Halil Gündoğan
28.11.2025
Kürtlerin “makus
talihi”
Halil Gündoğan
28.11.2025
Kürtlerin “makus
talihi”
Halil Gündoğan
27.11.2025
“Sürecin” ana
başlıkları ve yol haritası
Ve yine yapılan açıklamalardan anlaşılıyor ki Erdoğan’ın onayıyla
sorumluluk üstlenmiş olan güvenlik bürokrasisinin oluşturduğu “devlet aklı” ve Öcalan,
bu projenin tamamına erdirilmesinin garantisini Öcalan’ın da dahil edildiği
dar, çekirdek bir lider kadrosu tarafından yürütülmesine hükmedilmiş. Devlet,
PKK ve yan kollarının öteden beridir Öcalan’ı kendileri adına baş müzakereci
olarak tayin etmesini de değerlendirerek; bu süreci tamamen ve doğrudan,
hizmete hazır olduğunu beyan etmiş olan Öcalan üzerinden yürütmeyi tercih etmiş
oluyor.
Halil Gündoğan
20
.11.2025
Kardeşlik ve ittifak
masalı
Lafı eğip bükmeden, direkt ve dosdoğru söylemek gerekirse; evet, bu her iki söylemin de gerçek yaşamda herhangi bir karşılığı yok. Bu, dün de böyleydi, bugün de. Tarihte, her iki etnik topluluğun egemenleri tarafından kotarılan ve adına “Kürt-Türk ittifakı” denilen cephesel ittifaklar olmuştur elbet. Fakat bunların o çokça öne çıkarılarak emsal gösterilenlerinden hiçbiri Kürtlerin stratejik kazanımlarıyla sonuçlanmamıştır. Adeta tek taraflı olarak Türklerin Kürleri “koç başı” ve “mayın eşeği” misali kullanarak, kendi konumlarını güçlendirmenin, düşmanlarını püskürtmenin ve emperyal emellerine ulaşmanın aracı olarak kullanmaları şeklindedir. İroniktir, PKK’nin 12. Kongresi sonrası ANF durumu şu örnekler üzerine oturtarak, kendince tarihsel bir alt zemin sunmaya çalışmış:
Halil Gündoğan
16.11.2025
Bundan kısa bir süre önce bir arkadaş, izlemem için bir video göndermişti. Melih Çapın yapımı, “Türkiye tarihine geçen firar: Metris Cezaevi” isimli bir videoydu. Bu firarı doğrudan yaşayan, tüm çalışmaların, Hüseyin Karakuş başkanlığındaki firar komitesi adına birinci dereceden koordinasyonluğunu üstlenmiş ve bu firarın tüm detaylarını “Metristen Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” isimi altında, dört yüz küsur sayfalık bir kitapta anlatmış biri olarak; doğallığıyla, heyecan ve merakla açıp izlemeye başladım.
Daha ilk anlatımlarla nasıl bir sahtekarlık ve emek hırsızlığıyla ve nasıl
arsız bir çarpıtma ve düzmece kurgu yapıldığıyla karşı karşıya olduğumu anlamış
oldum. Gerçekten de utanç verici bir durumdu. “Şurası gerçeğe uygun”
diyebileceğim en ufak bir anlatı dahi yoktu. Yani tamamen kurgusal bir yalan ve
sahte bir “kahramanlık” öyküsü uydurulmuştu.
Anlatıya göre olunmazı olur kılan bu müthiş firarın baş mimarı TDKP’li Mustafa Yıldırımtürk’müş. Kaçış
fikri dahil, kaçış planı, tünelin nereden ve nasıl açılacağı fikri de onun
beyninin eseriymiş. Firar faaliyetinin her bir kritik aşamasında ve her bir
tıkanma anında dahiyane çözüm gücüyle devreye girip işleri yoluna sokanmış.
Anlatıya göre firar faaliyeti ve firar anı tamamen bunun komuta ve
koordinasyonu altında olup bitmişmiş. Yani bunun dışında eylemden sorumlu kolektif
bir irade falan da yokmuş. Hatta öylesine tek belirleyenmiş ki tünelden ilk
çıkan da oymuş. Durumun normal olduğuna karar verip, diğerlerinin gelmesini
sağlamışmış. Kaçacakların tümü tünelden çıkınca da görevini tamamlamış olarak
artık herkesin kendi başının çaresine bakmasını istemişmiş.
Videoyu büyük bir öfkeyle izleyip bitirdikten sonra, yorum olarak, mealen: Bu
anlatının doğru olmadığını, tamamen uydurmasyon ve çarpıtma olduğunu, firarın
beyni ve baş mimarı olarak takdim edilen Mustafa Yıldırımtürk’ün, firar
edenlerden biri olma dışında hiç ama hiçbir rolünün olmadığını ifade ederek,
yapımcıyı ayıpladım.
İki gün önce videonun yorumlar bölümüne baktığımda, yorumumun silinmiş
olduğunu gördüm. İkinci kez olarak şunu yazdım: “Merhaba. Bu anlatıya ve
kurguya yaptığım itirazı neden sildiniz? Sahtekârlığın bir başka versiyonu.
Mustafa Yıldırımtürk’ün bu firarda, firar edenlerden biri olma dışında hiç ama hiçbir
rolü olmamıştır. Firarın tüm detayları Metristen Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü
isimli kitabımda mevcut. Sizi kınıyorum bu sahtekârlığınızdan ötürü.”
Benzeri bir kınamayı da Mustafa Yıldırımtürk’e iletmeleri için buradaki
yetkili arkadaşlarından birisine ulaştırdım. Ancak herhangi bir yanıt alamadım.
