Türk Devleti ve Öcalan Kürtlere nasıl bir oyun oynuyor?

 


Halil Gündoğan

16.01.2026

 

 

Türk Devleti operasyonun asli failidir

Halep ve ardından Fırat’ın batısındaki Kürt varlığı ve kazanımlarına yönelik sürmekte olan yok hükmünde sayma operasyonu, bir kez daha başlıktaki soruyu güncelleştirerek önümüze koymakta. Çünkü bu askeri operasyon asla Şam Devleti’nin kendi bağımsız iradesiyle kararlaştırıp uygulamaya soktuğu bir operasyon değil. Lafı hiç eğip bükmeden dosdoğru ifade etmek gerekirse (ki gerekiyor da), bu operasyon, Türk Devletinin doğrudan kendi ulusal çıkarları adına, paravan ve taşeron olarak kullandığı Şam Devleti ile birlikte gerçekleştirdiği bir operasyondur. Öyle ki Türk Devleti göstermelik kukla Şam Devletinin resmi davetini bekleme gereği dahi duymadan doğrudan kendi askeri araç gereçleri ve bir fiil komuta heyeti ve profesyonel saha askeri gücüyle bu operasyonun asli faili olarak yerini almıştır. Ve bu haliyle Türk Devleti, Suriye’deki “işgalci yabancı güç” pozisyonunu takviye ederek perçinlemiş de oluyor. Tabii uluslararası hukuk normlarının çivisinin çıktığı bu haydutluk ve korsanlık koşullarında kimsenin de umurunda olmayacaktır bir başka ülkenin toprak bütünlüğüne saygı duyma hükmü.

 

Türk Devleti Suriye’de neyin peşinde?

 


Halil Gündoğan

8.01.2026

 

Özel hesap, Misak-ı Milli

Daha önceki birçok makalemde gerek şeriat özlemcisi ve Osmanlı öykünmecisi dinci kesimlerin ve gerekse Türk milliyetçilerinin yarım kalmış Misak-ı Milli rüyalarını tamamına erdirme şeklinde bir hesaplarının olduğuna işaret etmiştim. 1960’lı yıllarda ABD eliyle tekrardan ısıtılan bu projeyi Cumhurbaşkanlığı döneminde Turgut Özal doğrudan gündemine alıp, üzerinde belli bir mesai de harcadı. İlk ciddi adımı Barzani ve Talabani’yi federasyon olarak Türkiye’ye katılmaya ikna etmek oldu. Dönemin tanıklarının beyanlarına bakılırsa ikna eder de. Sonra onlar üzerinden Öcalan da buna ikna edilir. Böylece, Misak-ı Millice ön görülen tüm sınırları kapsamasa da Kerkük-Musul başta olmak üzere G. Kürdistan’ın tamamı ilk etapta Türk Devleti’nin himayesi altına alınacaktı. Ancak tabii hayata geçirilebilmesi daha farklı koşullara bağlı olacak bir istekti bu. Fakat Özal’ın şüpheli bir şekilde ani ölümüyle tekrardan rafa kaldırıldı. Öcalan tutsak düştüğünde, biraz da devlete verilmiş; “hizmete hazırım” sözünü cazip kılıp, kendisini muteber bir muhatap olarak kabul ettirme kurnazlığıyla, teklifi bu kez kendisi devlete sundu. Ancak dönemin yetkili devlet görevlileri muhtemelen, uluslararası koşulların uygun olmadığı düşüncesiyle olsa gerek ki bunu gündeme almadılar. Ta ki BOP çerçevesinde Orta Doğu’nun yeniden dizaynının artık bir şekilde sonuca erdirilmesi startının verilmiş olduğu şu son birkaç yıllık sürece kadar.

 

Öcalan, Türk Devleti’nin Rojava’ya saldırı gerekçelerini açıklamalıdır

 


Halil Gündoğan

8.01.2026

 

Evet, Öcalan kamuoyuna bunu açıklamak zorundadır. Kapalı kapılar ardında “norm devlet” dediği devletin güvenlik bürokrasisiyle nasıl bir anlaşma yaptığını tüm ayrıntılarıyla başta Kürtler olmak üzere
bu halka açıklamak zorundadır.

 

Evet, açıklamak zorundadır; “bin yıllık kardeşlik” masalı altında “ev ve tek söz sahibi büyük biradere” ne tür sözler verdiğini.

