Öcalan, Türk Devleti’nin Rojava’ya saldırı gerekçelerini açıklamalıdır

 


Halil Gündoğan

8.01.2026

 

Evet, Öcalan kamuoyuna bunu açıklamak zorundadır. Kapalı kapılar ardında “norm devlet” dediği devletin güvenlik bürokrasisiyle nasıl bir anlaşma yaptığını tüm ayrıntılarıyla başta Kürtler olmak üzere
bu halka açıklamak zorundadır.

 

Evet, açıklamak zorundadır; “bin yıllık kardeşlik” masalı altında “ev ve tek söz sahibi büyük biradere” ne tür sözler verdiğini.

 

ABD emperyalizmi Dünya barışının baş düşmanıdır

 


Halil Gündoğan

5.01.2026

 

Alenen ve resmen haydutluk

Haydutluk, emperyalizme içkin değilse de ancak emperyalizmin de başlıca karakteristik özelliklerindendir. Bilindiği üzere kavram olarak karşılığı; “kanun dışı faaliyetlerde bulunma, eşkıyalık, soygun ve başkalarının malına veya canına zarar verme gibi suç içeren davranışları tanımlar.” Yani hiçbir kural tanımaksızın, canına kastetme pahasına, başkalarının malını (toprağını, ülkesini, bilumum yeraltı ve yer üstü zenginliklerini) gasp ederek, kendi zimmetine geçirme fiilidir. Bu fiilin insanlık tarihindeki serüveni, ilkel komünal dönemin ilk ve orta evreleri dışa tutulursa, denilebilir ki adeta insanlık tarihi kadar da eskidir. Ortak mülkiyetin ve giderek kadının da erkek kişiler tarafından gaspıyla ortaya çıkan özel mülkiyetin de tarihi serüvenidir bir bakıma. O tarihi kesitten bu yana bireysel, grupsal ve ama esasen de en büyük örgütlü şiddet tekelini elinde bulunduran devletsel haydutluklar biçimleri altında devam etmektedir.

Öcalan ve Uçum’un ortaklaşan projesi: Sol’u ehlileştirme

 


Halil Gündoğan

1.01.2026

 

 

Öcalan’ın özel ‘tarihi’ misyonu

Daha önceki bir-iki makalemde, Öcalan’ın gerek Kürt ulusal sorununun ve gerekse komünizm hedefli devrimci sınıf mücadelesinin özünü saptırıp, içini boşaltarak, bu iki esaslı sorunu sistem için zararsız hale getirme ve bunlardan ilkini devlete, ikincisini de kapitalist sisteme entegre etme özel görevi üstlenmiş olduğunu ifade etmiştim. Keza bu tutumundan hareketle de onu, artık ideolojik olarak karşı saflarda konumlanmış özel bir misyoner olarak tanımlamıştım.

Öcalan’ın İmralı sürecinde ortaya koyduğu külliyatın tamamı ele alınıp irdelendiğinde bu gayenin güdüldüğü, zaten tüm açıklığıyla anlaşılacaktır da. Tabii bunu anlamak için aslında o kadar geriden araştırma ve sorgulamaya da gerek yok. Devlet ve sistemle daha açıktan, doğrudan ve tam olarak angaje olduğu şu son süreçle, daha bir konsantre vurgularla, mürit kıvamındaki örgütlü kitlesine ve kamuoyuna sunduğu ve adına “yeni paradigma” dedikleri tezlerine bakmak da yeterli gelecektir.

 

Cumhurbaşkanı’ndan Hakan Fidan’a ayar vermesini istemek

 


 

Halil Gündoğan

23.12.2025

 

 

Bir süreden beridir gerek Apocu Kürt Siyasal Hareketi mensubu bazı yetkili simalar, gerek DEM Parti Milletvekili Cengiz Çandar ve gerekse AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu gibi kimi siyasetçiler, Hakan Fidan’ı, Rojava Özerk Yönetimini hedef alan ve onları askeri operasyonla tehdit eden söylem ve tutumlarından ötürü eleştirip kınamaktalar. Çandar: “Sayın Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunuyorum. Dışişleri Bakanı’nıza ayar verin.” derken; Ensarioğlu ise: “Cumhurbaşkanı’nın iradesine aykırı tavır gösteren kişi ya görevi bırakır ya da görevden alınır.”

