İran’a karşı saldırı savaşında Türk Devletinin pozisyonu

 

 

Halil Gündoğan

27.03.2026

 

Son yılarda bazı kesimlerce Türkiye’nin yeni bir eksen arayışında olduğu ifade edilmekte. Yani ABD’nin başını çektiği ve NATO’da somut ifadesini bulan “Batı ekseni” ile mesafeli durduğu, başını Çin-Rusya ikilisinin çektiği “Avrasya ekseni” ile flört ettiği ileri sürülmekte. Keza bazılarınca, Türkiye’nin bu iki ana eksen arasındaki gerilimden ve kendi jeopolitik konumunun sunduğu stratejik avantajlardan da yararlanarak, bir nevi, eksenler dışı, kendi başına bir güç ve denge odağı haline gelmiş olduğu da ileri sürülmekte.

 

Ataerkilizme karşı mücadele sınıfsaldır

 


Halil Gündoğan

9.03.2026

 

“8 Mart, ‘kadınlar günü’ değildir” başlıklı makaleme ilişkin Yeni Kadın’dan bir arkadaşın takındığı tavır ve ileri sürdüğü başlıca itirazlar üzerinden, sorunu biraz daha anlaşılır kılma ihtiyacı duydum. Çünkü aslında bu ve benzeri anlayış ve yaklaşımlar maalesef ki daha geniş kesimlerde de mevcut. Dolayısıyla da bu, ideolojik-siyasi mücadele bağlamında, kayıtsız kalınmaması gereken bir durumdur. Getirilen başlıca itiraz noktaları şunlar:

 

8 Mart, “Kadınlar Günü” Değildir!

 


Halil Gündoğan

6.03.2026

 

Kısa tarihçesiyle 8 Mart

Bilindiği gibi 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentine binlerce tekstil/dokuma işçisi kadın düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve keza dayatılan diğer insanlık dışı yaşam ve çalışma koşullarını protesto etmek için grev yapar. Polis ve diğer grev kırıcı paramiliter güçlerin saldırısı ve keza çıkan yangın sonucu, resmi kayıtlara göre çoğunluğu kadın olmak üzere 129 işçi hunharca katledilir.

 

ABD ve İsrail’in İran saldırısı

 


Halil Gündoğan

3.03.2026

 

Bilindiği üzere tipik bir şer ittifakı olan ABD-İsrail ikilisi, şubat ayının son gününde İran’a kapsamlı bir hava saldırısı düzenledi. Öncelikli hedef, İran’ın idari ve savaş kurmayını imha ederek ve keza eşzamanlı olarak vuruş kabiliyetine sahip riskli başlıca savaş ekipmanlarını ve lojistik alt yapısını darbeleyerek devleti başsız ve güçsüz bırakmaktı. Böylece hem zaten aylardır sokaklarda olan çeşitli kesimlerden muhalif güçlere, yararlanabilecekleri bir kaos ortamı ve atağa geçme imkânı yaratmak ve hem de İran’ın hemen karşı saldırıda bulunma kabiliyetini kırmaktı.  Somut ve net istihbarata dayalı bu hedeflerden ilkinin, tam başarıyla gerçekleştirildiği görülmekte. Öyle ki dinci koyu faşist Molla rejiminin bir numarası dahil olmak üzere, asker ve sivil üst düzey komuta heyeti adeta tümden yok edilmiş oldu.

 

Bakın neymiş “devlet projesi” dedikleri?

 


Halil Gündoğan

25.02.2026

 

Gizlenen devlet projesi nihayet alenileşti

Devlet cenahının “Kürt-Türk İttifakı”, “Bin yıllık kardeşlik” ve “İç cephenin tahkimi” zemini üzerinden kotardığı bir proje var. Adı önceleri sadece “Terörsüz Türkiye” idi. Sonra, Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiyesini de kapsaması bakımından “terörsüz bölge”, (eş zamanlı olarak ittifak bileşimi de “Kürt-Türk-Arap İttifakı”) olarak genişletildi. Ve bu proje, devlet sözcüleri tarafından da ta başından itibaren bir “devlet projesi” olarak sunuldu. Fakat bununla tam olarak neyin kastedildiğinin doğrudan ortaya konmasından da imtina edildi. Bahçeli ve diğer bazı aktörlerin bazı demeçlerinin satır aralarında buna ilişkin kimi ifadeler yer aldıysa da ama bu projenin ve devletin bu projeyle muradının tam olarak ne olduğu adeta bir “devlet sırrı” gibi saklandı. Fakat elbette Apocu Kürt Siyasal Hareketinin iradesini devrettiği tek müzakereci Öcalan’ın ta İmralı savunmaları sürecinden başlamak üzere ortaya koyduğu yeni rota belgelerinde ve keza 27 Şubat 2025 tarihli “paradigmasında” bu devlet projesinin temel başlıca unsurlarının neler olabileceği zaten mevcut. Bunu, Erdoğan’ın baş hukuk danışmanı M. Uçum’un 1 Şubat 2026 tarihli, aa.com.tr sitesinde yer alan “Terörsüz Türkiye ve bölgeye geçiş sürecinde Kürtlerin geleceği” başlıklı yazısında görmek de pekâlâ mümkün.

 

Şeriat tehdidi güncel mi?

 


 

Halil Gündoğan

20.02.2026

 

 

Tehlikenin farkında mıyız?

