“Kürt-Türk ittifakı tarihi bir ihtiyaç” ise, sürdürülen Kürt düşmanlığı niye?

 


Halil Gündoğan

28.11.2025

 

Kürtlerin “makus talihi”

Bilindiği üzere Türk egemenlerinin Kürtlerle ittifak arayışı en son 1. Dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı bakiyesi Anadolu ve Mezopotamya topraklarının, savaşın galibi emperyalist güçler tarafından işgali koşullarında gündeme gelmişti. Yani tıpkı daha önceki ittifak pratiklerinde olduğu gibi, Türklerin ihtiyacına Kürtlerin olumlu yanıt vermesi şeklindeydi. Ve yine bu “dostluk/kardeşlik” mevzusunun ömrü de Türklerin köprüyü geçmesine kadar sürmüştü. Sonrasıysa malum: Yüzyıl sürerek bugünlere gelen bir inkâr, bastırma, göçertme ve asimile ederek yok etme tutumu.

 

Devlet neden İmralı ziyaretine “tarihi önem” atfediyor?

 


Halil Gündoğan

27.11.2025

 

“Sürecin” ana başlıkları ve yol haritası

İktidar bloğunun “Terörsüz Türkiye”, PKK ve DEM Parti’nin özetle “Barış Süreci” adını verdiği ve ama esasının Kürt ve Türklerin kurucu üyeliğiyle yeni bir Türk ulus devletinin inşası ve bölgesel zeminde de Kürt-Türk ittifakıyla Türkiye’yi Misak-ı Milli sınırlarına genişletip büyütmek olan bir süreç başlatılmış oldu. Artık hiçbir teredüte yer bırakmayacak bir açıklıkla ortaya çıkmış oluyor ki bu süreç, Kürtler adına, tamamen kendi bireysel iradesiyle Öcalan’ın, devlet adına da kendisini muhatap alan güvenlik bürokrasisinin (yani Öcalan’ın gizem ve itibar kazandırmak için “norm devlet” dediği) ortak gayretleriyle pişirip kamuoyuna servis edilmiş bir devlet projesidir. Ve yine tam bir açıklıkla anlaşılmakta ki bu projenin yol haritası, temel prensipleri ve ana hedefleri zaten çoktan kotarılmış. Hatta uygulama sürecinin tüm detaylarına ve kimlerin hangi rolleri üstleneceklerine varıncaya dek. Yani asla tesadüfen ve spontane değildi Erdoğan’ın iç cepte tahkimatı ve barış kardeşlik vurgularıyla sürecin startını vermesi. Ardından da Bahçeli’nin bu pası alıp, o malum çıkışı yapması ve sonrasının hamleleri.

Ve yine yapılan açıklamalardan anlaşılıyor ki Erdoğan’ın onayıyla sorumluluk üstlenmiş olan güvenlik bürokrasisinin oluşturduğu “devlet aklı” ve Öcalan, bu projenin tamamına erdirilmesinin garantisini Öcalan’ın da dahil edildiği dar, çekirdek bir lider kadrosu tarafından yürütülmesine hükmedilmiş. Devlet, PKK ve yan kollarının öteden beridir Öcalan’ı kendileri adına baş müzakereci olarak tayin etmesini de değerlendirerek; bu süreci tamamen ve doğrudan, hizmete hazır olduğunu beyan etmiş olan Öcalan üzerinden yürütmeyi tercih etmiş oluyor.

 

Yoksa, “Kürt-Türk İttifakı” ve “bin yıllık kardeşlik” söylemi sadece bir aldatmaca mı?