 

Son dönem operasyonlarındaki örtük amaç

 


Halil Gündoğan

24.12.2025

 

 

Siyasi erekli operasyonlar

İktidar bloğunun birçok kesime yönelik olarak gerçekleştirmekte olduğu geniş kapsamlı son dönem operasyonlarının öne çıkan ayırt edici bazı temel özellikleri bulunuyor. Bunların en başında kendi iktidarı için bir şekilde tehdit oluşturduğunu düşündükleri siyasal parti, örgüt ve oluşumları baskılayıp, etkisiz kılmak geliyor. Bunda ne kadar pervasızlaştığını, karşısında ciddi bir iktidar rakibi olarak dikilen sistemin has koruyucu partisi CHP’ye yaptığı ve de yapmak istediklerinden anlamak çok daha kolay olacaktır. Diğer bir başka esaslı özelliği ise muhalif ve ama özellikle de Erdoğan ve iktidarının muhalifi olan basın yayın kuruluşlarını ve yazar-çizer kesimini, çok sudan gerekçelerle yargı sopasıyla susturmasıdır. Bunun en tipik örneği herhalde ki TELE 1 TV kanalına kayyum atanarak susturulması ve yöneticisi Merdan Yanardağ’ın da “casusluk” suçlamasıyla hapsedilerek etkisiz kılınmasıdır. Bir diğer esaslı özelliği ise, ideolojisine bir şekilde söz edenleri derhal susturmaktır. Bunun en çarpıcı örnekleri arasında bir karikatüründen ötürü Leman Dergisi ve genelleme olarak sağcılara ve özel bir vurguyla da dinbazlara yönelik sözlerinden ötürü Enver Aysever’e karşı, yargı sopasıyla başvurdukları hapsederek sindirme fiilidir.

 

CHP Alevi sorununu çözebilir mi?

 


Halil Gündoğan


19.12.2025

 

 

Çözüm vizyonu gerekiyor

Başlıktaki sorunun yanıtı: “Elbette ki hayır.” Peki neden “hayır”? Çünkü CHP’nin yenilenen son programında, bu sorunun çözümü için “olmazsa olmaz” hükmünde olan laiklik konusundaki tutum ve yaklaşımı, bu ve aynı kapsama dahil sorunların çözümü için gereken zemini ve güvenceyi vermiyor. Yani tıpkı Kürt sorunundaki tutumu benzeri bir tutumla, ezen-ezilen ulus ve inançlar denklemini bozacak bir tutum ve yaklaşım sahibi değil. Denklemi, egemen ulus ve inancın zorbalıkla ele geçirmiş olduğu “egemen olma” statüsünü bozmayı ve eşit haklar temelinde yeniden kurmayı vadetmiyor. Bilakis, her iki sorun temelinde, egemenin bu gayri meşru ve gayri ahlaki zorbalığının korunacağının teminatı olunacağını vadediyor.

 

İktidar bloğunun Leyla Zana sınavı

 


Halil Gündoğan

19.12.2025  

 

Malum olduğu üzere bir süreden beridir iktidar bloğu, Öcalan ve Barzani üzerinden Kürtler ile yeni bir ittifak ve “kardeşlik” tazeleme derdinde. Ancak bunu yapmaya çalışırken bile iki yüzlü sahtekarlığını ve iliklerine kadar işlemiş kaba ırkçı faşizan düşmanlığını bir an olsun dahi gizleyemiyor; her vesileyle kusmaktan kendisini alamıyor. Yani geçenlerde Barzanilerin partisi KDP bürosu tarafından Bahçeli’ye atfen yapılan; “Biz değişti sanıyorduk. Meğerse kuzu postuna bürünmüş Bozkurt kimliğini terk etmemiş.” (Mealen) şeklindeki bu metaforik niteleme, aslında bir bütün olarak Türk Devleti ve mevcut iktidar bloğu için aynıyla geçerlidir.

