1994’te TKP (ML)’yi Kim Neden Böldü? (2)

 


 

Halil Gündoğan

3.11.2026

 

 

Dünün çözülmeyen sorunları bugünün sorunu olarak devam eder

Makalenin 1. Bölümünde de belirtildiği gibi bu konu, MKP’nin birlik çağrısına TKP-ML’nin verdiği yanıt üzerinden tekrardan güncel bir “merak konusu” haline geldi. Çünkü TKP-ML’nin birlik koşullarından birisi de MKP’nin, 1994 de partiye yapılan darbenin özeleştirisini yapmamış olmasıdır. TKP-ML’ye göre 1994’te parti, partinin DABK kanadından gelen ve bugünkü MKP’nin kurucu önder kadrolarının, parti yönetimini ele geçirmek amacıyla, MK çoğunluğunun onayını alma gereği dahi duymadan, partinin Merkez Kanat kökenli önder kadrolarını, “ticaret olayını” bahane ederek, tasfiye etme kararı alması ve bir bildiriyle bunu kamuoyuna sunmasıydı.

 

1994’te TKP (ML)’yi Kim Neden Böldü? (1)

 


Halil Gündoğan

29.10.2026

 

 

Başlıktaki soru doğru soru mudur?

TKP-ML’nin, MKP’nin birlik yapalım çağrısına verdiği yanıtla tekrardan gündeme gelen bu sorunda, başlıktaki soru, evet, kesinlikle doğru ve isabetli bir sorudur. Çünkü TKP(ML) 1994’de kendi iç sorunları, ya da bir başka ifadeyle örgütsel ve ideolojik-siyasi sorunları nedeniyle bir bölünme
yaşamadı. Yaşanan yalın gerçeklik, tastamam olarak budur. Kimse de aksini olgular üzerinden somutlayamaz. Bu parçalanmayı, “1992 Birliğinin ilkesizliği” ile açıklamak ise, zorlama sübjektif bir yorum olarak, asla isabetli olmaz. Çünkü o süreçte Partinin iki kanadını oluşturan DABK ile Parti Merkezi (Konferansçı) kanadı arasında gerek devrim teorisi ve gerekse temel ideolojik konularda ciddi herhangi bir görüş ayrılığı yoktu. DABK’ı karakterize eden en esaslı sorun, denilebilir ki salt askeri bakış açısıydı. Bu ise, doğallığıyla, bir ayrılık gerekçesi olamayacağı gibi; birleşmenin önüne geçirilebilecek bir sorun özelliği de arz etmez. Dolayısıyla da aksi iddia ve yorumlar, şayet maksatlı değillerse, objektif olarak, 1994 de yaşananları perdeleme işlevi görür. Kan can bedeli yazılan bir tarihle kimsenin böylesi uyduruk gerekçelerle oynamasına da sessiz kalınamaz.

 

Ertuğrul Kürkçü’nün Devrimciliğini Tüketişi

 


Halil Gündoğan

22.10.2026

 

 

Devrimci zor olgusunu yadsımak ne anlama gelir?

Öcalan’ın ardından, 68 kuşağı ünlülerinden Ertuğrul Kürkçü de silahlı mücadele döneminin kapanmış olduğuna hükmediyor. Kürkçü açısından bu görüş değişikliği muhtemelen yeni de değildir. Ancak Öcalan’ın devrim ve devrimci zorun yalın karşılığı olarak silahlı mücadele konularındaki açık tornistanının ardından bunu kamuoyu ile paylaşması, yeniymiş gibi, “taze” bir etki gücü barındırıyor. Bundan ötürü de devrim ufkunu ve mevcut koşullarda devrimi mümkün kılacak devrimci zor olgusunu bulanıklaştırarak karartmayı hedefleyen devrim karşıtı bu türden görüş ve yaklaşımların kararlılıkla mahkûm edilmesi gerekiyor. Aksi taktirde emperyalist burjuvazi ve reformist-oportünist kesimler tarafından yürütülen devrim karşıtı bu sistematik ve süreğen anti propagandanın kitlelerin devrim umudunu karartmasına fırsat sunulmuş olur. Çünkü emekçi halk kitleleri kendi günlük yaşam ve mücadele pratiklerinden de biliyor ve eminler ki devlet gibi bir zor tekelinin koruması altında olan
burjuvazi ve tüm diğer sömürücü zorbalar, zorla koparıp almadıkça, servetlerini de iktidarlarını da asla paylaşmaz ve buna cüret edenleri de tabiri caizse, analarından doğduğuna bin pişman ederler. Bundandır ki devrimci zor, sömürücü zorbalık sistemlerinden kurtulmada emekçi kitlelerin elinde ki en büyük silahıdır. İşte bu olgusal gerçekliğe karşın, kendisini devrimci olarak sunan birilerinin kalkıp da “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” demesi ve “en itibarlı kurtuluş yolu” olarak da reformist/demokratik uzlaşıcı, parlamentarist yolu empoze etme gayretleri, açıktan burjuvaziye hizmet etmekten başka bir anlam taşımaz. Son dönemlerde somut olarak Öcalan ve E. Kürkçü’nün yaptığı da bundan başka bir şey değildir.