 

ABD emperyalizmi Dünya barışının baş düşmanıdır

 


Halil Gündoğan

5.01.2026

 

Alenen ve resmen haydutluk

Haydutluk, emperyalizme içkin değilse de ancak emperyalizmin de başlıca karakteristik özelliklerindendir. Bilindiği üzere kavram olarak karşılığı; “kanun dışı faaliyetlerde bulunma, eşkıyalık, soygun ve başkalarının malına veya canına zarar verme gibi suç içeren davranışları tanımlar.” Yani hiçbir kural tanımaksızın, canına kastetme pahasına, başkalarının malını (toprağını, ülkesini, bilumum yeraltı ve yer üstü zenginliklerini) gasp ederek, kendi zimmetine geçirme fiilidir. Bu fiilin insanlık tarihindeki serüveni, ilkel komünal dönemin ilk ve orta evreleri dışa tutulursa, denilebilir ki adeta insanlık tarihi kadar da eskidir. Ortak mülkiyetin ve giderek kadının da erkek kişiler tarafından gaspıyla ortaya çıkan özel mülkiyetin de tarihi serüvenidir bir bakıma. O tarihi kesitten bu yana bireysel, grupsal ve ama esasen de en büyük örgütlü şiddet tekelini elinde bulunduran devletsel haydutluklar biçimleri altında devam etmektedir.

Öcalan ve Uçum’un ortaklaşan projesi: Sol’u ehlileştirme

 


Halil Gündoğan

1.01.2026

 

 

Öcalan’ın özel ‘tarihi’ misyonu

Daha önceki bir-iki makalemde, Öcalan’ın gerek Kürt ulusal sorununun ve gerekse komünizm hedefli devrimci sınıf mücadelesinin özünü saptırıp, içini boşaltarak, bu iki esaslı sorunu sistem için zararsız hale getirme ve bunlardan ilkini devlete, ikincisini de kapitalist sisteme entegre etme özel görevi üstlenmiş olduğunu ifade etmiştim. Keza bu tutumundan hareketle de onu, artık ideolojik olarak karşı saflarda konumlanmış özel bir misyoner olarak tanımlamıştım.

Öcalan’ın İmralı sürecinde ortaya koyduğu külliyatın tamamı ele alınıp irdelendiğinde bu gayenin güdüldüğü, zaten tüm açıklığıyla anlaşılacaktır da. Tabii bunu anlamak için aslında o kadar geriden araştırma ve sorgulamaya da gerek yok. Devlet ve sistemle daha açıktan, doğrudan ve tam olarak angaje olduğu şu son süreçle, daha bir konsantre vurgularla, mürit kıvamındaki örgütlü kitlesine ve kamuoyuna sunduğu ve adına “yeni paradigma” dedikleri tezlerine bakmak da yeterli gelecektir.

 

Cumhurbaşkanı’ndan Hakan Fidan’a ayar vermesini istemek

 


 

Halil Gündoğan

23.12.2025

 

 

Bir süreden beridir gerek Apocu Kürt Siyasal Hareketi mensubu bazı yetkili simalar, gerek DEM Parti Milletvekili Cengiz Çandar ve gerekse AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu gibi kimi siyasetçiler, Hakan Fidan’ı, Rojava Özerk Yönetimini hedef alan ve onları askeri operasyonla tehdit eden söylem ve tutumlarından ötürü eleştirip kınamaktalar. Çandar: “Sayın Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunuyorum. Dışişleri Bakanı’nıza ayar verin.” derken; Ensarioğlu ise: “Cumhurbaşkanı’nın iradesine aykırı tavır gösteren kişi ya görevi bırakır ya da görevden alınır.”

 

Son dönem operasyonlarındaki örtük amaç

 


Halil Gündoğan

24.12.2025

 

 