CHP’nin Kürt sorununa çözümü: “Eşit yurttaşlık”

 


Halil Gündoğan

12.12.2025

 

“Eşit vatandaşlık” masalı

“Eşit vatandaşlık (veya yurttaşlık) hakkı” kavramı, (belki Hitler gibi tamamen ırkçı faşistleri dışta tutarak kategorize etmek gerekir) liberal burjuva ve hatta basbayağısından totaliter, otoriter ve açık, yarı açık ve faşist diktatörlük ve keza şeri molla rejimlerinin bile, mevcut rejimlerinin ne kadar demokratik, eşit ve adil olduğunun bir göstergesi olarak, anayasalarının demirbaş maddesidir. Örneğin yüzyıllık tarihi boyunca liberal burjuva demokrasisi normları bağlamını dahi hiçbir şekilde yakalayamayarak, hep açık, yarı açık parlamenter ve askeri faşist diktatörlükler, şimdiler de ise tek adam rejimine dayalı, dinci, koyu otoriter-faşist bir yönetim altında olan Türkiye-K. Kürdistan’da, TC. Anayasasının 10. maddesi aynen şöyle der:

 

PJAK neden Türk devletinin radarı dışında?

 


Halil Gündoğan

0
5.12.2025

 

PKK’nin Rojhilat seksiyonu

Bilindiği gibi PJAK (Kürdistan Özgürlük Yaşam Partisi), “PKK’nin Doğu Kürdistan kolu” olarak kodlanır Türk devleti ve diğer pek çok çevre açısından. Belki doğrudan organik bağ çağrışımı yapan bir “kolu” değilse de ama ideolojik ve genel siyasal strateji boyutuyla, PKK’nin Rojhilat seksiyonu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zaten tarafların buna herhangi bir itirazı olmadığı gibi, PJAK da PKK ve PYD gibi, “Apocu” oluşumların çatı örgütü olan KCK’nın bir bileşeni. Ancak PJAK da tıpkı PYD gibi her ne kadar da Öcalan’ın yeni paradigmasına uyarlı olarak, UKKTH ilkesinden vaz geçip, “demokratik ulus” projesine uygun bir çözüm tarzı benimsediğini beyan etmiş olsa da ancak sahanın sosyal pratik olguları, PYD’ye olduğu gibi PJAK’a da silahları bırakma ve silahlı güçlerini dağıtma imkânı tanımıyor. Nitekim PJAK Eş Genel Başkanı Amir Kerimi 21 Haziran 2025 tarihinde BBC Türkçeye verdiği röportajda bu durumu şu sözlerle dile getirir:

 

“Kürt-Türk ittifakı tarihi bir ihtiyaç” ise, sürdürülen Kürt düşmanlığı niye?

 


Halil Gündoğan

28.11.2025

 

Kürtlerin “makus talihi”

Bilindiği üzere Türk egemenlerinin Kürtlerle ittifak arayışı en son 1. Dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı bakiyesi Anadolu ve Mezopotamya topraklarının, savaşın galibi emperyalist güçler tarafından işgali koşullarında gündeme gelmişti. Yani tıpkı daha önceki ittifak pratiklerinde olduğu gibi, Türklerin ihtiyacına Kürtlerin olumlu yanıt vermesi şeklindeydi. Ve yine bu “dostluk/kardeşlik” mevzusunun ömrü de Türklerin köprüyü geçmesine kadar sürmüştü. Sonrasıysa malum: Yüzyıl sürerek bugünlere gelen bir inkâr, bastırma, göçertme ve asimile ederek yok etme tutumu.