Uyarı yorumumun silinmesi üzerini durumu kamuoyu ile paylaşma ve bu
sahtekârlığı teşhir etme gereği duydum.
Halil Gündoğan
14.11.2025
PKK’nin ulusal hak
talebi yerine ikame ettiği iki absürt talep
Halil Gündoğan
7.11.2025
Pratik aktif önderlik
İdeolojik-siyasi mücadele, hayatın her bir alan ve kesitinin, benimsenen ideoloji ve ön görülen siyasal programa uyarlı olarak, verili sürecin somut güncel olguları ve taktik hamleleri üzerinden, mütemadiyen
Halil Gündoğan
31.10.2025
Oluşan algı
Bahçeli-Erdoğan kliğinin oluşturduğu iktidar bloğunun, özellikle de son yıllar itibariyle oluşturduğu ve göründüğü kadarıyla geniş bir kesim tarafından “satın da alınan” bir algı var: “Seçimi kaybetseler de iktidarı asla bırakmazlar.” Elbette temelsiz bir hüsnü kuruntu değil bu algı. Öncelikle, iktidar bloğunun her türlü hile hurdaya başvurarak kendisini seçimlerin galibiymiş gibi göstermek için sergilediği performansın bir sonucudur. İkinci ve belki daha belirgin olarak; kitle desteğini hızla yitirmeye ve birinciliği açık ara farkla CHP’ye kaptırdıktan sonra, seçmenin sandık iradesini yok sayan ve denetimindeki yargı marifetiyle, başta İstanbul Belediyesi olmak üzere, ana muhalefet partisinin elindeki birçok önemli belediyeye çökme ve rakiplerini saf dışı bırakma pervasızlığının bir sonucudur.
Halil Gündoğan
24.10.2025
“Resmi dil”, “anadilde
eğitim” ve “anadil eğitimi”
Bu sorun, özellikle de çok uluslu devletlerin öteden beri yaşaya geldiği başlıca sorunlardan biridir. Ve ama bu sorun özellikle de kendi hükümranlığını diğer ulusal toplulukların inkârı üzerinden inşa etmek isteyen üniter ulus devlet modellerinde çok daha keskin bir hal alır. Çünkü ırkçı-faşizan bir hâkim ulus şovenizmiyle, diğer ulusal toplulukların başta dilleri olmak üzere tüm temel ulusal değerlerini baskılayıp yok sayarak, zora dayalı bir asimilasyon stratejisi marifetiyle, kendine eklemlemeye çalışır. Tabii bu hem çok ağır temel insan hakları ihlali ve hem de kaçınılmaz olarak ulusal çekişme ve çatışmaların yaşanması sonucunu doğurur. Yani bu anlamda tek millet, tek dil ve katı merkeziyetçi yönetim desturuyla şekillendirilen üniter devlet, aslında hiç de istenen o iç barış, huzur ve istikrarın sağlayanı ve teminatı olamıyor. Yırtınsa da olamayacağının en yakın somut örneğini TC. Devletinin yüzyıllık pratiği zaten fazlasıyla kanıtlamıyor mu?
Halil Gündoğan
17.10.2025
Alevi açılımı
ihtiyacı
Öyle anlaşılıyor ki dinci-ırkçı iktidar bloğunun yeni bir “açılım” hamlesine daha ihtiyacı var. Malûm olduğu üzere ilki, esasen bölgesel gelişmelerden hareketle, bir devlet projesi olarak geliştirilen “Kürt açılımı” idi. İkincisiyse, esasen iç siyasi dengeler üzerinden ihtiyaç duyulan, bir iktidar projesi olarak geliştirilen “Alevi açılımı”dır.
Olgular ve yaşana gelen tarihi gerçekler merceğinde sorgulandığında, bu her iki açılımın da iç siyasette, farklı toplumsal kesimler üzerinden geliştirilecek yeni ittifaklar ile iktidara toplumsal dayanak oluşturarak ömrünü uzatma amaçlı olduğu rahatlıkla görülebilir. Yani iktidarın derdi, tıpkı önceki iktidarlarda olduğu gibi, ezilen ulusa, ezilen inanç gruplarına ve ezilen cinse karşı ta yedi ceddince uygulana gelen baskı, zulüm ve sömürüye son vererek onlara en temel demokratik haklarını tanımak değildir. Onların tek derdi hep şu olmuştur: Bu kesimleri hâkim ulus, cins ve inanç lehine baskı altında tutarak ezip sömürmek ve egemenin saltanatını sürdürebilmesinin elverişli aparatı olarak kullanmak.
Halil Gündoğan
10.10.2025
Hatırlanacağı üzere Erdoğan’ın bir meşruiyet sorunun olduğu, cumhurbaşkanı olduktan kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştı. Sistemin mevcut hukuki normlarına göre bir kişinin cumhurbaşkanı seçilebilmesinin koşullarından biri de üniversite diplomasının olmasıydı. Nitekim önümüzdeki seçimde en güçlü rakip olarak ortaya çıkan Ekrem İmamoğlu’nu seçim dışı bırakılmasını mümkün kılmak için, onun üniversite diplomasını geçersiz sayan bir karar çıkartıldı. Ama ne hikmetse gerek devlet içi güç odakları ve gerekse etkisiz muhalefetin marifetiyle Erdoğan cumhurbaşkanı koltuğunda kalmaya devam etti. Ardından, yine mevcut hukuk normlarına göre bir kez daha aday alamayacağı kesinken; yine aynı güçler marifetiyle engel olunmadı ve bir kez daha seçildi. Yani Erdoğan sırf bu iki koşula göre bile meşru bir cumhurbaşkanı sıfatı taşımıyor.