi bir zor tekelinin koruması altında olan
burjuvazi ve tüm diğer sömürücü zorbalar, zorla koparıp almadıkça, servetlerini de iktidarlarını da asla paylaşmaz ve buna cüret edenleri de tabiri caizse, analarından doğduğuna bin pişman ederler. Bundandır ki devrimci zor, sömürücü zorbalık sistemlerinden kurtulmada emekçi kitlelerin elinde ki en büyük silahıdır. İşte bu olgusal gerçekliğe karşın, kendisini devrimci olarak sunan birilerinin kalkıp da “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” demesi ve “en itibarlı kurtuluş yolu” olarak da reformist/demokratik uzlaşıcı, parlamentarist yolu empoze etme gayretleri, açıktan burjuvaziye hizmet etmekten başka bir anlam taşımaz. Son dönemlerde somut olarak Öcalan ve E. Kürkçü’nün yaptığı da bundan başka bir şey değildir.
Silahlı mücadele
hangi koşullarda miadını tamamlar?
E. Kürkçü’ye, Apocu Yeni Özgür Politika gazetesi adına şöylesi bir soru yöneltiliyor:
“Silahlı mücadele döneminin kapanıyor olması Türkiye solu açısından nasıl
bir arayışı gerekli kılıyor?”
Kürkçü’nün, empoze edici bu maksatlı soruya verdiği yanıt ise aynen şöyle:
“Türkiye’de 1965’te başlayan parlamento dışı devrimci mücadele çığırını
izleyen silahlı mücadele dönemi, PKK’nin fesih kararıyla birlikte kapandı. Bu
karar bir mücadele biçimini gündemden kaldırsa da (…)” (*)
Sorunun kendisi zaten başlı başına maksatlı. Çünkü silahlı mücadeleyi ve
silahlı mücadele dönemini, devrim ve devrimci zor olgularını var eden nesnel
koşullar üzerinden değil; Öcalan’ın devletle yaptığı anlaşma gereği, PKK’ye
silahlı mücadeleyi sonlandırması kararı aldırması üzerinden tanımlıyor. Ve bunu
yaparken de sorunu sadece Öcalan ve onun örgütü PKK’nin silahlı mücadele
yöntemini iradi olarak terk etmesiyle
sınırlı özel bir durum olarak sunmuyor. Genel olarak bir mücadele yöntemi ve
devrim stratejisi olarak devrimci zoru ve onun en kristalize ifadesi olarak
silahlı devrim mücadelesi döneminin kapanmış olduğu hükmüyle sunuyor. Keza
burada aleni olarak büyük bir inkâr durumu söz konusudur: Sadece Türkiye ve K.
Kürdistan somutunu baz almamız halinde bile bu topraklarda silahlı mücadelenin
PKK ile başlamadığını Kürkçü’nün bilmiyor olması mümkün mü? PKK ile başlamayan
silahlı mücadele döneminin, PKK’nin silahlı mücadele yöntemini terk etme kararı
almasıyla nasıl son bulacağının, en azından olgular üzerinden mantıki bir
açıklamasının yapılması gerekir. Mesela gelişen savaş teknolojisi ve kırların
önemli oranda insansızlaştırılması dışında nesnel koşullarda niteliksel ne tür
değişimler olmuştur ki silahlı mücadele dönemi kapanmış olsun? Söz konusu bu
değişiklikler sadece ve sadece Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisinin bir unsuru
olan kır gerilla savaşının o bilindik tarzıyla yürütülebilmesinin engelleyen
unsurları olabilir ancak ki değil mi? Peki silahlı mücadele ve dönemini buna
indirgemek ne kadar doğru olur acaba?
Öte yandan “silahlı mücadele döneminin kapanıyor olması” bir realite ise,
bu neden sadece “Türkiye solu” için bir sorun olsun ki? Pekâlâ aynı şekilde
derdi devrim olan uluslararası tüm solun ve özel olarak da Kürdistan solunun da
sorunu olması gerekmez mi? Kaldı ki gasp edilmiş ulusal haklarını, sömürgeci
imtiyazlarından zerre kadar taviz vermeyen Faşist TC. Devletinden, devrimci zor
yöntemleri dışında, Öcalan’ın “devlet aklıyla” uydurduğu ve buyurduğu;
“devletle demokratik uzlaşı yolu” ile nasıl kazanılacağı sorununu AKSH’nin de
dert etmesi gerekmiyor mu acaba?
Devrimci zor ve
silahlı mücadele diyalektiği
Burada yapılmak istenen şu aleni maksatlı çarpıtmayı da kesinlikle deşifre
etmek gerekiyor: Sol devrimciler için silahlı mücadele, devrimi mümkün kılacak
olan devrimci zor olgusunun özel koşullar altında aldığı özgün mücadele
yöntemlerinden biridir. Genel anlamıyla silahlı mücadele ile anlatılmak istenen
şey ise; devrimin barışçıl yollarla gerçekleşemeyeceğini, burjuvazi ve genel
olarak sömürücü zorbaların ancak ki zor yoluyla alaşağı edilmesiyle mümkün
olabileceğidir. Öcalan ve Kürkçü ise; silahlı mücadeleyi, daha çok, uzun süreli
kır veya şehir gerilla savaşı modeliyle özdeşleştirerek tanımlama yoluna
gidiyor. Oysa bu, silahlı mücadelenin sadece özel koşullar altında geçerli olan
bir tarzıdır. Nitekim bugünün mevcut koşullarında Türkiye ve K. Kürdistan’da
silahlı mücadelenin bu tarzı esasen miadını doldurmuştur. Ama buradan hareketle
silahlı mücadelenin genel olarak da miadını doldurduğu söylenebilir mi? Elbette
ki söylenemez! Çünkü silahlı mücadele, anın somut gerçeklerine uyarlı olarak
birçok farklı biçimler kazanabilir. Örneğin Paris Komünü veya Ekim Devrimi (ya
da daha yakın örnekleriyle Rojava direnişi vb.), silahlı mücadeleyi, silahlı
kitlesel ayaklanmalar biçimiyle tarihe kaydetmiştir, değil mi? Kaldı ki devrimi
mümkün kılan, kitlelerin toplu ayaklanmasını ifade eden “devrimci zor”dur.
Bunun hangi toplumsal koşullarda ve sınıflar arası hangi güç denkleminde hangi
özgün biçimler altında hayat bulacağı ise; işin sadece teferruatına ilişkindir.
Apocuların haleti
ruhiyesi
Galiba Apocu Kürt Siyasal Hareketi, Öcalan’ın görüş ve buyruklarının kendileri
için ifade ettiği “mutlak doğru” “kutsiyetini”, tüm sol için de geçerli sayıyor
olmalı. Öcalan’ın “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” şeklindeki bu hadsiz
sübjektif hükmünü, tüm sol da aynı şekilde kabul ederek, yeni bir yol-yöntem
arayışına girecek sanıyorlar. Oysa derdi devrim olan sol, sınıflar arası mevcut
güç denkleminde devrimi, devrimci zor yöntemini devreye sokmadan
gerçekleştirmenin mümkün olamayacağının, binlerce kanlı örneğiyle, tecrübesine
sahiptir zaten. Dolayısıyla da Öcalan ve devrime sırt dönmüş diğer benzerlerinin,
beş kuruşluk bilimsel değeri dahi bulunmayan bu hezeyanlarını, hak ettiği yere elinin
tersiyle fırlatıp atmakta bir an olsun bile tereddüt etmez.
Kürkçü’nün
devrimciliğini tüketişi
AKSH’nin içler acısı uç boyutlu savruluşu böyleyken; Marksist ve özel
olarak da diyalektik-materyalizm literatürden beslenmiş, yılların devrim
savunucusu iddiası sahibi Kürkçü’nün sorunu ele alışı ise gerçekten de
dramatiktir. O da tıpkı AKSH gibi, sınıflar arası mevcut güç denkleminde,
devrimci zor yönteminin ezilenlerin elinde ki tek gerçek silah olduğu nesnel
gerçekliğini inkâr ederek, bu dönemin artık kapanmış olduğuna hükmediyor. Hem
de bilimsel neden sonuç ilişkisini karikatürize eden şu dahiyane vargısıyla: “silahlı mücadele dönemi, PKK’nin fesih
kararıyla birlikte kapandı.”
Şayet, “silahlı mücadele dönemi PKK için artık kapanmıştır” demiş olsaydı,
kimsenin buna bir itirazı olmazdı. Çünkü bu bir olgu. Fakat Kürkçü, kendisine
sorulan o soruya yanıt olarak bunları söylüyor. Yani silahlı mücadele döneminin
hem Türkiye ve hem de genel açısından da kapanmış olduğunu ileri sürüyor. Bunun
gerekçesi ise, açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere şu oluyor: Silahlı mücadele
yürüten PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakma ve kendisini fesih kararı alması.
Yani somut koşullarda devrimin hangi yol ve yöntemlerle mümkün olacağını
belirleyen yegâne koşul, nesnel gerçekler değil; PKK’nin silahlı mücadeleyi
bırakma kararı almasıymış.
Kürkçü bunu hem de siyasetin silahlı ifadesi olan bölgesel ve küresel savaş
tamtamlarının ayyuka ulaştığı bugünün koşullarında söylüyor. Kendisi açısından
talihsiz bir gaflet hali.
Tekrar etmek gerekir ki; şayet devrimci zoru ve bunun ifadesi olarak
silahlı mücadele yöntemini genelleyerek ifade etmeyip, sadece silahlı
mücadelenin ağırlıklı olarak Çin, Vietnam vb. coğrafyalarda yürütülen biçiminin,
nesnel koşullardaki belirgin ve tayin edici değişikliklerden ötürü Türkiye ve
K. Kürdistan somutunda artık esasen kapanmış olduğunu söylemiş olsaydı, bu hem
anlaşılır ve hem de tartışmaya değer olurdu. Fakat yukarıda da vurgulandığı
gibi Kürkçü, herhangi bir ayrım yapmadan genelleme yaparak “silahlı mücadele
dönemi kapanmıştır diyerek, aleni bir şekilde “devrimci zor” olgusunu
yadsıyarak, devrimci olma iddiasını da doğal ve kaçınılmaz olarak, böylece
tüketmiş oluyor.
