Halil Gündoğan
1.10.2026
Neden-sonuç ilişkisi
Eğer bir yerde “eşit yurttaşlık” talebi varsa, bu demektir ki orada çok genel anlamda “yurttaşlık bağı” ile bir arada yaşamak durumunda olan (veya bırakılan) farklı etnik, inanç, cinsel ve sınıfsal kesimler arasında, tolere edilebilecek cinsten olmayan ciddi boyutlu toplumsal eşitsizlikler söz konusudur. Ve bu da demek olur ki orada her şeyden önce bir demokrasi sorunu vardır. Yani bir başka ifadeyle orada, yalın kavramsal karşılığı anlamında demokrasi yoktur. Çünkü gerçek anlamda demokrasi, eşitliği tüm toplum için mümkün kılacağı gibi, şart da koşar. Bundandır ki her ne kadar da bazı “ileri” burjuva demokrasi örnekleri epeyce yakın bir düzeye ulaşmış olsalar da fakat yine de demokrasi gerçek karşılığına ancak ki sosyalist demokrasi ile ulaşabilir. Çünkü orada tüm bu toplumsal eşitsizliklerin kaynağı olan ve onları her seferinde farklı formatlarda yeniden var eden üretim araçlarının özel mülkiyeti sistemi olmayacaktır.
“Eşit yurttaşlık” talebi daha çok, ana temel prensipleriyle demokrasinin
bulunmadığı çok uluslu ve farklı inançlardan oluşan toplumlarda gündeme
gelmektedir. Çünkü buralarda farklı etnik ve inanç kökenine, keza farklı cinsel
ve cinsel yönelim mensup toplumsal kesimlere, egemen ulus, din ve erkek egemen
sistemin değerlerine biat etmeleri dayatılmakta. Dolayısıyla da oradaki olgusal
gerçek; egemen ulus statüsüne sahip ulusun, tüm diğer ulusal ve inançsal
kesimler aleyhine, devletin zor aygıtı marifetiyle elde etiği ayrıcalıklı konum
hakimiyetidir. Yani egemen ve bağımlı, efendi ve köle, sömüren ve sömürülen,
hükümran ve tabi olma ilişkisidir söz konusu olan.
Dolayısıyla da talep, bu eşitsizlik ilişkisinin sonlandırılarak, toplumsal
kesimler arasında genel bir barış atmosferinin oluşturulması hedeflidir.
Farklı özgünlükler
ve çözümler
Ne var ki “eşit yurttaşlık” talebinin karşılanması her bir çelişme özelinde
farklı çözüm yöntem ve yollarıyla mümkün olacağından; tek düze ve toptancı bir
ele alışa pek de şans tanımaz. Evet elbette
söz konusu sorunların tamamının nihai çözümü demokrasi ile mümkün olabilir.
Fakat Türkiye gibi dinci faşist bir devlet gerçekliğinde demokrasi, hiç kuşku
yok ki ancak ki devletin bu niteliğini değiştirecek toplumsal bir devrimin
eseri olabilir. Bu bir gerçek.
Fakat şu da bir başka gerçek ki: Söz konusu bu sorunların bazılarının kısmi
çözümlerine, reformsal toplumsal mücadele yöntemleriyle, mevcut sistem altında
ulaşmak da pekâlâ mümkün olabilir. Örneğin Kürt ulusal sorunu, “eşit
yurttaşlık” temelinde kısmi bir çözüme kavuşturulabilir. Bu pekâlâ mümkün
olabilir. Ancak bu “mümkün olabilme” hali, Kürt ulusunun, ayrılıp ayrı bir
devlet kurma hakkını saklı tutma koşuluyla, Türk ulus devleti çatısı altında,
birlikte yaşama iradesini ortaya koymasıyla gerçekleşebilir. Bu ise kendi
ulusal kimliği ve özerk siyasi statüsünün tanınıp, anayasal güvenceye
kavuşturulmasıyla olabilecek bir şeydir.
Ulusal sorun ve
“eşit yurttaşlık”
Çünkü ulusal sorunda “eşit yurttaşlık”, egemen ulusun tüm o sömürgeci ve
hükümranlık statüsünün son bulmasını gerektirir. Her şeyden önce katı merkezci
üniter devlet imtiyazından vaz geçip, devleti bir üst çatı konumuna itekleyen
federasyon veya geniş bölgesel özerklik modeline geçmeyi şart koşar. Çünkü Kürt
sorununu “eşit yurttaşlık” temelinde çözüme kavuşturmanın başka bir sihirli
formülü yok.
Çünkü bu sorunda “eşit yurttaşlık”, Türk ulusu hangi haklara sahipse, aynı
hakların Kürt ulusuna da tanımasını şart koşar. Örneğin siyasal iktidarın
paylaşılmasını, tekçi resmi dil ve tekçi tüm ulusal imge ve sembollerin terk
edilerek ortaklaştırılmasını, tekçi ve ırkçı-şoven tarih anlatısının kaldırılmasını,
keza Kürtçenin yeni eğitim-öğretim sisteminde ikinci anadil olarak resmileştirilmesini
gerektirir. Vs.
Bunlar olmadan, aynı devlet çatısı altında Kürt sorununun “eşit yurttaşlık”
modeli temelinde çözümü de doğal olarak söz konusu olamayacaktır.
