İsrail İle Türkiye Savaşı Ne Zaman?

 


Halil Gündoğan

25.08.2026

 

İsrail ile Türkiye arasında savaş riski var mı?

Bu soruyu, genelleme yaparak yanıtlamak çok da isabetli olmayacaktır. Çünkü bu sorun, güncel ve uzun vade açısından farklı farklı boyutlarıyla ele alınmayı gerektirir özellikler arz ediyor. Uzun vade açısından özellikle şunun altını çizmek gerekiyor: İlişkileri esasen pazar rekabeti ve çıkarlar üzerinden karakterize olan ve keza yayılmacı emperyalist yönelim sahibi tüm emperyalist kapitalist güç odakları arasında, potansiyel olarak bir savaş olasılığı her zaman vardır, olacaktır da. Bu bağlamda, evet, İsrail ile Türkiye arasında da bir savaş olasılığından bahsetmek pekâlâ mümkün. Hele ki söz konusu bu iki devlet bölgesel yayılmacılık ve liderlik rekabeti zemininde karşı karşıya konumlanmışsa; bu olasılığın, artık ciddi bir risk özelliği de taşıdığı, rahatlıkla söylenebilir.

 

Hileli argümanlar: “Masaya oturtma” ve “Muhatap alınma”

 


Halil Gündoğan

20.08.2026

 

Pasifize edici

Özellikle son dönemlerde gerek Apocu Kürt Siyasal Hareketi (AKSH) mensupları, tabanı ve gerekse kimi sol ve solumsu liberal çevreler tarafından sıklıkla “muhatap alınma” ve “masaya oturtma” argümanları kullanılır oldu. Tekin olmayıp, son derece maksatlı kullanılan bu argümanlara kayıtsız kalmamak gerekiyor. Çünkü mazlum ve mağdur durumda olanın itiraz, direnç ve taleplerini pasifize ve minimize etme işlevi görüyor. Keza egemenin “ulvi” çıkarları lehine kendi haklarından taviz vermeyi “normalleştiriyor”. Yani bir bakıma mazlumun “rızasını” oluşturma işlevi görür. Bu ise, mevcut denklemde objektif olarak mağdur ve mazlumun hukuk ve çıkarlarının değil, zorba-egemenin “egemenlik” hukuk ve çıkarlarının gözetilmesi sonucunu doğuruyor.

 

Manipülatör Mümtaz’er, “Laiklik, AKP’ye Medyun-u Şükrandır” diyor

 


Halil Gündoğan

17.08.2026

 

Manipülatörler

Toplumsal ve siyasal gelişmelerin kritik bazı evrelerinde, mevcut iktidarın veya doğrudan devlet aygıtının uygulamak istediği bazı sıkıntılı siyasal projelerde, bir psikolojik savaş enstrümanı olarak “yol temizliği” ve toplumsal rıza oluşturma ihtiyacı oluşur. Sistemler, bu ve benzer daha pek çok hizmetler için her branştan, açık ve örtük binlerce uzman istihdam eder. Kimisi “vatan-millet aşkına” gönüllü, kimisi de maddi kazanç karşılığında, maaşlı hizmetkârdır. Bunların, “süreç” döngüsünde ileri çıkanlarından biri de eski sivil faşist örgütlenme içerisinden gelen, şimdilerin liberali, Profesör Mümtaz’er Türköne’dir.

 

Kutsalın Anatomisi: İnanç, İktidar ve Akıl

 


Halil Gündoğan

14.08.2026

 

Özet olarak din

Arapça kökenli bir kelime olan dinin kavramsal olarak; “âdet, durum; ceza, mükâfat; itaat” şeklinde, çoklu anlamları varmış. Ancak bununla birlikte dinin kelime anlamını “Din (İlahiyat) Ansiklopedisi” şöyle formüle ediyor: “‘Karşılık vermek, itaat etmek, âdet, hayat tarzı ve yol’dur. Terim olarak, tanrı veya tabiatüstü güç ve değerlere inanma ve bağlanma esasına ve kutsal düşüncesine dayalı kurum, kurallar, uygulamalar ve semboller düzeni ve bağlılarına bir hayat tarzı öngören sistem demektir.”

 

M. Oruçoğlu “Kürt ne yaptı” derken ne yaptı

 


Halil Gündoğan

13.08.2026

 

Sayın Oruçoğlu gerçeklikten kopuk, kurgusal ve esasen de siyasi manipülasyondan öteye gitmeyen, “Kürt ne yaptı” başlıklı bir makale kaleme almış. Ağır bedellerin ve bir ulusun ve bölge halklarının kaderinin masaya yatırıldığı bir süreç söz konusu. Doğallığıyla böylesi bir durumda, kullanılacak dil de konunun içeriği ve tarzı da bunun özüne uygun olmak zorundadır. Bu, ele alınan ve üzerine söz kurulan mevzunun ağırlık ve ciddiyeti gereğince taşınması gereken bir sorumluluktur çünkü. Fakat okuyanlar tanık olmuşlardır ki Oruçoğlu’nun sorunu ele alış tarzı laubalicedir. Eğlencelik bir menkıbe anlatır gibidir. Bu ise, konunun ağır gerçekliğini hafifseten ve sulandırıp yozlaştıran bir işlev görüyor. Keza daha da önemlisi sorunu sunuş tarzı da olgusal gerçeklikten kopuktur. Farazisel bir kurguyla süreci anlatmaya soyunmuş. Bu ise, başlı başına tarihsel bir sorumsuzluktur. Şayet sorun karşısında vicdanınız ve siyasi sorumluluğunuz sizi söz kuramaya koşulluyorsa; o halde torunlarınıza ve sizi dinlemeyi sevenlere menkıbe anlatır gibi değil, oturur buna uygun siyasi bir makale yazarsınız. Bu, anlatım yeteneği ve siyasi söz söyleme birikimine sahip sizin için hiç de zor bir şey olmasa gerek.