Siyasi erekli operasyonlar

İktidar bloğunun birçok kesime yönelik olarak gerçekleştirmekte olduğu geniş kapsamlı son dönem operasyonlarının öne çıkan ayırt edici bazı temel özellikleri bulunuyor. Bunların en başında kendi iktidarı için bir şekilde tehdit oluşturduğunu düşündükleri siyasal parti, örgüt ve oluşumları baskılayıp, etkisiz kılmak geliyor. Bunda ne kadar pervasızlaştığını, karşısında ciddi bir iktidar rakibi olarak dikilen sistemin has koruyucu partisi CHP’ye yaptığı ve de yapmak istediklerinden anlamak çok daha kolay olacaktır. Diğer bir başka esaslı özelliği ise muhalif ve ama özellikle de Erdoğan ve iktidarının muhalifi olan basın yayın kuruluşlarını ve yazar-çizer kesimini, çok sudan gerekçelerle yargı sopasıyla susturmasıdır. Bunun en tipik örneği herhalde ki TELE 1 TV kanalına kayyum atanarak susturulması ve yöneticisi Merdan Yanardağ’ın da “casusluk” suçlamasıyla hapsedilerek etkisiz kılınmasıdır. Bir diğer esaslı özelliği ise, ideolojisine bir şekilde söz edenleri derhal susturmaktır. Bunun en çarpıcı örnekleri arasında bir karikatüründen ötürü Leman Dergisi ve genelleme olarak sağcılara ve özel bir vurguyla da dinbazlara yönelik sözlerinden ötürü Enver Aysever’e karşı, yargı sopasıyla başvurdukları hapsederek sindirme fiilidir.

 

CHP Alevi sorununu çözebilir mi?

 


Halil Gündoğan


19.12.2025

 

 

Çözüm vizyonu gerekiyor

Başlıktaki sorunun yanıtı: “Elbette ki hayır.” Peki neden “hayır”? Çünkü CHP’nin yenilenen son programında, bu sorunun çözümü için “olmazsa olmaz” hükmünde olan laiklik konusundaki tutum ve yaklaşımı, bu ve aynı kapsama dahil sorunların çözümü için gereken zemini ve güvenceyi vermiyor. Yani tıpkı Kürt sorunundaki tutumu benzeri bir tutumla, ezen-ezilen ulus ve inançlar denklemini bozacak bir tutum ve yaklaşım sahibi değil. Denklemi, egemen ulus ve inancın zorbalıkla ele geçirmiş olduğu “egemen olma” statüsünü bozmayı ve eşit haklar temelinde yeniden kurmayı vadetmiyor. Bilakis, her iki sorun temelinde, egemenin bu gayri meşru ve gayri ahlaki zorbalığının korunacağının teminatı olunacağını vadediyor.

 

İktidar bloğunun Leyla Zana sınavı

 


Halil Gündoğan

19.12.2025  

 

Malum olduğu üzere bir süreden beridir iktidar bloğu, Öcalan ve Barzani üzerinden Kürtler ile yeni bir ittifak ve “kardeşlik” tazeleme derdinde. Ancak bunu yapmaya çalışırken bile iki yüzlü sahtekarlığını ve iliklerine kadar işlemiş kaba ırkçı faşizan düşmanlığını bir an olsun dahi gizleyemiyor; her vesileyle kusmaktan kendisini alamıyor. Yani geçenlerde Barzanilerin partisi KDP bürosu tarafından Bahçeli’ye atfen yapılan; “Biz değişti sanıyorduk. Meğerse kuzu postuna bürünmüş Bozkurt kimliğini terk etmemiş.” (Mealen) şeklindeki bu metaforik niteleme, aslında bir bütün olarak Türk Devleti ve mevcut iktidar bloğu için aynıyla geçerlidir.

CHP’nin Kürt sorununa çözümü: “Eşit yurttaşlık”

 


Halil Gündoğan

12.12.2025

 

“Eşit vatandaşlık” masalı

“Eşit vatandaşlık (veya yurttaşlık) hakkı” kavramı, (belki Hitler gibi tamamen ırkçı faşistleri dışta tutarak kategorize etmek gerekir) liberal burjuva ve hatta basbayağısından totaliter, otoriter ve açık, yarı açık ve faşist diktatörlük ve keza şeri molla rejimlerinin bile, mevcut rejimlerinin ne kadar demokratik, eşit ve adil olduğunun bir göstergesi olarak, anayasalarının demirbaş maddesidir. Örneğin yüzyıllık tarihi boyunca liberal burjuva demokrasisi normları bağlamını dahi hiçbir şekilde yakalayamayarak, hep açık, yarı açık parlamenter ve askeri faşist diktatörlükler, şimdiler de ise tek adam rejimine dayalı, dinci, koyu otoriter-faşist bir yönetim altında olan Türkiye-K. Kürdistan’da, TC. Anayasasının 10. maddesi aynen şöyle der: