Dünyada Artan Savaş Etmenleri Ve Bu Eksende Sürecin Ana Taktiği:


Emperyalist-kapitalist sitemin bir türlü aşamadığı, uzunca bir süreden beridir yaşaya geldiği ekonomik krizler dalgası, tırmanır bir ivmeyle, emperyalist savaş etmenlerini giderek yükseltmektedir.

Öyleki, adeta 3. bir dünya savaşının ön hazırlıkları ve alan tutma gayretleri ile, son bir kaç yıldan beridir  "bölgesel savaşlar" biçiminde, fiili bir savaş durumu yaşanmaktadır.


Emperyalist güçler hali hazırda top yekün bir savaşa henüz karar vermiş değiller elbet; ama olgusal gerçek şudurki; hızla buna hazırlanmaktalar: Kamplaşmalar, iç faşistleşme ve askeri gücün tahkimi olguları, hiç şüphesizki bu hazırlığın ciddiyet ve boyutunun birer göstergesinden başka bir şey değildir.

FKP’nin kurucu başkanı J.M.Sison'nun "barış anlaşmaları" na dair görüşleri üzerine kısa bir değini:

Bilindiği üzere Filipinler` de,  FKP önderliğinde, çok uzunca bir süreden beridir anti- emperyalist ,  anti- faşist ve anti- feodal eksenli bir silahlı devrim mücadele yürütülmektedir.Devrim, sosyalizm hedefli, yeni demokratik devrim asgari programı ve Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi ile yürütülmektedir.

Sison` un, kısa bir süre önce; " Duterte Rejimi Başaşağı Giderken Devrimci Hareket Yükseliyor." başlığıyla kamuoyuna yaptığı  teferruatlı açıklamasında devrimin halihazırda hala " stratejik savunma aşaması" nda olduğu ve ama " stratejik denge"  safhasına da çok kolayca çevrilebilecek  bir güce erişmiş olduğunu; derimin şehir ayağının örgütlenmesine ağırlık verdiklerini, bunun olgunlaşmasıyla birlikte, artık " stratejik saldırı"  evresine  vardırma çalışmaları içinde olduklarının bilgisini paylaşmıştı.

Hangi İhtiyacın Ürünüdür Komünistleri Etnik Kökenleri Üzerinden Tanıma Gayretleri!


Nubar Ozanyan (mahlas), Serdar Can`ı anma vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, sonderece çarpıcı ve  karakteristik olan şu ifadeleri kullanıyor:

"(...)12 Eylül karabasan zulmünde Kürdistan dağlarının ilk gizli ERMENI GERILLASI oldu. Soykırım sonrası ilk ERMENI FEDAISI olarak Hazro`da düşman güçleriyle girdiği çatışmada [tarihsel realite açısından bu doğru değil, çünkü bilinirki , örneğin bir  ASALA gerçekliği sözkonusudur. "Ermeni Fedaileri" olarak , doğru veya yanlış, bu ayrı bir mevzu,yürüttükleri silahlı bir mücadelesi olmuştur. Bu uğurda idam edilen Ermeni fedailer olmuştur. BN.] (...)"


"Beka`da gördüğü ilk ERMENI KOMUTANI MARTAGER (...)" (abç. Y.Ö.Politika gazetesi)


Elbetteki birey olarak her komünistin de , doğallığıyla, mensubu olduğu bir etnik kökeni/ menşei vardır. Bu sosyolojik olguyu yadsıyamayız, yadsımamız da gerekiyor zaten. Bu anlamda olmak koşuluyla; komünistler, özgeçmişleri üzerinden anlatılırken, anlatım seyri içinde gerek oluşmuşsa, mümkündürki etnik köken menşeilerine de vurgu yapılabilir. Ve bu, onların özgeçmiş bilgileri içinde , sadece küçük bir teferruattan ibaret olacaktır.

Komünistlerin Birliği Çağrılarına Dair:


Halil GÜNDOĞAN

Aralık 2019

 


MKP’li arkadaşlar, arada kısa molalar vermekle birlikte, uzunca bir süreden beridir ki komünistlerin birleşmesi gerektiğine dair çağrılar yapmaktalar. Ve mütemadiyen yakınıp durmaktalar: "Muhataplarımızdan yanıt alamıyoruz" diye.
 

Evet, görüldüğü kadarıyla muhatapları bu çağrılara ilgisiz olmalılar ki, yanıt vermiyorlar. MKP’li arkadaşlar da kendilerince bir basınç oluşturma adına; adeta Temcit pilavı misali, her fırsatta bu çağrılarını yinelemekte ve muhataplarını kamuoyuna şikâyet edip durmaktalar.

 

MKP’li arkadaşların birlik çağrı ve tartışma istemlerinin “devrimci kaygılar”ından doğduğu muhakkak; ancak doğru tarzda ele alınmayan her şey gibi bu çağrı ve tartışma istemleri de amaca hizmet etmeyen, önemli oranda ona ters düşen ve de aslında böylesi stratejik bir sorunu güncelleştirme kabiliyetini de esasen yitirmiş olan; dejenerasyona uğramış bu haliyle de aslında basbayağısından bir suiistimal aracına dönüşmüş olan bu ısrarlı çağrı gerçekliğinin görülmesi gerekiyor artık.

 

MKP’nin " komünistlerin birliği" çalgılarında ki gerçek muhataplarının tam olarak kimler olduğu ve bunların her biriyle, örgütsel birliğin üzerinde inşa olacağı devrim teorilerinde, bir araya gelmelerinin nasıl mümkün olabileceğine dair kamuoyuna yapılmış doyurucu bir açıklamaları da yok üstelik.