Şeriat tehdidinin güncelliği üzerine daha önce “Tehlikenin farkında mıyız?” başlığı altında galiba üç veya dört makale yazmıştım. Yani olguların yalın dili, iktidar bloğunun şeriat sistemine geçiş iradesinin, epeyce bir süreden beridir güncel bir tehdit olduğunu söylüyor. Bu tehdit, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığının hazırlamış olduğu “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile birlikte çok daha somut hale geldi. Ardından özellikle de toplum nazarında “ünlüler” olarak bilinen vitrinsel simalar üzerinden doğrudan insanların yaşam tarzına yapılan ve esasen korku ortamı yaratmayı hedefleyen hoyrat saldırılar ile bu tehdit iyice ete kemiğe bürünmüş oldu.

 

Türk Devletinin yeni Kürt operasyon sahası Irak

 


Halil Gündoğan

13.02.2026

 

Türk devletinin yeni hedefi

Başta Türk devletinin dışişleri ve savunma bakanın ve keza Erdoğan’ın baş hukuk danışmanının eş zamanlı yaptıkları açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Türk devletinin yeni Kürt operasyon sahası artık Irak. Tabii operasyonun açık ve doğrudan hedefi Irak devleti değil. Operasyonun ilk ve doğrudan hedefi, başta PKK etkinliğinde olduğu iddia edilen Ezidi Kürtlerinin yurdu Şengal, BM denetimi altında bulunan Mahmur Kampı ve PKK’nin Kandil başta olmak üzere, G. Kürdistan’da üslenmiş olduğu tüm diğer alanlardaki silahlı ve kurumsal yapılarıdır.

 

Bir reddiyedir Cahide Karakaş’ın intiharı (*)


 


Halil Gündoğan

Haziran.2016

 

Basına yansıyan “sıradan/olağan” kısacık bir haber: “1983 yılı Nisan ayında Diyarbakır Cezaevi’nden tahliye edilen Cahide Karakaş, Kasımpaşa’daki evinde intihar ederek, yaşamına son verdi.” (Mealen)

 

Kötü ünlü 5 No’lu zindan cehennemi olarak bilinen Diyarbakır insan kıyım merkezinden tahliye edilen bu genç kadının kendi yaşamına son vermiş olması, maalesef ki kamuoyunda adeta ölü kayıtsızlığıyla karşılandı. Çok yakın eş-dost çevresi ve bir-iki duyarlı aydın dışında kimselerin umurunda bile olmadı. Gerçi dönem, 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğünün toplumun üzerine ölü toprağı serdiği dönemdi de aynı zamanda. Dolayısıyla bizzat devlet terörünün kurbanı olan yüzlerce ölüm gibi, Cahide’nin ölümü de sessiz bir çığlık olarak atmosferde yitip gitti.

 

Devlet, Öcalan’ı kullanarak Kürdün iradesine ipotek koyuyor

 


Halil Gündoğan

5.02.2026

 

Kürtleri Öcalan kantarına çekmek

Özellikle de son dönemlerde devletin Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiye operasyonu karşısında belli bir direnç sergileyen Kürt oluşumlarının karşısına, devlet adına söz kuran Bahçeli’sinden, Fidan’ına ve M. Uçum’una kadar belli başlı tüm aktörler, Öcalan bariyeriyle çıkmakta ve onlara Öcalan ayarı çekmekte. Öyle ki Türk ve Şam devletinin Rojava’da giriştiği kuşatma ve imha operasyonu karşısında son derece haklı ve meşru bir zeminde durarak itirazını, tepki ve öfkesini dile getiren ve bu temelde kitlesel barışçıl protesto ve destek etkinliklerinde bulunan ve keza Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı doğal ulusal haklarının tanınmasını içeren demeçleri karşısında dahi bunları, Öcalan’ın 27 Şubat paradigması kantarına çekerek, ayar vermeye çalışmakta bir beis görmüyorlar. Örneğin M. Uçum 1 Şubat 2026 tarihli yazısında aynen şunları söyleyebiliyor:

 

Rojava, “Kürt-Türk İttifakı” ve “Bin yıllık kardeşlik” masallaları

 


Halil Gündoğan

30.01.2026

 

Türk Devleti’nin Rojava düşmanlığı bugün başlamadı

Suriye iç savaşı sürecinde Kürtlerin defacto olarak elde ettikleri bir takım ulusal kazanım ve özerk siyasi-askeri yapıları, keza aynı şekilde İŞİD ile savaş sürecinde ABD’nin teşvikiyle Rakka ve Deyrizor gibi stratejik öneme sahip Arap kentlerinde, yerli Arap aşiretleriyle kurdukları ittifaklar üzerinden oluşturdukları özerk askeri-siyasi ve ekonomik statüler, ta baştan itibaren Türk Devleti tarafından savaş nedeni sayıldı. Nitekim bu uğurda farklı fantastik isimler altında birçok askeri harekatlar da düzenlendi: Efrin, Serekani ve Gire Spi şehirlerini ve yakın çevrelerini, “güvenli bölge oluşturma” adı altında işgal edip, buralara kendisine bağlı idareciler atadı. Keza Rojava bölgesi sürekli bir şekilde havadan ve karadan top ve füze atışlarıyla taciz edildi. Sivil siyasilere suikastlar düzenlendi. Okullar, hastaneler, atölye ve fabrikalar hedef alındı. Alt yapı yıkıma uğratıldı vs. vs. Yani Türk Devleti’nin Rojava Kürtleriyle savaşı, din ve mezhepsel kardeşleri İŞİD zihniyetli terörist çetelerin oluşturdukları emperyalist devletler taşeronu Şam Devletiyle kurduğu ittifak ile başlamadı. Dolayısıyla da öncelikle bunun altının kalınca çizilmesi ve üzerinden atlanmaması gerekiyor. Unutmayın, İŞİD zebanileri saldırırken “Kobane düştü düşecek” diyerek kanlı pençelerini ovuşturan Erdoğan bugün hâlâ o hevesinin derdinde.