 

Kontrgerilla, MHP, “Norm Devlet”, “Ülkücü Mafya” ve İç Savaş Riski

 


Halil Gündoğan

16.10.2026

 

 

Kontrgerillanın Türkiye ve K. Kürdistan Ayağı

Komünizm tehdidine karşı 2. Dünya Savaşı sonrası NATO, CIA ve özel olarak da Pentagon tarafından oluşturulmuş uluslararası illegal bir yapılanma var. Gladio olarak da bilinen bu oluşum, doğrudan bir kontrgerilla hareketidir. Bu oluşumun Türkiye kolu, bir fiil Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde, 1952 yılında, Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında illegal olarak kurulur. Adı 1970 yılında Özel Harp Dairesi, 1992 de ise Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak değiştirilir. Çeşitli kaynaklarca da doğrulandığı gibi; kuruluşu bilfiil, Ankara’daki Amerikan Askeri Yardım binasında gerçekleşir. Keza uzunca bir süre, doğrudan CIA tarafından fonlanır. Gelişim seyri içinde MHP, MTTB, Gülen Cemaati gibi sivil ve JİTEM, TİT gibi gayri resmi birçok paramiliter oluşumla, yaygın bir şebekeye dönüştüğü ise, Türkiye gerçekliğini az çok bilen herkesin malumu olsa gerek.

 

“Eşit Yurttaşlık” Modeliyle Alevi Sorunu Çözülebilir mi?

 


Halil Gündoğan

8.10.2026

 

 

Alevi sorunun özet özü

Alevi sorunu her şeyden önce ve de esasen düşünce ve inanç özgürlüğü sorunudur. Mevcut haliyle Alevi sorunu ise; farklı düşünce ve inançların, toplumdaki egemen bir başka düşünce ve inanç tarafından baskı ve tahakküm altına alınarak, hayat hakkı tanınmaması sorunudur. Onların özgürce yaşamasının önüne geçilerek, zorlan asimile edilmesi sorunudur. Yani tarihsel boyutuyla Alevi sorunu, egemen din ve inancın tekçi, asimilasyoncu faşizan zorbalığı sorunudur. Bu, Türkiye ve K. Kürdistan’da Türk ve Kürt Sünni İslam zorbalığıyken, İran’da Şii Fars zorbalığı, Suriye de Sünni Arap zorbalığıdır, vs.

 

Kürt Sorunun Çözümünde “Eşit Yurttaşlık” Modeli

 

 

 

Halil Gündoğan

1.10.2026

 

 

Neden-sonuç ilişkisi

Eğer bir yerde “eşit yurttaşlık” talebi varsa, bu demektir ki orada çok genel anlamda “yurttaşlık bağı” ile bir arada yaşamak durumunda olan (veya bırakılan) farklı etnik, inanç, cinsel ve sınıfsal kesimler arasında, tolere edilebilecek cinsten olmayan ciddi boyutlu toplumsal eşitsizlikler söz konusudur. Ve bu da demek olur ki orada her şeyden önce bir demokrasi sorunu vardır. Yani bir başka ifadeyle orada, yalın kavramsal karşılığı anlamında demokrasi yoktur. Çünkü gerçek anlamda demokrasi, eşitliği tüm toplum için mümkün kılacağı gibi, şart da koşar. Bundandır ki her ne kadar da bazı “ileri” burjuva demokrasi örnekleri epeyce yakın bir düzeye ulaşmış olsalar da fakat yine de demokrasi gerçek karşılığına ancak ki sosyalist demokrasi ile ulaşabilir. Çünkü orada tüm bu toplumsal eşitsizliklerin kaynağı olan ve onları her seferinde farklı formatlarda yeniden var eden üretim araçlarının özel mülkiyeti sistemi olmayacaktır.

 

Kapitalistlerin Yıkıcı Yeni Silahlarından Yapay Zekâ ve Sol Tutum

 


Halil Gündoğan

24.09.2026

 

 

Kapitalizmin yapısal özelliği

Kapitalizm, “vahşi kapitalizm” olarak tanımlandığı o en aç gözlü barbarlık döneminde de gelişiminin artık adeta tepe noktasına ulaştığı 21. Yy.’ın şu ilk çeyreğinde de hep daha fazla kâr dürtüsüyle hareket etmekte. Bu “kutsal amaca” ulaşmak için maddi ve manevi boyutuyla insanı da yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla doğayı da en son kertesine değin, yani yıkıma uğratırcasına sömürmeyi ve suiistimal etmeyi, kendisinin temel varlık koşulu saymakta. Bu, kuşku yok ki onun karakteristik yapısal özelliğidir de. Ve ilginç bir döngüdür: Üretim tekniği ve araçlarındaki gelişmeye koşut olarak üretim kapasitesi ve sermayesi katlanarak mislince büyüyor olmasına rağmen, normal de biraz daha “vicdanlı” bir doygun dinginlik sürecine girmesi, keza ücretli kesimlerin, toplumsal artı değerden daha fazla, ya da görece daha “adil” pay alması gerekirken; fakat maalesef emekçi kesimler ve doğa giderek daha fazla yıkıma maruz kalıyor.  Yani insanlık ve doğa, doygunluk hissi olmayan, histerik bir “akıl tutulmasıyla” daha fazla kâr dürtüsüne kilitli, ahtapot misali bir garip canavar olgusuyla karşı karşıya.

 

Kürt Sorunu “Kürtçe Sorunu”na mı İndirgenmek İsteniyor?

 


Halil Gündoğan

17.09.2026

 

Biat ettirme operasyonu

Evet, maalesef ki devlet ve Öcalan’ın yapmak istediği tam da budur. Bu kolektif gayret, Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş sömürge ve bağımlı ulus olma gerçekliğini, sorunu dil yasağına indirgeyerek, arsızca örtme gayretinden başka bir şey değildir. Bu gayret ayrıca Kürtleri, temel ulusal haklarını talep etmekten vazgeçirme operasyonudur. Yani hani denir ya; “ağzına bir parmak bal çalarak susturmak.” Oysa Kürtler de en az Türkler, Araplar ve Farslar kadar kendi bağımsız devletlerini kurma, kendi öz vatanlarında özgürce yaşama, kendi dillerini, kültürlerini, kendi eğitim sistemlerini, kendi ekonomilerini inşa etme hakkına sahiptirler.


Dil, elbette ulusal sorunun çok önemli bir dinamiği ve sorunudur. Ama asla tamamı değildir. Nitekim birçok sömürge örneğinde de görüleceği gibi sömürgeci devletler özellikle de deniz aşırı sömürgelerde o ülkelerin ana dillerini yasaklamamışlardır. Fakat oralar en alasından sömürgeydi ve bağımsızlıklarını kazanana dek de sömürge olarak kaldılar.


Şu da bir başka tarihsel gerçeklik ki dört parça Kürdistan’da geçmiş dönemlerde yaşanmış hemen hemen hiçbir Kürt isyanı salt başına dil yasağından ötürü çıkmamıştır. Nitekim dil yasağının bariz bir yoğunlukla yaşandığı dönem, bir tarih belirtmek gerekirse; herhalde ki Şeyh Sait ayaklanması sonrasıdır.

Ö. Gelecek Gazetesinin Öcalan ve PKK Tavrı: Politik “Tavırsızlık”!

 


Halil Gündoğan

10.09.2026

 

 

Öcalan’ın “Süreç”teki rolünün gizlenmesi

Özgür Gelecek gazetesi, 12 Ağustos 2026 tarihli sayısının “Politik-Gündem” bölümünde, “‘Kürt Barışı’ ve ‘Çerçeve Yasa’nın Gölgesinde KÜRT ULUSUNA ÖZGÜRLÜK!” başlığı altında genel bir değerlendirme yaparak; kendince, gereken doğru tavrın ne olması gerektiğini ortaya koymuş. Yani en azından böyle yapmış olduklarını düşünüyor ve buna inanıyor olmalılar ki yazıda bir hayli de iddialı hüküm ifadeleri kullanmış.

 

Karşı Çıkılmalıdır: “Demokratik Entegrasyon” Projesi, Kolonyalist Bir Projesidir.

 


Halil Gündoğan

1.09.2026

 

Projenin özü ve kapsamı

“Demokratik Entegrasyon” projesi, Öcalan’ın “Demokratik Ulus İnşası” projesinin, somut saha çalışmasıdır. “Demokratik Ulus İnşası” ise; her bir parçadaki Kürtlerin, kolektif ulusal haklar talebinden ve dolayısıyla da sömürgeci ulus devletlerin hegemonyasının reddedilmesi iradesinden vaz geçilerek, mevcut sömürgeci ulus devletlere entegre olma ve onları daha da güçlendirilerek, yeniden inşası projedir. Dolayısıyla da neresinden bakarsanız bakın, bu proje en âlâsından kolonyalist bir projedir.