Halil Gündoğan
13.02.2026
Türk devletinin yeni
hedefi
Başta Türk devletinin dışişleri ve savunma bakanın ve keza Erdoğan’ın baş hukuk danışmanının eş zamanlı yaptıkları açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Türk devletinin yeni Kürt operasyon sahası artık Irak. Tabii operasyonun açık ve doğrudan hedefi Irak devleti değil. Operasyonun ilk ve doğrudan hedefi, başta PKK etkinliğinde olduğu iddia edilen Ezidi Kürtlerinin yurdu Şengal, BM denetimi altında bulunan Mahmur Kampı ve PKK’nin Kandil başta olmak üzere, G. Kürdistan’da üslenmiş olduğu tüm diğer alanlardaki silahlı ve kurumsal yapılarıdır.
Şengal ve Mahmur
öncelikli hedef
“Şengal’de oluşturulan yarı özerk statü ve keza Mahmur Kampı, zaten öteden
beridir Türk devletinin açık hedefiydi. Temel gerekçe, bu her iki alanın da
“PKK’nin yeni üs sahası” olduğuydu. Dolayısıyla da bir şekilde tasfiye edilmesi,
bir “beka” sorunuydu. Tabii bu her iki alana doğrudan fiili askeri operasyon
düzenlemek hukuki yönüyle çok da kolay değil. Çünkü bilindiği gibi Mahmur Kampı
BM denetiminde kurulmuş yasal ve meşru bir yer. Dolayısıyla da buraya doğrudan
bir askeri operasyon düzenlemenin bazı getirileri olacaktır. Aynı şekilde
Şengal de hukuki olarak, BM üyesi, “bağımsız ve egemen devlet” sıfatına sahip
Irak’ın egemenlik sahası içinde yer alıyor. Dolayısıyla da Irak devletinin açık
veya örtük onayı olmaksızın buraya da korsan askeri bir operasyon çekmenin
birtakım getirileri olacaktır. Nitekim H. Fidan’ın “sırada Irak var” şeklindeki
küstah sözleri Irak tarafından sert bir şekilde kınandı. Irak büyük elçisi
Dışişleri Bakanlığına çağrılarak uyarıldı vs.
Yapay “meşru”
gerekçe
Fakat içine girilen haydutluk ve korsanlık süreci, uluslararası sözleşme ve
karşılıklı güvenceleri hükümsüz kıldığından; saldırganlığı önleyici ve
caydırıcı bir mekanizma bulunmuyor. “Ulusal çıkar ve güvenlik” bahanesi ardına
sığınan haydut ve zorba güçler, rahatlıkla başka ülkelerin toprak bütünlüğü
dahil, tüm diğer egemenlik haklarını hiçe sayarak askeri operasyonlar çekme
hakkını kendilerinde bulabiliyorlar da. Dolayısıyla da Türk devleti öncelikle
bu her üç sorunun çözümünü Irak devletinden isteyecektir, istiyor da. Ancak
Irak devletinin bugüne kadar herhangi somut sonuç alıcı bir adım atmamasını
gerekçe göstererek, “uluslararası meşru savunma hakkı” çerçevesinde bu
operasyonu doğrudan kendisi gerçekleştirebilir. Devlet adına yapılan söz konusu
açıklamalar da zaten bunun “meşru zeminini” oluşturma amaçlıdır.
PKK’ye ültimatom
Suriye sahasından aldıkları sonucun da “vurucu etkisi” ile PKK’ye ültimatom
çekiyorlar: “Suriye’den ders çıkarın ve kendinizi boşuna ezdirmeyin. Efendice
kendinizi tasfiye edin. Şengal, tıpkı Rojava gibi merkezi Irak devletine
entegre olsun. Mahmur Kampını tamamen boşaltın. PKK olarak tüm silahlarınızı
derhal teslim edin. Mağara ve tünelleri devlete teslim edin ve örgütsel tüm
yapınızı da tasfiye ederek, Kandil ve G. Kürdistan’dan çıkın gidin. Kurucu
önderliğiniz zaten 27 Şubat çağrısıyla size bu buyruğu verdi. Buna uymaz veya
ayak direrseniz, Rojava operasyonu benzeri bir operasyona hazır olun. ‘Şengal’i
biz havadan, Haşdi Şabi güçleri karadan harekete geçerek üç günde düşürürüz.’
(Bu sözler H. Fidan’a ait.) Mahmur Kampının boşaltılması gerektiğini,
oradakilerin ve hatta Avrupa vb. yerlerdeki kadro ve militanların komün yaşamı
örgütlemek üzere Türkiye’ye gelmeleri gerektiği fikri, Öcalan’ın da fikri ve buyruğudur.
PKK ise zaten kongre kararıyla kendisini feshetti. Haliyle PKK ye bağlı silahlı
silahsız tüm yapıların da kendilerini bir an önce tasfiye etmesi gerekiyor.
Aldığınız bu karara ve Önderliğinizin kesin buyruğuna uymazsanız, sonuçlarına
katlanmaya hazır olun.”
Yani sözün özü, PKK bütün bunların gereğini barışçıl bir şekilde yerine
getirmez ve de Irak devleti de kendisinden istenen bu operasyonları
gerçekleştirmeye yanaşmaz ise, Türk devletinin gerek Haşti Şabi ve gerekse İŞİD
ve diğer paramiliter çete güçleriyle koordineli bir operasyon çekeceği kuvvetle
olasıdır.
Gerekçeler farklı olsa
da hedef ortak
Tabii Irak sahasında düşünülen operasyonun hedefinde sadece bunlar yok.
