Devlet, Öcalan’ı kullanarak Kürdün iradesine ipotek koyuyor

 


Halil Gündoğan

5.02.2026

 

Kürtleri Öcalan kantarına çekmek

Özellikle de son dönemlerde devletin Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiye operasyonu karşısında belli bir direnç sergileyen Kürt oluşumlarının karşısına, devlet adına söz kuran Bahçeli’sinden, Fidan’ına ve M. Uçum’una kadar belli başlı tüm aktörler, Öcalan bariyeriyle çıkmakta ve onlara Öcalan ayarı çekmekte. Öyle ki Türk ve Şam devletinin Rojava’da giriştiği kuşatma ve imha operasyonu karşısında son derece haklı ve meşru bir zeminde durarak itirazını, tepki ve öfkesini dile getiren ve bu temelde kitlesel barışçıl protesto ve destek etkinliklerinde bulunan ve keza Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı doğal ulusal haklarının tanınmasını içeren demeçleri karşısında dahi bunları, Öcalan’ın 27 Şubat paradigması kantarına çekerek, ayar vermeye çalışmakta bir beis görmüyorlar. Örneğin M. Uçum 1 Şubat 2026 tarihli yazısında aynen şunları söyleyebiliyor:

 

“Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye geçiş süreci, devlet kurumlarının titiz çalışmaları ve Cumhur İttifakı’nın kararlı yaklaşımlarıyla emin adımlarla yoluna devam ederken Öcalan’ın da deyimiyle süreci baltalama girişimleri de sürüyor. (abç)

 

“Özellikle Suriye’deki gelişmeler üzerinden bazı çevrelerce Kürtlerin geleceğine ilişkin karamsarlık yaymaya çalışan bir tartışma açıldı. (…)

 

“Kürtlerin siyasi temsil ve eşitlik sorunu olduğunu, statü haklarının tanınması gerektiğini, egemen millet olduklarının kabul edilmesini dillerine pelesenk edenler, bütün konuyu etnik kimlik siyasetine bilinçli olarak indirgiyorlar. Bunların derdi Kürtlerin varoluşlarını güvence altına almak değildir. Tam tersine Kürt etnik kimliğini istismar ederek ve Kürtleri riske atarak münfesih terör örgütünün artık unsurlarına dayanan İsrail destekçisi bir uydu devlet kurulabilir mi veya o yolda özerk bölgelerle ilerlenebilir mi, onun arayışı içindeler. (…)

 

“Şu da görülmelidir ki münfesih terör örgütünün tüm artık unsurları bakımından şartlar kökten değişti. (…) Bu unsurların yeni bir yola girmeleri tek çareleridir. Bu yol, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine destek vermek ve demokratik bütünleşme süreçlerinde yer almaktır. Bu noktada Öcalan’ın liderliğine bağlı kalmaları, 27 Şubat deklarasyonun gereğini yapmaları, bundan sonra da Öcalan’ın bütünleşme perspektifine uygun davranmaları, kendileri bakımından en doğru seçenek olur. Aksi takdirde ya tamamen tasfiye olurlar ya da son derece marjinal kalırlar. (abç)

 

“DEM temsil alanlarının Suriye’deki son gelişmelerle birlikte sapmalar yaşadığı ve yanlışlar yaptığı görüldü. Münfesih terör örgütü ile Kürtleri özdeş gören yaklaşımlar, Suriye’deki Kürtlerin tarihi kazanımlarını göz ardı eden tutumlar, DEM temsil alanlarının ciddi yanlışları olarak öne çıktı. Bu nedenle DEM temsil alanlarının son dönem pratikleri, Öcalan’ın iradesine başkaldırı olarak görülebilir ve kendi seçmeninin iradesini tanımamak şeklinde değerlendirilebilir. (abç.) Hele Türk bayrağına yönelik saldırıda DEM’in doğrudan veya dolaylı rolünün olduğu izlenimi, DEM için hayati önemde bir sorundur çünkü bayrak düşmanlığı devlet düşmanlığıdır. (…)

 

“(…) DEM’in Türkiye partisi olma fırsatını kullanması, Öcalan’ın barış ve demokratik toplum perspektifine de uygun ve doğru politika olur. Aksi halde DEM’in de yenilenmesi gibi bir konu kaçınılmaz olarak gündeme gelir. (abç.)

