Halil Gündoğan
8.01.2026
Özel hesap, Misak-ı
Milli

Daha önceki birçok makalemde gerek şeriat özlemcisi ve Osmanlı öykünmecisi dinci
kesimlerin ve gerekse Türk milliyetçilerinin yarım kalmış Misak-ı Milli rüyalarını
tamamına erdirme şeklinde bir hesaplarının olduğuna işaret etmiştim. 1960’lı
yıllarda ABD eliyle tekrardan ısıtılan bu projeyi Cumhurbaşkanlığı döneminde Turgut
Özal doğrudan gündemine alıp, üzerinde belli bir mesai de harcadı. İlk ciddi adımı
Barzani ve Talabani’yi federasyon olarak Türkiye’ye katılmaya ikna etmek oldu.
Dönemin tanıklarının beyanlarına bakılırsa ikna eder de. Sonra onlar üzerinden
Öcalan da buna ikna edilir. Böylece, Misak-ı Millice ön görülen tüm sınırları
kapsamasa da Kerkük-Musul başta olmak üzere G. Kürdistan’ın tamamı ilk etapta
Türk Devleti’nin himayesi altına alınacaktı. Ancak tabii hayata geçirilebilmesi
daha farklı koşullara bağlı olacak bir istekti bu. Fakat Özal’ın şüpheli bir
şekilde ani ölümüyle tekrardan rafa kaldırıldı. Öcalan tutsak düştüğünde, biraz
da devlete verilmiş; “hizmete hazırım” sözünü cazip kılıp, kendisini muteber
bir muhatap olarak kabul ettirme kurnazlığıyla, teklifi bu kez kendisi devlete
sundu. Ancak dönemin yetkili devlet görevlileri muhtemelen, uluslararası
koşulların uygun olmadığı düşüncesiyle olsa gerek ki bunu gündeme almadılar. Ta
ki BOP çerçevesinde Orta Doğu’nun yeniden dizaynının artık bir şekilde sonuca erdirilmesi
startının verilmiş olduğu şu son birkaç yıllık sürece kadar.