 

“Mekke Ortak Savunma Antlaşması” kime ve neye karşı?

 


Halil Gündoğan

10.08.2026

 

Sünni İslam’ın sembolik “kalbi”

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye devlet başkanları, 7 Ağustos 2026 tarihinde, Sünni İslam’ın sembolik “kalbi” Mekke’de, “Mekke” markasıyla bir “Ortak Savunma Antlaşması” imzaladı. Özetle, antlaşma prensip olarak: “Üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının”, “hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesini” öngörüyor.

 

“Öcalan ‘üniter devlet’ çağrısı yapar mı?”

 


Halil Gündoğan

7.08.2026

 

“Kışkırtıcı” soru

Gazeteci sayın Murat Yetkin, “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek” deyiminin kulaklarını çınlatırcasına, kışkırtıcı bir soru soruyor: “PKK lideri Abdullah Öcalan, tam da Terörsüz Türkiye projesinin yol haritasını oluşturacak çerçeve yasanın TBMM’de tartışılacağı günlerde çıkıp ‘üniter devlet’ çağrısı yapar mı, dersiniz?”

 

"Süreç" ve “Demokratik Entegrasyon” projesi Kürt sorununun çözümünü içermiyor

 


Halil Gündoğan

4.08.2026

 

“Deve mi Kuş mu” muamması

Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı ile start almış ve o günden bugüne de kesintiye uğramadan devam ettirilen bir “süreç” var. “Deve mi kuş mu?” olduğunun çok da anlaşılması istenmeyip, özellikle de muallakta bırakılmak istenen bir “süreç”! Tabii “sürecin” bu muamma hali, aslında sadece Kürtler ve diğer geniş kamuoyu için söz konusudur. Çünkü devlet ve Apocu Kürt Siyasal Hareketinin yönetici kademesi açısından ortada bir muamma durumu yok. “Süreç” çok açık bir şekilde, Apocu Kürt Siyasal Hareketi tarafından yürütülen silahlı mücadele ve silahlı mücadele örgütlerinin tümden tasfiye edilerek, sisteme eklemlenmesinden ibarettir.

 

“Demokratik Entegrasyon” Lozan Antlaşması’nı meşrulaştırır

 


Halil Gündoğan

30.07.2026

 

Sevr yerine Lozan

Sevr Antlaşmasının iptali karşılığında, yeni bir antlaşma olarak Lozan Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma, özetle söylemek gerekirse, Kürt yurdunun dört devlete pay edilmesini onaylayan, keza Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugünkü resmi sınırlarını belirleyip kabul eden, uluslararası emperyalist bir antlaşmadır. Tabii aynı zaman da Türklerin “yeminli” Misak-ı Milli Sınırları içinde saydıkları birçok yeri kaybettikleri, Boğazlar üzerindeki hakimiyetinde birtakım kısıtlamalar getirmiş bir antlaşmadır da. Bundan ötürü de hem Kürtler ve hem de Türklerin özellikle de milliyetçi ve Siyasal İslamist kesimlerinin ekseriyeti bu antlaşmaya, oldum olası karşıdır.

 

Süleyman Cihan 1 Günlük İşkence Sonucu Katledildi (*)

 


Halil Gündoğan

28.07.2026

 

Süleyman Cihan’ın katlediliş tarihine ilişkin muamma, üzülerek belirtmeliyim ki hâlâ devam etmekte. Hâlâ birçok kişi ve kesim onun üç aylık ağır işkenceler sonucu, polis sorgu merkezinin, İstanbul Gayrettepe’deki 1. Şubesinde katledildiğini yazıp çizmeye devam ediyor. Devlet yetkilileri de onun yer gösterme esnasında pencereden atlayarak intihar ettiği masalını yayarak, işkenceyle katlettikleri gerçeğini karartmak istiyor. Keza 30 Temmuz sabahı itibariyle onun 1.Şubeye götürüldüğü fısıltısını üfledi orada bulunan ben ve diğer tutsakların kulaklarına. Aynı zamanda onun uzunca bir süre Gayrettepe 1. Şubede olduğu mizanseni etrafında, ailesi, yoldaşları ve kamuoyu aldatılarak oyalandı. Özelikle eylül sonu ve ekim başlarında orada tutulan bazı devrimci kişilerin bizzat duyduklarını söyledikleri; “Ben Süleyman Cihan. İşkencedeyim. Beni öldürecekler.” (Mealen) şeklindeki bu beyanları, aslında yine tamamen mizansendi. (**) Fakat bu “tanıklık”, örgütü tarafından baz alınarak, Süleyman Cihan’ın katlediliş tarihi ve şekli buna uygun bir şekilde kurgulandı. “Kurgulandı” diyorum, çünkü elde, o “tanıkların” beyanı dışında başka hiçbir maddi kanıt olmadan yapılmıştı “resmi” açıklama.