Kürt ulusunun kendi
kaderini tayin referandumu
Özellikle bölgesel konjonktür ve sistemin kendi iç çelişmeleri Kürt sorunun
bu tarz çözümüne, önemli oranda, zemin sunar nitelikler barındırmaktadır. Fakat
tabii öncelikle bir referandumla Kürt ulusunun iradesinin hangi yönde
olacağının ortaya çıkarılmasının sağlanması gerekiyor. Yani A partisinin veya B
kişisinin ulus adına karar vermesi ve onun iradesini kolonyalist sistemin
kendisini yeniden üreterek tahkim etmesini sağlayacak şekilde ipotek altına
alınmasıyla değil; doğrudan demokrasi yöntemiyle, ulusal özne olarak Kürtlerin
kendi kaderlerini hangi yönde tayin etmek istediklerinin açıklığa
kavuşturulması gerekiyor. Şayet irade ayrılma temelinde değil de iki ulusun
“ortak vatanda”, “ortak devlet çatısı altında” birlikte yaşamasından yana
şekillenirse; işte o zaman sorunun bu zeminde daha somut olarak formüle
edilmesi kolaylaşır. Bundan ötürü en başta da Kürt ulusal özgürlük
mücadelesinin tüm özneleri ve sol sosyalist kesimlerin bu tarihi süreci doğru
değerlendirerek harekete etmeleri hem bir zorunluluk ve hem de tarihi bir
fırsatın doğru temelde değerlendirilebilmesi yönünde kolektif bir irade beyanı
olması anlamında, stratejik önemdedir.
AKSH’nin tutumu
Öcalan bundan bir önceki “barış sürecinde” “ortak vatanda eşit yurttaşlık
temelinde” bir çözüm tarzını dillendiriyordu. Ancak son “paradigma”
değişikliğinde bundan da vazgeçtiği görülmekte. Kürtlerin kolektif ulusal
haklarını, böylesi bir hakkı kendisinde nasıl görüyorsa artık, tamamen rafa
kaldırmış oldu. “Haksız-statüsüz” ve ama birer Kürt olarak tanınmaları
koşuluyla Türk ulus devletine entegre olmalarını ve keza yeni bir Türk ulusu
inşasında birer “dolgu” malzemesi olmalarını buyurdu.
Bunun, “eşit yurttaşlık” temelli bir çözüm olmadığı, her renkten Türk
ulusalcısı ve ırkçı-faşist Türk milliyetçileri tarafından “alternatif bir
model” olarak öne çıkarılan o malûm ırkçı-faşist tekçi anlayışın tezahürü olan
“Yurttaş eşitliği” modeliyle
buluştuğuna ise hiç kuşku yok.
Fakat buna rağmen gerek DEM Parti sözcüleri ve gerekse Apocu Kürt Siyasal
Hareketinin (AKSH) diğer bir kısım ileri sözcüleri ısrarla “eşit yurttaşlık”
talebini dillendirmekte. Ama asla tutarlı bir şekilde değil!.. Çünkü açıktan
herhangi bir siyasal statü talebini dillendirmedikleri gibi; “Önderliğe” ayıp
olmasın diye “federasyon vb. ulus devletçi çözümler tu kakadır” demeye devam
ediyorlar. Oysa yukarıda da izah edildiği üzere “eşit yurttaşlık”, zorbalıkla
hak yoksunu bırakılmış Kürtlerin, Türklerin sahip olduğu tüm haklara
kavuşturulması talebidir. İki ulusun “ortak vatanda” “ortak devlet çatısı
altında” birlikte yaşaması isteniyorsa; bunu mümkün kılabilmenin bir başka
“makul” yolu yok. Bu yüzden de DEM ve Kandil’i ısrarla bu “tarihi yanlıştan” bir
an önce vazgeçmeye zorlamak gerekiyor. Sorunun çözümünün “Eşit yurttaşlık” zemininde
çözülebileceğini söyleyip, ardından da bunu dışta tutan “Önderlik paradigmasını”
savunmanın nasıl bir tutarsızlık olduğunu görmeye ve kabul etmeye zorlamak
gerekiyor. Devrimci eleştirel tutumda ısrar etmek bu bakımdan önem arz eder.
Solun tutumu
Sorunun mevcut koşullarda arz ettiği gerçekliği göz önünde bulundurarak, sol-sosyalist
kesimlerin K. Kürdistan Kürtlerinin kendi kaderlerini bir referandumla ortaya koyabilmelerine
ön ayak olmaları, demokrasi mücadelesi bağlamında önem arz eden politik bir
tutum olacaktır. Birlikte yaşamaktan yana şekillenirse Kürt ulusal iradesi,
sorunun dönemsel çözümünün “eşit yurttaşlık” zemininde gelişmesinde de aktif
rol sahibi olmalıdır. Çünkü bu, aynı zamanda hem bir demokrasi ve hem de bir
ulusun ulusal demokratik haklarını kazanması mücadelesinde aktif özne olarak
yer alıp almama sorunudur. Yani sorun bu bağlamda bir bakıma da günün İdris-i
Bitlisi vari, egemen ulus çıkarlarının korunmasına odaklı politik tutumlarla, mazlum
bir ulusun kaderiyle böylesine hoyratça oynanmasına karşı, aktif politik devrimci
tavır alıp almama sorunudur da.