 


Halil Gündoğan

20
.11.2025

 

Kardeşlik ve ittifak masalı

Lafı eğip bükmeden, direkt ve dosdoğru söylemek gerekirse; evet, bu her iki söylemin de gerçek yaşamda herhangi bir karşılığı yok. Bu, dün de böyleydi, bugün de. Tarihte, her iki etnik topluluğun egemenleri tarafından kotarılan ve adına “Kürt-Türk ittifakı” denilen cephesel ittifaklar olmuştur elbet. Fakat bunların o çokça öne çıkarılarak emsal gösterilenlerinden hiçbiri Kürtlerin stratejik kazanımlarıyla sonuçlanmamıştır. Adeta tek taraflı olarak Türklerin Kürleri “koç başı” ve “mayın eşeği” misali kullanarak, kendi konumlarını güçlendirmenin, düşmanlarını püskürtmenin ve emperyal emellerine ulaşmanın aracı olarak kullanmaları şeklindedir. İroniktir, PKK’nin 12. Kongresi sonrası ANF durumu şu örnekler üzerine oturtarak, kendince tarihsel bir alt zemin sunmaya çalışmış:

 

Metris firarına ilişkin kamuoyuna zorunlu bir açıklama


 


Halil Gündoğan

16.11.2025

 

 

Bundan kısa bir süre önce bir arkadaş, izlemem için bir video göndermişti. Melih Çapın yapımı, “Türkiye tarihine geçen firar: Metris Cezaevi” isimli bir videoydu. Bu firarı doğrudan yaşayan, tüm çalışmaların, Hüseyin Karakuş başkanlığındaki firar komitesi adına birinci dereceden koordinasyonluğunu üstlenmiş ve bu firarın tüm detaylarını “Metristen Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” isimi altında, dört yüz küsur sayfalık bir kitapta anlatmış biri olarak; doğallığıyla, heyecan ve merakla açıp izlemeye başladım.

 

Daha ilk anlatımlarla nasıl bir sahtekarlık ve emek hırsızlığıyla ve nasıl arsız bir çarpıtma ve düzmece kurgu yapıldığıyla karşı karşıya olduğumu anlamış oldum. Gerçekten de utanç verici bir durumdu. “Şurası gerçeğe uygun” diyebileceğim en ufak bir anlatı dahi yoktu. Yani tamamen kurgusal bir yalan ve sahte bir “kahramanlık” öyküsü uydurulmuştu.

 

Anlatıya göre olunmazı olur kılan bu müthiş firarın baş mimarı TDKP’li Mustafa Yıldırımtürk’müş. Kaçış fikri dahil, kaçış planı, tünelin nereden ve nasıl açılacağı fikri de onun beyninin eseriymiş. Firar faaliyetinin her bir kritik aşamasında ve her bir tıkanma anında dahiyane çözüm gücüyle devreye girip işleri yoluna sokanmış. Anlatıya göre firar faaliyeti ve firar anı tamamen bunun komuta ve koordinasyonu altında olup bitmişmiş. Yani bunun dışında eylemden sorumlu kolektif bir irade falan da yokmuş. Hatta öylesine tek belirleyenmiş ki tünelden ilk çıkan da oymuş. Durumun normal olduğuna karar verip, diğerlerinin gelmesini sağlamışmış. Kaçacakların tümü tünelden çıkınca da görevini tamamlamış olarak artık herkesin kendi başının çaresine bakmasını istemişmiş.

 

Videoyu büyük bir öfkeyle izleyip bitirdikten sonra, yorum olarak, mealen: Bu anlatının doğru olmadığını, tamamen uydurmasyon ve çarpıtma olduğunu, firarın beyni ve baş mimarı olarak takdim edilen Mustafa Yıldırımtürk’ün, firar edenlerden biri olma dışında hiç ama hiçbir rolünün olmadığını ifade ederek, yapımcıyı ayıpladım.

 

İki gün önce videonun yorumlar bölümüne baktığımda, yorumumun silinmiş olduğunu gördüm. İkinci kez olarak şunu yazdım: “Merhaba. Bu anlatıya ve kurguya yaptığım itirazı neden sildiniz? Sahtekârlığın bir başka versiyonu. Mustafa Yıldırımtürk’ün bu firarda, firar edenlerden biri olma dışında hiç ama hiçbir rolü olmamıştır. Firarın tüm detayları Metristen Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü isimli kitabımda mevcut. Sizi kınıyorum bu sahtekârlığınızdan ötürü.”

