İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşta İran desteklenmeli midir?

 


Halil Gündoğan

14.04.2026

 

Özet genel yaklaşım

Bu savaşa ilişkin komünistlerin tavrının ne olması gerektiğine dair genel yaklaşımımı, farklı tarihlerde paylaştığım iki makalemde dile getirmiştim. Özetle; evet, İran emperyalist amaçlı bir saldırıya uğramıştır. Ve tabii ki kesinlikle buna karşı durulmalı ve şiddetle protesto edilmelidir. Keza elbette ki İran devletinin kendisini savunma hakkı vardır. Ve bu, tabii ki meşrudur da. Ancak bu haklı ve meşru olma durumu, biz komünistlere onun yanında saf tutma ve yurt savunması yapma görevi yüklemez. Tam aksine bu durum, günün görevi olarak komünistlere, saldırıya uğrama durumuna bakılmaksızın hem saldırgan dış güçlere ve hem de zorba yerli iktidara karşı, ulusal ve sosyal kurtuluşu hedefleyen bir iç savaşı organize ederek yürütme tarihi görevini yükler. Keza ilgili makalelerde neden böylesi bir tutum alınması gerektiği de yine özetle dile getirilmişti.

 

Öcalan’ın “Kürt halk önderi” olarak kabul ve takdimi doğru mudur?

 


Halil Gündoğan

7.04.2026

 

Anormalin “normal” hali

Başta Apocu Kürt Siyasal Hareketi olmak üzere, bir kısım sol-sosyalist kesimler, Öcalan’ı “Kürt halk önderi” olarak taktim etmekteler. Bunun, Öcalan’ı her türlü örgütsel hiyerarşinin üzerinde erişilmez bir yere oturtan, onun söz ve buyruklarını adeta “tanrı kelamı” gibi, tartışılmaz mutlak doğru kabul eden ve ona “Güneşimiz” diye tapınan Apocu Kürt Siyasal Hareketi açısından öyle çok da garipsenecek bir yanı yok aslında. Ancak aynı “normal”, onu “Kürt halk önderi” olarak takdim eden bir kısım sol-sosyalist kesimler açısından elbette söz konusu olamaz. Neden olamaz? Çünkü şu iki esaslı neden ona bu payenin verilmesini mümkün kılmıyor:

 

Ali Uçar’ın (Asker’in) anısına

 


Halil Gündoğan

6.04.2026

 

Tarih, 1980 yazı. 12 Eylül askeri faşist darbesine adeta “beş kala” gibi kritik bir zaman dilimi… 12 Mart darbesi sürecinde tutsak edilen ve 1974 Ecevit affı ile dışarı salınmayan birçok örgüt kadrosunun özgürlüklerine kavuşturulması planlanıyor.

 

Taner Akçam’ın maksatlı “Türk Solu” yorumu

 


Halil Gündoğan



3.04.2026

 

Girizgâh


Profesör T. Akçam, 29 Mart 2026 tarihli medyascope.tv sitesinde yayınlanan “Oğuzhan Müftüoğlu vesilesiyle Türk solu” başlıklı makalesinde, oldukça ilginç ve dikkat çekici analiz ve yorumlar yapıyor. Makalenin giriş ana teması, son dönemde gündemi bir hayli meşgul eden şu malum, O. Müftüoğlu- E. Kürkçü polemiği. Akçam haklı olarak böylesi bir polemikle gündemin meşgul ediliyor olmasını isabetli bulmuyor ve tarafları serzenişsel bir üslup ile eleştiriyor.

 

Kızıldere anısına gerçekleştirilen eylem

 


Halil Gündoğan

29.03.2026

 

Takvimler 1980 yılının 31 Mart’ını gösteriyordu … Aylarca öncesinden partinin önümüze koyduğu bir cezalandırma eylemini gerçekleştirecektik. Eylem yeri, İstanbul Feriköy’dü. Belediye otobüsü son durağına uzak sayılmayacak bir mesafedeydi. Herkesin işe veya okula gitmek üzere sokağa çıkmaya başladığı sabahın o erken denilebilecek saatleriydi. Hafiften de yağmur çiseliyordu…

 

İran’a karşı saldırı savaşında Türk Devletinin pozisyonu

 

 

Halil Gündoğan

27.03.2026

 

Son yılarda bazı kesimlerce Türkiye’nin yeni bir eksen arayışında olduğu ifade edilmekte. Yani ABD’nin başını çektiği ve NATO’da somut ifadesini bulan “Batı ekseni” ile mesafeli durduğu, başını Çin-Rusya ikilisinin çektiği “Avrasya ekseni” ile flört ettiği ileri sürülmekte. Keza bazılarınca, Türkiye’nin bu iki ana eksen arasındaki gerilimden ve kendi jeopolitik konumunun sunduğu stratejik avantajlardan da yararlanarak, bir nevi, eksenler dışı, kendi başına bir güç ve denge odağı haline gelmiş olduğu da ileri sürülmekte.

 

Ataerkilizme karşı mücadele sınıfsaldır

 


Halil Gündoğan

9.03.2026

 

“8 Mart, ‘kadınlar günü’ değildir” başlıklı makaleme ilişkin Yeni Kadın’dan bir arkadaşın takındığı tavır ve ileri sürdüğü başlıca itirazlar üzerinden, sorunu biraz daha anlaşılır kılma ihtiyacı duydum. Çünkü aslında bu ve benzeri anlayış ve yaklaşımlar maalesef ki daha geniş kesimlerde de mevcut. Dolayısıyla da bu, ideolojik-siyasi mücadele bağlamında, kayıtsız kalınmaması gereken bir durumdur. Getirilen başlıca itiraz noktaları şunlar:

 

8 Mart, “Kadınlar Günü” Değildir!

 


Halil Gündoğan

6.03.2026

 

Kısa tarihçesiyle 8 Mart

Bilindiği gibi 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentine binlerce tekstil/dokuma işçisi kadın düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve keza dayatılan diğer insanlık dışı yaşam ve çalışma koşullarını protesto etmek için grev yapar. Polis ve diğer grev kırıcı paramiliter güçlerin saldırısı ve keza çıkan yangın sonucu, resmi kayıtlara göre çoğunluğu kadın olmak üzere 129 işçi hunharca katledilir.

