Sorgulanması gereken esas sorun, CHP’ye neden kayyım atandığıdır


 


Halil Gündoğan

26.05.2026

 

Olgunun adı ve özü

Yargı marifetiyle, dinci faşist Erdoğan iktidarı tarafından, tıpkı belediyelere ve muhalif kesime ait birçok kuruma yapıldığı gibi, CHP’ye de kayyım atanmıştır. Öncelikle olgunun adı ve özünün, bu tam haliyle dosdoğru ifade edilmesi gerekiyor. Atanan kayyımın CHP eski genel başkanı Kılıçtaroğlu olması ve keza bu kişinin seçimi kaybettiği kurultayın iptal davasını yine bir başka CHP mensubunun açmış olması, ne Kılıçtaroğlu’nu atanmış kayyım olmaktan çıkarır ve ne de bu yapılanın ana muhalefet partisine karşı tezgahlanmış siyasi bir darbe olduğu gerçekliğini karartır.  Dolayısıyla da burada takınılması gereken tavır, doğrudan Erdoğan’ın bu siyasi darbeciliğine karşı olmak zorundadır. Sorgulanması gereken ana konu, Kılıçtaroğlu’nun “bir proje” olarak oynadığı rol ve sorunun CHP’nin bir iç iktidar meselesi olup olmadığı değil; Erdoğan’ın bunca iç ve dış kamuoyu tepkisini ve keza zaten dünya kadar sıkıntısı olan ülke ekonomisine maliyetini de göze alarak bu operasyonu neden yaptığıdır. Keza bu operasyonun ne tür bir ihtiyacın ürünü olduğu ve toplumun siyasal yaşamını nasıl etkileyeceğinin sorgulanmasıdır esas olan.

 

Taammüden bir devlet cinayeti

 


Halil Gündoğan

19 Mayıs 2026

 

19 Mayıs 1991 tarihinde, bir akşam vakti, İstanbul Hasanpaşa’da, bir cinayet işlendi soğuk kanlılıkla. Cinayetin doğrudan faili TC. Devletiydi. Rast gele, spontane gelişen bir durum değildi. TC. Devleti önceden tasarlayarak işlemişti bu cinayeti. Bu, bir misilleme eylemiydi. Devlet bu aleni yargısız infazla, silahlı sol örgütlere: “Sizin her silahlı eyleminize biz de sizin en değerli kadrolarınızdan bir veya birkaçını imha ederek yanıt vereceğiz.” Mesajını vermek istemişti. Bu, zaten göstermelik olan o “kanun, nizam ve hukuk devleti” normlarının da kaldırılıp atılmasının bir ifadesiydi aynı zamanda. Yani “kıstasa kıstas” yöntemine geçilmesiydi. Buda devletin aczi ve açmazının bir ifadesiydi. Tabii devlet bu yönteme çok daha önceden, K. Kürdistan’da yürütülen gerilla savaşı karşısında yaşadığı acizle başlamıştıysa da Türkiye metropollerinde 1990’lı yılların başlarında tekrardan ivme kazanan silahlı eylemler sürecinde başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim bu süreçte gerek TKP-ML ve gerekse Dev-Sol ve MLSPB’nin ivme kazanan şehir gerilla eylemleri söz konusuydu. Bu eylemler daha çok devletin işkenceci ve devrimci katili olarak ünlenmiş eli kanlı katil asker ve polis kadrolarının cezalandırılması eylemleriydi.

 

Komünist ve devrimcilerin savaş ve devrim hazırlığı olarak birlik sorunu

 


Halil Gündoğan

16.05.2026

 

Birliğin güncel önemi

Galiba öncelikle şu durum tespitinin yapılması gerekiyor: Gerek yerel ve gerekse enternasyonal ölçekte devrimci ve komünistlerin birlik sorunu, kuşku yok ki her dönem yakıcı bir önem arz eder olmuştur. Fakat bu önem, devrimci güçlerin adeta bin parçaya bölünerek son derece zayıf düştükleri, öte yandan bölgesel düzeyde, yani alt evreleriyle emperyalist yeni bir paylaşım savaşının yaşanmakta olduğu, keza sınıf çelişkilerinin alabildiğine keskinleştiği, bir diğer ifadeyle genelde devrim için nesnel koşulların hızla mayalanmakta olduğu bugünün koşullarında ki kadar kritik olmamıştır. Yani söz konusu bu koşullarda devrimci ve komünistlerin yerel ve enternasyonal ölçekteki birlik sorunu, sıradan olağan bir ihtiyaç olarak değil; abartısız, tam bir varlık-yokluk sorunu olup, “kader” belirleyici önemde bir ihtiyaç karakterindedir. Yani bu birliğin sağlanması sorunu gerek yerel ve gerekse enternasyonal bazda devrimci güçlerin kaçınılmaz olarak girişecekleri anti-faşist ve anti- emperyalist mücadelede kendi iç cephelerini tahkim etme sorunudur.

 

“Demokratik entegrasyon” iradesi: “Rojava Devrimi”nin tasfiyesi

 


Halil Gündoğan

11.05.2026

 

Ortak açıklamanın öz içeriği

Kısa bir süre önce aralarında TKP-ML’nin de bulunduğu 6 örgüt, “Rojava devrimi tüm ezilen dünya halklarınındır, savunacağız.” Başlıklı ortak bir açıklama paylaştı. Bildiride özetle: “Başta Türkiye halkları olmak üzere tüm bölge ve dünya halklarına sesleniyoruz; Rojava’da uğruna ölünecek değerler yaratmış bir devrim gerçekleşmiştir. Rojava devrimini savunun! Bu devrim etrafında kenetlenin! Rojava’ya dayatılan tasfiye saldırılarına karşı her yerde mücadeleyi yükseltin! HTŞ ile girilecek her türlü siyasi, ekonomik işbirliğine karşı mücadele edin!” denildikten sonra bir saptama ve çağrı daha yapılıyor:

 

Kaypakkaya ardılı partilerin bitimsiz “senfonisi”

 


Halil Gündoğan

8.05.2026

 

 

Hatırlanacağı üzere, TKP(ML)’nin Kaypakkaya tarafından kuruluş tarihi olan 24 Nisan vesilesiyle, Kaypakkaya ardılı mevcut partilerin her birinin MK-Siyasi Büroları, Partilerinin 54. kuruluş yıl dönümünü kutlayan açıklamalar yaptılar. Farklı sözcüklerle ifade edilmiş olsa da ancak ortak mesajları şuydu: “TKP(ML) 54. Mücadele yılında, İbrahim Kaypakkaya’nın yolunda ve çizgisinde kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor.” (Mealen)

 

Çin modeli devrim stratejisi hâlâ uygulanabilir midir?

 


Halil Gündoğan

5.04.2026

 

 

Ayırt edici temel özellikleriyle USHSS (*)

Bilindiği üzere Çin Devrim Modeli olarak da anılan devrim stratejisi, Mao Zedung’un gerek savaş literatürüne ve gerekse Marksizm-Leninizm bilimine kazandırdığı, Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisidir (USHSS). Stratejik Savunma, Stratejik Denge ve Stratejik Saldırı olmak üzere üç stratejik aşamadan oluşan bütünsellikli bir stratejidir. Bu strateji, stratejik savunma dönemi boyunca geçerli olan uzun süreli köylü gerilla savaşı ile güçlü bir gerilla ordusu yaratmayı ve düşmanı kırsal alanda yıpratarak ve kızıl siyasi üsler oluşturarak devrim ile karşı devrim arasında bir denge oluşturmayı hedefler. Sonra mevzi ve cephe savaşları ile bu dengeyi belirgin bir şekilde devrim lehine olacak şekilde değiştirme hedefi güder. Ve en son olarak da kuşatılmış kentlerde başlatılacak toplu ayaklanma ile karşı devrimi bozguna uğratarak, devrimi başarıya ulaştırmayı hedefler. Yani bu devrim stratejisi, Leninist veya Sovyetik Devrim Stratejisinin aksine, uzun süreli silahlı mücadele seyrinde, kırlardan şehirlerin kuşatılması esasına dayanır. Devrimin ideolojik-siyasi önder gücü proletarya olsa da temel gücü, feodal ve yarı feodal sosyo ekonomik yapının var ettiği topraksız ve yoksul köylülüktür. Yani aslında bir ‘köylü devrimi’ olarak devrim, asgari görev olarak, önüne başta toprak sorunu olmak üzere, burjuva demokratik devriminin görev kapsamında olup ta çözülmemiş olan tüm demokratik devrim sorunlarının çözümünü koyar. Devrimin azami programı ise sosyalist devrime geçişin alt yapısını oluşturmaktır.

 

Sahi, dünyada bugün hâlâ Esas akım devrim midir?

 


Halil Gündoğan

30.04ç2026

 

 

Günümüz dünyasında devrimin mi yoksa emperyalist savaş etmenlerinin mi baskın unsur olarak süreci karakterize ettiği sorunu, uzunca bir süreden beridir tartışılagelmekte. Kişi olarak sanırım bir on yıl kadar önce, dünyadaki olgusal gerçeklikten hareketle, baskın unsurun artık savaş etmenleri olduğu tespitinde bulunmuştum. Sonrası süreçte yazdığım birçok makalede de bunu işlemeye devam etmiştim.