 

Benzeri bir kınamayı da Mustafa Yıldırımtürk’e iletmeleri için buradaki yetkili arkadaşlarından birisine ulaştırdım. Ancak herhangi bir yanıt alamadım.

 

Uyarı yorumumun silinmesi üzerini durumu kamuoyu ile paylaşma ve bu sahtekârlığı teşhir etme gereği duydum.    

 

 

PKK yönetici kadrolarının öne çıkardıkları iki talep

 


Halil Gündoğan

14.11.2025

 

PKK’nin ulusal hak talebi yerine ikame ettiği iki absürt talep

Öcalan’ın devlet ile vardığı “ayrıcalıklı kardeşlik” anlaşmasıyla başlayan yeni süreçte, Kürtlerin asgari ulusal haklarını, “önderliğin” talimatına uyarak es geçen PKK önder kadrolarının öncelikli olarak öne çıkardıkları “çok önemli” (!) iki talepleri var. Bunlardan ilki ve en katı şekilde “olmazsa olmaz” addettikleri, “Önderliğin fiziki özgürlüğü”, diğeri ise; PKK önder kadrolarının “demokratik siyasete katılmalarının sağlanması”

 

Siyasal mücadelede devrimci öncü güç olmak

 


Halil Gündoğan

7.11.2025

 

Pratik aktif önderlik

İdeolojik-siyasi mücadele, hayatın her bir alan ve kesitinin, benimsenen ideoloji ve ön görülen siyasal programa uyarlı olarak, verili sürecin somut güncel olguları ve taktik hamleleri üzerinden, mütemadiyen
değiştirilmesi, yeniden kurgulanıp kurulması veya düzenlenmesi zemininde işlev görüp, anlam kazanarak maddi bir güce dönüşebilir. Aksi takdirde ideolojik siyasi mücadele adına ortaya konan program ve stratejik söylem külliyatı, “laf salatası” ve “boş teneke tıngırtısı” olmaktan öteye bir değer ifade etmez. Bundandır ki ideolojik-siyasi mücadele mutlak surette dinamik, enerjik ve atak militan bir müdahaleyi, dönüştürücü, yönlendirici ve yol açıcı aktif önderlik yapma misyonu gereğince davranmayı şart koşar.

 

“Bunlar seçimle gitmez” mi?

 

 

Halil Gündoğan

31.10.2025

 

Oluşan algı

Bahçeli-Erdoğan kliğinin oluşturduğu iktidar bloğunun, özellikle de son yıllar itibariyle oluşturduğu ve göründüğü kadarıyla geniş bir kesim tarafından “satın da alınan” bir algı var: “Seçimi kaybetseler de iktidarı asla bırakmazlar.” Elbette temelsiz bir hüsnü kuruntu değil bu algı. Öncelikle, iktidar bloğunun her türlü hile hurdaya başvurarak kendisini seçimlerin galibiymiş gibi göstermek için sergilediği performansın bir sonucudur. İkinci ve belki daha belirgin olarak; kitle desteğini hızla yitirmeye ve birinciliği açık ara farkla CHP’ye kaptırdıktan sonra, seçmenin sandık iradesini yok sayan ve denetimindeki yargı marifetiyle, başta İstanbul Belediyesi olmak üzere, ana muhalefet partisinin elindeki birçok önemli belediyeye çökme ve rakiplerini saf dışı bırakma pervasızlığının bir sonucudur.

