Halil Gündoğan
11.05.2026
Ortak açıklamanın öz
içeriği
Halil Gündoğan
11.05.2026
Ortak açıklamanın öz
içeriği
Halil Gündoğan
8.05.2026
Halil Gündoğan
5.04.2026
Ayırt edici temel
özellikleriyle USHSS (*)
Halil Gündoğan
30.04ç2026
Günümüz dünyasında devrimin mi yoksa emperyalist savaş etmenlerinin mi baskın unsur olarak süreci karakterize ettiği sorunu, uzunca bir süreden beridir tartışılagelmekte. Kişi olarak sanırım bir on yıl kadar önce, dünyadaki olgusal gerçeklikten hareketle, baskın unsurun artık savaş etmenleri olduğu tespitinde bulunmuştum. Sonrası süreçte yazdığım birçok makalede de bunu işlemeye devam etmiştim.
Halil Gündoğan
24.04.2026
Emperyalistler savaşa
hazırlanıyor
Emperyalist güç odaklarının topyekûn bir seferberlikle yeni bir paylaşım savaşına hazırlanmakta olduğu artık kesinlikle bir sır değil. Öyle ki bu “sır” artık Mısır’daki o meşhur sağır sultan tarafından bile duyulmuş durumda. İnsanlık ve doğa düşmanı kapitalist dünyanın bu zorba ve haydut hükümranı emperyalist güç odakları, tüm enerji ve olanaklarını seferber ederek, savaşa hazırlanmakta. Öyle ki mevcut silah fabrikalarına ek olarak hem yeni tesisler kurmakta ve hem de başta otomobil ve diğer pek çok demir-çelik sanayisine ait fabrikalarda silah ve mühimmat üretimine geçmekteler. Ordularını ve savaş teknolojisini yeni tarz savaşın ihtiyaçlarına göre yeniden oluşturmakta veya reorganize etmekteler. İç cephe tahkimatını oluşturmak için iç faşistleştirme sürecine hız kazandırmış durumdalar. Eskiyen veya sürecin olgularına yanıt vermeyen mevcut ittifaklar yerine yeni ve farklı ittifaklar oluşturma arayışına hız vermiş durumdalar. Bu bağlamda, 2. Dünya Savaşı sonrası, “Soğuk Savaş” sürecinin bir enstrümanı olarak kurulan NATO’nun bugün özellikle de İngiltere veya Almanya liderliğinde yeniden konumlandırılarak, AB’nin etkin bir savaş makinasına dönüştürülmesi dahi “acil görevler” kapsamına alınmış durumda. Pek çok Batı Avrupalı devlet yeniden zorunlu askerlik ve seferberlik yasal düzenlemeleri yapmakta. Keza gerek rakiplerinin nüfus alanlarını, lojistik yollarını ve stratejik hammadde ve gıda kaynaklarını darbeleyip sınırlandırmak ve gerekse aynı şekilde kendi nüfus alanlarını genişletmek veya tahkim etmek için, bir bakıma “önleyici savaş doktrini” gereğince, lokal ve bölgesel savaş ve operasyonları tırmandırarak arttırmaktalar. Vs. vs.
Halil Gündoğan
21.04.2026
Bilindiği üzere İsrail devletinin Siyonist yöneticileri ile dinci faşist Erdoğan-Bahçeli iktidarı arasında uzunca bir süreden beridir devam edegelen bir gerginlik söz konusu. Son günlerdeki gibi dozu bazen de yükselen, ama her halükârda kontrollü bir gerginlik. Evet, kesinlikle kontrollü bir gerginlik! Karşılıklı olarak biri diğerini kendisi için ciddi bir yaşamsal tehdit olarak sunmakta. Ve keza bunun üzerinden iç ve dış siyasetlerini dizayn etmeye yarayan argümanlar geliştirmekteler. Türk tarafı İran’dan sonra İsrail’in saldırı hedefinde Türkiye’nin olduğunu propaganda ederken; İsrail ise yayılmacı hedefler güden Türkiye’nin İsrail’in güvenliğini ve “doğal nüfus alanlarını” tehdit ettiğini ileri sürmekte.
Halil Gündoğan
17.04.2026
Savaşın iki neden
İran’ın, başını ABD’nin çektiği emperyalist güç odaklarınca böylesine üst perdeden öncelikli hedef seçilmesinin iki esaslı nedeni söz konusu. Bunlardan birincisi, ABD başta olmak üzere Batı Avrupalı belli başlı emperyalist güçlerin (Tabii bu kapsamda NATO ve üyesi Türkiye’nin) ve İsrail’in ön gördükleri Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilmesinde İran’ın arz ettiği kritik önemdir. İkincisiyse; bir bütün olarak başlaması artık tamam bir zamanlama meselesi haline gelmiş olan top yekûn dünya savaşında İran’ın, yine başını ABD’nin çektiği emperyalist güç odaklarının baş rakip olarak hedefe oturttukları Çin-Rusya blokunun kuşatılmasında arz ettiği stratejik önemdir.
Halil Gündoğan
14.04.2026
Özet genel yaklaşım
Bu savaşa ilişkin komünistlerin tavrının ne olması gerektiğine dair genel yaklaşımımı, farklı tarihlerde paylaştığım iki makalemde dile getirmiştim. Özetle; evet, İran emperyalist amaçlı bir saldırıya uğramıştır. Ve tabii ki kesinlikle buna karşı durulmalı ve şiddetle protesto edilmelidir. Keza elbette ki İran devletinin kendisini savunma hakkı vardır. Ve bu, tabii ki meşrudur da. Ancak bu haklı ve meşru olma durumu, biz komünistlere onun yanında saf tutma ve yurt savunması yapma görevi yüklemez. Tam aksine bu durum, günün görevi olarak komünistlere, saldırıya uğrama durumuna bakılmaksızın hem saldırgan dış güçlere ve hem de zorba yerli iktidara karşı, ulusal ve sosyal kurtuluşu hedefleyen bir iç savaşı organize ederek yürütme tarihi görevini yükler. Keza ilgili makalelerde neden böylesi bir tutum alınması gerektiği de yine özetle dile getirilmişti.
Halil Gündoğan
7.04.2026
Anormalin “normal”
hali
Başta Apocu Kürt Siyasal Hareketi olmak üzere, bir kısım sol-sosyalist kesimler, Öcalan’ı “Kürt halk önderi” olarak taktim etmekteler. Bunun, Öcalan’ı her türlü örgütsel hiyerarşinin üzerinde erişilmez bir yere oturtan, onun söz ve buyruklarını adeta “tanrı kelamı” gibi, tartışılmaz mutlak doğru kabul eden ve ona “Güneşimiz” diye tapınan Apocu Kürt Siyasal Hareketi açısından öyle çok da garipsenecek bir yanı yok aslında. Ancak aynı “normal”, onu “Kürt halk önderi” olarak takdim eden bir kısım sol-sosyalist kesimler açısından elbette söz konusu olamaz. Neden olamaz? Çünkü şu iki esaslı neden ona bu payenin verilmesini mümkün kılmıyor:
Halil Gündoğan
6.04.2026
Tarih, 1980 yazı. 12 Eylül askeri faşist darbesine adeta “beş kala” gibi kritik bir zaman dilimi… 12 Mart darbesi sürecinde tutsak edilen ve 1974 Ecevit affı ile dışarı salınmayan birçok örgüt kadrosunun özgürlüklerine kavuşturulması planlanıyor.