Gerek Tom Barrack’ın “federasyon tarzı Irak’a uygun değil.” şeklindeki küstah
hükümran buyruğu ve gerekse Erdoğan ve devlet adına söz kuran M. Uçum’un,
“Bölgesel yönetimin merkezle uyumunu sağlaması, güçlendirmesi ve Irak’ın
birliğinin ayrılmaz parçası olmasıyla geleceklerini tam güvence altına
alabilir. Bu konuda önümüzdeki dönem yeni gelişmeler olacağı beklenebilir.” Şeklinde ki diplomatik ayar çekici beyanatı
Güney Kürdistan’ın federasyon yapısına da bir şekilde bir ayar çekmek
istediklerini ortaya koyuyor.
Tom Barrack tarafından doğrudan federasyon siteminin hedefe konması, Türk
devleti açısından elbette bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirilecektir.
Ancak ABD bu federasyonun tasfiyesi için fiili olarak harekete geçmez ise, Türk
devletinin bunu kendi başına yapma ihtimali hayli düşük olacaktır. Çünkü sorun
ABD’nin, kendisinin bir mandası pozisyonunda olan Irak’ı nasıl dizayn etmek
istediğiyle alâkalı bir sorun olduğundan; Türk devletinin buna rağmen bu
kesitte bir şeyler yapma lüksü pek olmayacaktır. En nihayetin de M. Uçum’un
dile getirdiği çerçevede bir müdahale seçeneği olabilir.
ABD’nin hesapları
İran merkezli
ABD’nin Irak politikasını ise esas olarak İran’a karşı Irak’ı istediği
şekilde konumlandırıp konumlandırmayacağı belirleyecektir. Dolayısıyla da gerek
Irak’ın mevcut hükümetinin ve gerekse Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin mevcut
statüsünü koruyup koruyamayacaklarını, ABD’nin İran operasyonunda kendilerine
ön görülen rolleri kabul edip etmemeleri belirleyecektir. Bu görevlerin
başında, İran’ın Irak içindeki Şii milis gücünün tasfiye edilmesi operasyonunda
aktif olarak yer almaları gelir. Tom Barrack’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin
federal yapısını, adeta bir şantaj unsuru olarak, gündeme getirmesinin altında
yatan esas nede de bu olsa gerek.
Keza Suriye’deki İŞİD elemanlarının önemlice bir kısmının Irak’a
nakledilmeleri, öte yandan Saddam’ın kızının devreye sokulup, Colani ile Sunni
Arap ittifakı oluşturarak İran’ın Irak’taki Şii dayanağını tasfiye etme
girişimlerinin ardında yatan neden de budur.
Türk devletinin
önceliği
Yani özetle Irak hem Türk devletinin ve hem de ABD’nin başını çektiği şer
cephesinin yeni operasyon sahası durumunda. Türk devletinin öncelikli hedefi,
tıpkı Suriye’de olduğu gibi, “Terörsüz Türkiye ve bölge” yaftası altında,
Irak’ta da Apocu Kürt Siyasal Hareketinin denetiminde olan Kürt oluşumlarını
tasfiye etmek olacaktır. Gerisi, ABD’nin İran operasyonunda kendisine yüklediği
görev kapsamında şekillenecek esasen.
PKK’nin olası tutumu
Apocu Kürt Siyasal Hareketinin Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı gereğince
davranarak, Türk devletinin Şengal’e fiili bir askeri operasyon çekmesine zemin
sunmadan, “barışçıl yolla” sorunu çözmeyi tercih edeceği kuvvetle muhtemel olan
seçenek gibi duruyor. Mahmur Kampının boşaltılması da aynı şekilde “barışçıl”
bir şekilde gerçekleştirilecektir. Çünkü bu da zaten yine doğrudan Öcalan talimatı
gereğince böyle olmak zorunda. Kandil ve G. Kürdistan’daki silahlı PKK
oluşumlarının tasfiyesi sorunu ise aslında fiili bir askeri operasyonu gerektirmiyor.
Çünkü bu sorunun çözümü, Türk devletinin bu güçlerin legal alana entegrasyonunu
sağlamak için gereken yasal ve hukuki koşulları oluşturmasına bağlı. Nitekim
Öcalan ile devletin sorun özgülündeki mutabakatı bunu öngörüyor. Dolayısıyla da
normalde olması gereken bu. Ama yine de Türk faşizminin bir operasyon
dayatmasıyla; “Hayır, koşul yok. Madem kendinizi feshettiniz, silahlarınızı da
derhal teslim edin ve bireysel olarak sivil yaşama dönün” tavrı takınabilir. Bu
durumda PKK’nin tavrının ne olacağını kestirmek çok da kolay olmaz. Öcalan’a
rağmen direniş kararı alıp, Türk devletinin façasını bir kez daha bozma
seçeneğine baş vururlar mı acaba?
Demokrasi güçlerinin
tutumu
Apocu Kürt Siyasal Hareketinin tavrından bağımsız olarak, başta komünistler
olmak üzere sol-sosyalist ve bir bütün olarak demokrasi güçlerinin Türk devleti
ve ABD’nin Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı kapsamında oluşturdukları
irade ve tercihlerine yönelik her türlü müdahalesine kararlıca karşı çıkma
sorumluluğu vardır. Sessizce seyirci kalmak, objektif olarak suç ortaklığı anlamına
gelir. PKK direnişi tercih ederse, bu direnişe de amasız fakatsız sahip çıkıp
destek vermek, olmazsa olmaz tarihi bir görev olacaktır.