 

Anadilde eğitim hakkı üniter devlet kıskacına hapsedilemez

 


Halil Gündoğan

24.10.2025

 

“Resmi dil”, “anadilde eğitim” ve “anadil eğitimi”

Bu sorun, özellikle de çok uluslu devletlerin öteden beri yaşaya geldiği başlıca sorunlardan biridir. Ve ama bu sorun özellikle de kendi hükümranlığını diğer ulusal toplulukların inkârı üzerinden inşa etmek isteyen üniter ulus devlet modellerinde çok daha keskin bir hal alır. Çünkü ırkçı-faşizan bir hâkim ulus şovenizmiyle, diğer ulusal toplulukların başta dilleri olmak üzere tüm temel ulusal değerlerini baskılayıp yok sayarak, zora dayalı bir asimilasyon stratejisi marifetiyle, kendine eklemlemeye çalışır. Tabii bu hem çok ağır temel insan hakları ihlali ve hem de kaçınılmaz olarak ulusal çekişme ve çatışmaların yaşanması sonucunu doğurur. Yani bu anlamda tek millet, tek dil ve katı merkeziyetçi yönetim desturuyla şekillendirilen üniter devlet, aslında hiç de istenen o iç barış, huzur ve istikrarın sağlayanı ve teminatı olamıyor. Yırtınsa da olamayacağının en yakın somut örneğini TC. Devletinin yüzyıllık pratiği zaten fazlasıyla kanıtlamıyor mu?

 

İktidarın Alevi açılım oyunu

 


Halil Gündoğan

17.10.2025

 

Alevi açılımı ihtiyacı

Öyle anlaşılıyor ki dinci-ırkçı iktidar bloğunun yeni bir “açılım” hamlesine daha ihtiyacı var. Malûm olduğu üzere ilki, esasen bölgesel gelişmelerden hareketle, bir devlet projesi olarak geliştirilen “Kürt açılımı” idi.  İkincisiyse, esasen iç siyasi dengeler üzerinden ihtiyaç duyulan, bir iktidar projesi olarak geliştirilen “Alevi açılımı”dır.

 Olgular ve yaşana gelen tarihi gerçekler merceğinde sorgulandığında, bu her iki açılımın da iç siyasette, farklı toplumsal kesimler üzerinden geliştirilecek yeni ittifaklar ile iktidara toplumsal dayanak oluşturarak ömrünü uzatma amaçlı olduğu rahatlıkla görülebilir. Yani iktidarın derdi, tıpkı önceki iktidarlarda olduğu gibi, ezilen ulusa, ezilen inanç gruplarına ve ezilen cinse karşı ta yedi ceddince uygulana gelen baskı, zulüm ve sömürüye son vererek onlara en temel demokratik haklarını tanımak değildir. Onların tek derdi hep şu olmuştur: Bu kesimleri hâkim ulus, cins ve inanç lehine baskı altında tutarak ezip sömürmek ve egemenin saltanatını sürdürebilmesinin elverişli aparatı olarak kullanmak.

 

Erdoğan’ın meşruiyet sorunu


 


Halil Gündoğan

10.10.2025

 

 Cumhurbaşkanı seçilebilme meşruiyeti

Hatırlanacağı üzere Erdoğan’ın bir meşruiyet sorunun olduğu, cumhurbaşkanı olduktan kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştı. Sistemin mevcut hukuki normlarına göre bir kişinin cumhurbaşkanı seçilebilmesinin koşullarından biri de üniversite diplomasının olmasıydı. Nitekim önümüzdeki seçimde en güçlü rakip olarak ortaya çıkan Ekrem İmamoğlu’nu seçim dışı bırakılmasını mümkün kılmak için, onun üniversite diplomasını geçersiz sayan bir karar çıkartıldı. Ama ne hikmetse gerek devlet içi güç odakları ve gerekse etkisiz muhalefetin marifetiyle Erdoğan cumhurbaşkanı koltuğunda kalmaya devam etti. Ardından, yine mevcut hukuk normlarına göre bir kez daha aday alamayacağı kesinken; yine aynı güçler marifetiyle engel olunmadı ve bir kez daha seçildi. Yani Erdoğan sırf bu iki koşula göre bile meşru bir cumhurbaşkanı sıfatı taşımıyor.