 

"Kadın Cinsi Kaybetmiş Bir Cinstir." !!!


"Kadın Cinsi Kaybetmiş Bir Cinstir." !!!

Biz sol/sosyalist vede feminist çevrelerden insanların adeta kanını donduran bu 'veciz söz', maalesefki sayın M. Oruçoğlu'na ait.


Dikkat edilirse  sayın Oruçoğlu'nun bu çıkarsaması,adı sanıyla tekil bir kadına değil, hatta beli bir grup kadına da değil; basbayağısında bir bütünlük olarak "KADIN CİNSİ" ne dairdir. 


Böyle bir genelleme bulunabilmesi için insanın ya akli melekelerinin kendisine oyun oynaması veya kaskatı bir erkek şovenist olması gerekir.

"Kadının Özgürlük Mücadelesi" nde strateji meselesi üzerine:


"Kadının Özgürlük Mücadelesi" nde Strateji meselesi Üzerine:  

Bu soruna ilişkin TKP/ML 1.Kongresi şöylesi bir tespite bulunmakta:


"Kadın özgürlük mücadelesi, demokrasi mücadelemizin bir parçasıdır. Bu nedenle de Yeni Demokratik Devrim'in görevleri arasındadır (bu yaklaşımın vargısal sonucu şu olur: demekki demokratik devrimlerini yaşamış ülkelerde, örneğin burjuva demokrasisi koşullarındaki kapitalist ülkelerde "kadın sorunu esasen çözülmüş bir sorundur.Bn).


Tarihsel niteliği gereği ezen- ezilen çelişkisi olması meseleyi devrimimizin temel sorunlarından biri haline getirmektedir. Ülkemizin yarı-feodal, yarı-sömürge yapısı, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, ezilen konumunu daha da derinleştirmiştir. (....)" (Aktaran:Yeni Demokrasi gazetesi)

Taksim Başkaldırısı (Gezi Parkı Direnişi) Üzerine…


Halil Gündoğan

23 Temmuz 2016

 

Halil Gündoğan’ın mektubundan [1]

 

Gezi parkı direnişi...

“... Partizan ‘ın çıkarmış olduğu kitapçığı[2] okumuş olmalısın. Bize de geldi, okuduk. Ayrıca birçok kesimin Gazete ve dergilerinde yapılan değerlendirmeleri de takip etme şansımız oldu, oluyor da. Herkes kendince sonuçlar çıkarıyor doğallığıyla. Herkes kendi doğru ve “kutsal”larının ne kadar isabetli olduğunun ‘ispatı’ olarak ele alıp sunuyor da.

 

Bizimkilerin derdi de 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi (BİD) üzerine Kaypakkaya yoldaşın çıkarmış olduğu o malum derslerin birebir tümünün bir kez daha doğrulanmış olduğunun ‘ispatı’ olarak ele alıp sunuyor da.

Hepi-topu bir paragraflık bir bölüm, ama işte bu kadarı o bir çuval inciri berbat etmeye yetmiş.

 

Tabii, hemen kısa bir değerlendirme-eleştiri yazısı kaleme alıp gönderdim. Ellerine ulaştı mı bilemiyorum. O değerlendirme yazısının bir bölümünü seninle paylaşmak istiyorum.

M.ORUÇOĞLU’NDA BOY VEREN ANARŞİZAN VE REVİZYONİST KARAKTERLİ KİMİ GÖRÜŞLER ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME…


Halil Gündoğan

15 Ocak 2016

 

Politik aklın eleştirisi...

Bilenler bilir Sayın Oruçoğlu Halkın Günlüğü gazetesinde “Antagonizma” ismiyle tanımlamayı tercih ettiği köşesinde çeşitli konular/meselelere dair görüş ve düşünsel eğilimlerini paylaşır okuruyla.

 

Sanırım tıpkı benim gibi ilgi ve de dikkatle takip edenleri de bir hayli fazladır. Gerek anlatım tarzı, dili ve gerekse ele alıp paylaştığı konular itibariyle bu ilgiyi hak ettiğini de düşünenlerdenim. Yani kanaatimce, insanlarımızın Sayın Oruçoğlu’na ilgi ve sevgisi sadece TKP/ML’nin kurucu önderlerinden birisi olması ve hâlâ da davaya hizmet etme sevdasını sürdürüyor olmasından ötürü değildir.

 

Keza yine bilenler bilir ki, ideolojik duruşu itibariyle Sayın Oruçoğlu, özellikle de son çeyrek asırda, Marksizm -Leninizm’in kimi temel ilkesel sorunlarında ciddi boyutlara uzanan kırılmalar sergileye gelmiştir.

 

Halil Gündoğan-Biyografi

Halil Gündoğan, 1958 yılında Dersim’de doğdu. 12 Eylül Darbesi’nden sonra 1981 yılında gözaltına alındı ve üç aylık işkenceli sorgulardan sonra tutuklandı.

Sonra hapishaneden alınarak tekrar 37 gün daha işkenceli sorgulardan geçirildi.

TKP(ML)-TİKKO davasından idam cezası istemiyle yargılandı.

1988 yılında 28 arkadaşıyla birlikte Metris Askeri Ceza ve Tutukevi’nden tünel kazarak firar etti.

Kısa bir süre Avrupa’nın değişik ülkelerinde kaldıktan sonra Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a döndü. Altı yıllık gerilla yaşamından sonra 1995 yılında Erzincan’da tekrar tutsak düştü. İki kez idam cezası istemiyle DGM tarafından yargılandı, Müebbet ağır hapis cezasına çarptırıldı.