 

Emperyalist savaş karşıtı cephe sorunu

 


 

Halil Gündoğan

24.04.2026

 

Emperyalistler savaşa hazırlanıyor

Emperyalist güç odaklarının topyekûn bir seferberlikle yeni bir paylaşım savaşına hazırlanmakta olduğu artık kesinlikle bir sır değil. Öyle ki bu “sır” artık Mısır’daki o meşhur sağır sultan tarafından bile duyulmuş durumda. İnsanlık ve doğa düşmanı kapitalist dünyanın bu zorba ve haydut hükümranı emperyalist güç odakları, tüm enerji ve olanaklarını seferber ederek, savaşa hazırlanmakta. Öyle ki mevcut silah fabrikalarına ek olarak hem yeni tesisler kurmakta ve hem de başta otomobil ve diğer pek çok demir-çelik sanayisine ait fabrikalarda silah ve mühimmat üretimine geçmekteler. Ordularını ve savaş teknolojisini yeni tarz savaşın ihtiyaçlarına göre yeniden oluşturmakta veya reorganize etmekteler. İç cephe tahkimatını oluşturmak için iç faşistleştirme sürecine hız kazandırmış durumdalar. Eskiyen veya sürecin olgularına yanıt vermeyen mevcut ittifaklar yerine yeni ve farklı ittifaklar oluşturma arayışına hız vermiş durumdalar. Bu bağlamda, 2. Dünya Savaşı sonrası, “Soğuk Savaş” sürecinin bir enstrümanı olarak kurulan NATO’nun bugün özellikle de İngiltere veya Almanya liderliğinde yeniden konumlandırılarak, AB’nin etkin bir savaş makinasına dönüştürülmesi dahi “acil görevler” kapsamına alınmış durumda. Pek çok Batı Avrupalı devlet yeniden zorunlu askerlik ve seferberlik yasal düzenlemeleri yapmakta. Keza gerek rakiplerinin nüfus alanlarını, lojistik yollarını ve stratejik hammadde ve gıda kaynaklarını darbeleyip sınırlandırmak ve gerekse aynı şekilde kendi nüfus alanlarını genişletmek veya tahkim etmek için, bir bakıma “önleyici savaş doktrini” gereğince, lokal ve bölgesel savaş ve operasyonları tırmandırarak arttırmaktalar. Vs. vs.

 

İt dalaşı: İsrail-Türkiye gerilimi

 


Halil Gündoğan

21.04.2026

 

 

Bilindiği üzere İsrail devletinin Siyonist yöneticileri ile dinci faşist Erdoğan-Bahçeli iktidarı arasında uzunca bir süreden beridir devam edegelen bir gerginlik söz konusu. Son günlerdeki gibi dozu bazen de yükselen, ama her halükârda kontrollü bir gerginlik. Evet, kesinlikle kontrollü bir gerginlik! Karşılıklı olarak biri diğerini kendisi için ciddi bir yaşamsal tehdit olarak sunmakta. Ve keza bunun üzerinden iç ve dış siyasetlerini dizayn etmeye yarayan argümanlar geliştirmekteler. Türk tarafı İran’dan sonra İsrail’in saldırı hedefinde Türkiye’nin olduğunu propaganda ederken; İsrail ise yayılmacı hedefler güden Türkiye’nin İsrail’in güvenliğini ve “doğal nüfus alanlarını” tehdit ettiğini ileri sürmekte.

 

Zorunlu “Ateş kes” molası

 


 

Halil Gündoğan

17.04.2026

 

Savaşın iki neden

İran’ın, başını ABD’nin çektiği emperyalist güç odaklarınca böylesine üst perdeden öncelikli hedef seçilmesinin iki esaslı nedeni söz konusu. Bunlardan birincisi, ABD başta olmak üzere Batı Avrupalı belli başlı emperyalist güçlerin (Tabii bu kapsamda NATO ve üyesi Türkiye’nin) ve İsrail’in ön gördükleri Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilmesinde İran’ın arz ettiği kritik önemdir. İkincisiyse; bir bütün olarak başlaması artık tamam bir zamanlama meselesi haline gelmiş olan top yekûn dünya savaşında İran’ın, yine başını ABD’nin çektiği emperyalist güç odaklarının baş rakip olarak hedefe oturttukları Çin-Rusya blokunun kuşatılmasında arz ettiği stratejik önemdir.