 

Kürtlerin geleceğini bağımsız devlet, siyasi özerklik, yetki devri gibi hayaller üzerine kuran ideolojiler ve siyasi programlar iflas etti ve gerçekçi olmadıkları tescillendi. Bu ideolojik unsurların gerçekçi siyasi programlar için değil aslında Kürtleri istismar için kullandıkları kesinleşti. Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasında bu durum tespit ve teyit edildi. (abç.) (*)

Devlet Öcalan üzerinden Apocu Kürt Siyasal Hareketine rota belirliyor

 

Görüleceği üzere bu yaklaşım çok açık ve bariz bir şekilde legal Kürt siyasal alanının kendi ulusal hakları ve aidiyetlerine karşı girişilen düşmanca tutumlara karşı ortaya koydukları demokratik tepki ve barışçıl hak savunusu eylem ve sözlerini dahi “Öcalan’ın iradesine başkaldırı ve kendi seçmen tabanın iradesine karşı çıkmak” olarak değerlendirip, aforoz etme ve baskılama siyasetidir. Burada hem farklı siyasi görüş, yaklaşım ve tutumlara karşı bariz baskıcı ve yasakçı bir tutum söz konusudur ve hem de güya yeni sürecin mücadele yöntemi olarak benimsenen demokratik barışçıl yöntem ile hak mücadelesi yürütmeye karşı devletin tüm kurumlarıyla aldığı ve alacağı tavrın nasıl olacağının beyanı söz konusudur. Ve bu baskılamanın baş enstrümanı olarak da Öcalan kullanılmaktadır.

 

DEM’e açıktan ayar çekiliyor

Öylesine arsız bir pervasızlıkla yapılmakta ki bu, DEM açıktan tehdit ediliyor: “Ya Öcalan’ın buyruğu altında onun çizdiği güzergahta yürürsünüz, ya da Öcalan sizi kapatıp, yeni bir oluşumla yola devam eder; tercih sizin.” denmiş oluyor yukarıda altı çizili “Aksi halde DEM’in de yenilenmesi gibi bir konu kaçınılmaz olarak gündeme gelir.” şeklindeki bu sözlerle.

Öcalan devletin bu kirli oyununu bozar mı?

 

Kuşkusuz ki Öcalan’ın devletin kendisini bu şekilde bir aparat olarak kullanmasına bugüne değin kamuoyuna yansıyan herhangi bir itirazı olmadı. Olsaydı zaten bir şekilde bunun karşılığı pratiğe yansırdı. Bir itirazı olmadığı gibi, devletin tüm kurumlarıyla kendisini bu derece muteber bir tek belirleyici muhatap yerine koymasından sonsuz derecede haz alıyor, egosunu tatmin ediyordur.

 

Kürt iradesi bu kumpası bozmak zorunda

Ve fakat genel olarak Kürt iradesinin ve özellikle de Apocu Kürt Siyasal Hareketinin devletin Öcalan üzerinden kendilerinin iradesi üzerinde oluşturmak istediği bu kirli ipotek tuzağını boşa düşürme zorunluluğu vardır. Aksi takdir de “ulusal haklarımızı barışçıl demokratik yollarla yürüteceğimiz mücadele ile kazanacağız” şeklinde özetlenecek yeni mücadele stratejisine uygun davranma şansları dahi olmayacaktır. Olmayacağının en çarpıcı göstergesi işte DEM özgülünde çekilen ayar ve tehditlerle orta yerde duruyor. Yani her hak arayışında ve farklı bir siyasal program için barışçıl demokratik mücadele hattı izlenmek istendiği her seferinde, Öcalan’ın çizmiş olduğu mücadele tarzı olan “devletle demokratik uzlaşı esastır” ilkesine uyulmadığı gerekçesi karşılarına çıkarılarak, ayar verilmek istenecektir.

 

(*) (https://www.aa.com.tr/tr/analiz/terorsuz-turkiye-ve-bolgeye-gecis-surecinde-kurtlerin-gelecegi/3816737)