Arkadaşlar Merhaba

 


Halil Gündoğan

4.07.2026

 

 

Bildiğiniz üzere İsviçre devleti uzunca bir süre iltica talebimi kabul etmedi. İlk negatif kararı bir buçuk yıl sonra vermişti. İtiraz ettiğimiz Federal Mahkeme dosyayı üç yıl gibi oldukça uzun bir süre rafta tuttu. Sonra, delillerin titizlikle incelenmediği gerekçesiyle dosyayı ilk mahkemeye geri gönderdi. Bu mahkeme de işi resmen sürüncemeye bıraktı. Bunun üzerine sizlerin de imzalarınızla katkı sunduğunuz o malum imza kampanyasını başlattık.

 

“Hainlik” linçi ve demokrasi fukaralığı

 


Halil Gündoğan

3.07.2026

 

Tabu ve dokunulmazlık zırhına sığınmak

Toplumsal kesimlerin hemen tamamında belli yönleriyle ortaklaşan, ama önemli oranlarda da farklılıklar ve özgünlükler arz eden, “aykırımsı” birtakım değerler sistemi vardır. Olacaktır da. Tabiatıyla bunlar, “zamanın ruhuna” uyarlı olarak farklı değerlendirmelere açık olurlar. Olmaları da gerekiyor. Yani bunlar, halkımızın, millet, devlet ya da daha dar anlamda örgüt-cemaat-lider, aşiret, kılan ve ailemizin “dokunulmaz” değerleri (“tabuları”) olarak eleştiriden muaf tutulamazlar. Tutulmamalıdırlar da. Çünkü bu tür şeyler statik değil, dinamik toplumsal yaşamın seyrindeki gelişim ve değişimlere koşut olarak revize edilmeye ve güncellenmeye açık olurlar. Toplumsal yaşamda her şey donuk olarak kalmış olsaydı; örneğin dört değil, bir “kutsal kitap” yeterli olurdu. Ya da “tek muktedirin” her şeye hükmettiği bir mecrada bu kadar fazla ve farklı ideoloji, din, mezhep ve inanca ihtiyaç oluşmazdı.

 

Demirtaş “sürecin” aktif aktörü mü yapılmak isteniyor?

 


Halil Gündoğan

30.06.2026

 

İyi bir insan ve cesur, demokrat bir politikacı

Sayın Selahattin Demirtaş kişi olarak kuşkusuz ki iyi, dürüst ve ilerici-demokrat biri. Keza cesur, zeki ve yetenekli bir politikacı da. O, klasik anlamda fanatik bir Kürt milliyetçisi değil elbet. Fakat Kürt ulusal davasının samimi bir militanı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Mahkemede yaptığı yazılı savunmasıyla bunu, tarihe not düşercesine, kayıt altına da almış oldu. Hem de Öcalan’ın İmralı Savunmasına adeta nazire yaparcasına bir tutumla.

 

Faik Bulut’un Öcalan iddiası

 


Halil Gündoğan

25.06.2026

 

“Başkan ideallerinden vazgeçmedi”

Ortadoğu uzmanı” unvanı sahibi de olan sayın Faik Bulut, Öcalan’a ilişkin son iddia ve yorumuyla herkeste bir şaşkınlık yarattı adeta. Hatırlanacağı üzere, kısa bir süre önce katıldığı bir etkinlikte aynen şunları söyleyebilmişti:


“Başkan, her şeye hazır olunması gerektiğini ifade ediyor. Ben 40 yıldır Öcalan’ın bir harfini bile kaçırmayan biri olarak söylüyorum; Öcalan statüyü, dili ve birçok şeyi dile getirmeyebilir ama bu iddiasından asla vazgeçmedi. Ben tüm okumalarından görüyorum ki Kürtlerin taleplerinden vazgeçmiyor.” (*)

 

Düşmana altın tepside sunulan zafer: 17’ler

 


Halil Gündoğan

17.06.2026

 

Kötürümselleştirme

16-17 Haziran 2005 tarihinde, Dersim dağlarında bir katliam ve büyük bir tasfiye hareketi gerçekleştirildi. Bu, Türk devletinin nokta operasyonu ve hava bombardımanıyla kolayca sonuç aldığı operasyonlardan bir diğeriydi. Dönemin Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın, Erzincan’daki 3. Ordu Karargahından operasyonu bir fiil yönettiği söylenirse de ama şu kesin ki operasyonun sonucunu bizzat Genel Kurmay Başkanlığı yapmıştır. Çünkü bu operasyon, sıradan bir gerilla gücünün imhası tarzı değildi. Bir örgütün parti ve gerilla güçlerinin en ileri seçme kadrolarının bir seferde topluca imha edilmesi operasyonuydu. Örgütün belini kırıp, kötürüm hale düşürmek hedeflenmişti.


Nitekim öyle de olmuştur. Devlet, kuvvetle muhtemeldir ki esasen “içten” aldığı istihbaratla, MKP’nin kongre delegelerinin toplu kıyımını tasarlamıştır. Aralarında 1. Ve 2. Genel Sekreterini ve keza yılların tecrübe ve birikimine sahip, seçme 17 değerli kadro ve savaşçıyı topluca imha etti.
 

 

Türk Devleti ABD’nin yeni NATO projesinin neresinde duruyor?

 


Halil Gündoğan

12.06.2026

 

Emperyalist saldırı aparatı

“Soğuk Savaş” sürecinde, ABD önderliğinde güya Sovyetler Birliği tehdidine karşı bir “savunma” paktı olarak kurulmuştu. Ancak tarihine kısaca göz atıldığında rahatlıkla görülecektir ki NATO, savunmadan daha çok, özellikle de ABD ve İngiliz emperyalizminin kolektif saldırı aparatı olarak işlev görmüştür. Hem de sayısız işgal ve kanlı operasyonların doğrudan icracısı olarak. Türk devleti de hem üyesi olma sebebiyle bütün bunların kolektif sorumluluğu altındadır ve hem de Kore Savaşı örneğinde olduğu gibi, bir fiil katılımcı olarak rol üstlenmiştir.

 

Sürecin acil görevi: DİRENİŞİ ve DEVRİMİ ÖRGÜTLEMEK

 


Halil Gündoğan

5.06.2026

 

Tarihi fırsat ve kritik eşik anları

Siyasal ve toplumsal yaşamda da bazı anlar vardır ki kritiktir. Gereğinin yerine getirilmemesi, telafisi zor, felaket boyutunda yıkımlara sebep olabilir. Bu anlar, özellikle de içinden geçilmekte olan sürecin sert-keskin çelişmeler tarafından domine edildiği ve radikal müdahalelerle çözüm talep edilen özgün süreçlerdir. Yani tarihi fırsat ve eşik anlarıdır. Fırsatları doğru değerlendirip, eşiğin gelecek vadeden tarafına geçmenin de treni kaçırıp, daha beter duruma geri yuvarlanmanın da mümkün olduğu anlardır.

 

Devrimci bir misilleme eylemi

 


Halil Gündoğan

27.05.2026

 

 

1971 devrimci çıkışı, solun o elli yıllık pasifist-edilgen ve alttan alan duruşunu dinamitleyerek, kendisine has devrimci değerlerin oluşmasına zemin oluşturdu. Faşist devleti, onun işkenceci-eli kanlı sivil ve resmi aparatlarını, halka açıktan zulüm eden gerici yerel despotları, ihbarcı ve ajanları doğrudan hedefe koyan radikal devrimci bir tutumun gelişmesinin yolunu açtı. Çok bariz bir şekilde devrimci misilleme tarzıyla, devletin halk düşmanı eli kanlı resmi ve sivil görevlilerince işlenen suçların hesabını sorma tutumunu, devrimci adalet adına kurumsallaşmasının zeminini oluşturdu.

 

Devrimci siyasal mücadele ve “birilerinin kuyruğuna takılma” çıkmazı

 


Halil Gündoğan

29.05.2026

 

“Sabit fikir”lerimiz

Verili sürecin siyasal mücadelesinin gereğince, şu veya bu nedenle kendisini sorunun birinci dereceden muhatabı gören veya öyle varsayan diğer toplumsal dinamiklerden, özellikle de sistem partileriyle birlikte aynı platformda bir fiil yer alma fikri, bizim sol-sosyalist ve özellikle de kendilerini “Maoist” addeden bazı kişi ve çevrelerce hâlâ da yadırganmaya devam ediliyor. Keza aynı şekilde, sürecin ana siyasal konusunun, toplumsal herkesim için var ettiği asgari müşterekler üzerinden baş düşmana veya mevcuttaki o temel sorunun çözülüp aşılması mücadelesinde birleşebilecek tüm toplumsal güçlerle çeşitli biçim ve kapsamlarda birleşmek veya birleşik mücadele yürütmek gerektiği fikri de peşin hükümle kolayca kuyrukçuluk veya o mücadelede baskın şekilde yer tutan burjuva partisinin çıkarlarına hizmet etme olarak damgalanmaktan geri durulmuyor.

 

Sorgulanması gereken esas sorun, CHP’ye neden kayyım atandığıdır


 


Halil Gündoğan

26.05.2026

 

Olgunun adı ve özü

Yargı marifetiyle, dinci faşist Erdoğan iktidarı tarafından, tıpkı belediyelere ve muhalif kesime ait birçok kuruma yapıldığı gibi, CHP’ye de kayyım atanmıştır. Öncelikle olgunun adı ve özünün, bu tam haliyle dosdoğru ifade edilmesi gerekiyor. Atanan kayyımın CHP eski genel başkanı Kılıçtaroğlu olması ve keza bu kişinin seçimi kaybettiği kurultayın iptal davasını yine bir başka CHP mensubunun açmış olması, ne Kılıçtaroğlu’nu atanmış kayyım olmaktan çıkarır ve ne de bu yapılanın ana muhalefet partisine karşı tezgahlanmış siyasi bir darbe olduğu gerçekliğini karartır.  Dolayısıyla da burada takınılması gereken tavır, doğrudan Erdoğan’ın bu siyasi darbeciliğine karşı olmak zorundadır. Sorgulanması gereken ana konu, Kılıçtaroğlu’nun “bir proje” olarak oynadığı rol ve sorunun CHP’nin bir iç iktidar meselesi olup olmadığı değil; Erdoğan’ın bunca iç ve dış kamuoyu tepkisini ve keza zaten dünya kadar sıkıntısı olan ülke ekonomisine maliyetini de göze alarak bu operasyonu neden yaptığıdır. Keza bu operasyonun ne tür bir ihtiyacın ürünü olduğu ve toplumun siyasal yaşamını nasıl etkileyeceğinin sorgulanmasıdır esas olan.