 

ABD ve İsrail’in İran saldırısı

 


Halil Gündoğan

3.03.2026

 

Bilindiği üzere tipik bir şer ittifakı olan ABD-İsrail ikilisi, şubat ayının son gününde İran’a kapsamlı bir hava saldırısı düzenledi. Öncelikli hedef, İran’ın idari ve savaş kurmayını imha ederek ve keza eşzamanlı olarak vuruş kabiliyetine sahip riskli başlıca savaş ekipmanlarını ve lojistik alt yapısını darbeleyerek devleti başsız ve güçsüz bırakmaktı. Böylece hem zaten aylardır sokaklarda olan çeşitli kesimlerden muhalif güçlere, yararlanabilecekleri bir kaos ortamı ve atağa geçme imkânı yaratmak ve hem de İran’ın hemen karşı saldırıda bulunma kabiliyetini kırmaktı.  Somut ve net istihbarata dayalı bu hedeflerden ilkinin, tam başarıyla gerçekleştirildiği görülmekte. Öyle ki dinci koyu faşist Molla rejiminin bir numarası dahil olmak üzere, asker ve sivil üst düzey komuta heyeti adeta tümden yok edilmiş oldu.

 

Bakın neymiş “devlet projesi” dedikleri?

 


Halil Gündoğan

25.02.2026

 

Gizlenen devlet projesi nihayet alenileşti

Devlet cenahının “Kürt-Türk İttifakı”, “Bin yıllık kardeşlik” ve “İç cephenin tahkimi” zemini üzerinden kotardığı bir proje var. Adı önceleri sadece “Terörsüz Türkiye” idi. Sonra, Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiyesini de kapsaması bakımından “terörsüz bölge”, (eş zamanlı olarak ittifak bileşimi de “Kürt-Türk-Arap İttifakı”) olarak genişletildi. Ve bu proje, devlet sözcüleri tarafından da ta başından itibaren bir “devlet projesi” olarak sunuldu. Fakat bununla tam olarak neyin kastedildiğinin doğrudan ortaya konmasından da imtina edildi. Bahçeli ve diğer bazı aktörlerin bazı demeçlerinin satır aralarında buna ilişkin kimi ifadeler yer aldıysa da ama bu projenin ve devletin bu projeyle muradının tam olarak ne olduğu adeta bir “devlet sırrı” gibi saklandı. Fakat elbette Apocu Kürt Siyasal Hareketinin iradesini devrettiği tek müzakereci Öcalan’ın ta İmralı savunmaları sürecinden başlamak üzere ortaya koyduğu yeni rota belgelerinde ve keza 27 Şubat 2025 tarihli “paradigmasında” bu devlet projesinin temel başlıca unsurlarının neler olabileceği zaten mevcut. Bunu, Erdoğan’ın baş hukuk danışmanı M. Uçum’un 1 Şubat 2026 tarihli, aa.com.tr sitesinde yer alan “Terörsüz Türkiye ve bölgeye geçiş sürecinde Kürtlerin geleceği” başlıklı yazısında görmek de pekâlâ mümkün.

 

Şeriat tehdidi güncel mi?

 


 

Halil Gündoğan

20.02.2026

 

 

Tehlikenin farkında mıyız?

Şeriat tehdidinin güncelliği üzerine daha önce “Tehlikenin farkında mıyız?” başlığı altında galiba üç veya dört makale yazmıştım. Yani olguların yalın dili, iktidar bloğunun şeriat sistemine geçiş iradesinin, epeyce bir süreden beridir güncel bir tehdit olduğunu söylüyor. Bu tehdit, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığının hazırlamış olduğu “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile birlikte çok daha somut hale geldi. Ardından özellikle de toplum nazarında “ünlüler” olarak bilinen vitrinsel simalar üzerinden doğrudan insanların yaşam tarzına yapılan ve esasen korku ortamı yaratmayı hedefleyen hoyrat saldırılar ile bu tehdit iyice ete kemiğe bürünmüş oldu.

 

Türk Devletinin yeni Kürt operasyon sahası Irak

 


Halil Gündoğan

13.02.2026

 

Türk devletinin yeni hedefi

Başta Türk devletinin dışişleri ve savunma bakanın ve keza Erdoğan’ın baş hukuk danışmanının eş zamanlı yaptıkları açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Türk devletinin yeni Kürt operasyon sahası artık Irak. Tabii operasyonun açık ve doğrudan hedefi Irak devleti değil. Operasyonun ilk ve doğrudan hedefi, başta PKK etkinliğinde olduğu iddia edilen Ezidi Kürtlerinin yurdu Şengal, BM denetimi altında bulunan Mahmur Kampı ve PKK’nin Kandil başta olmak üzere, G. Kürdistan’da üslenmiş olduğu tüm diğer alanlardaki silahlı ve kurumsal yapılarıdır.

 

Bir reddiyedir Cahide Karakaş’ın intiharı (*)


 


Halil Gündoğan

Haziran.2016

 

Basına yansıyan “sıradan/olağan” kısacık bir haber: “1983 yılı Nisan ayında Diyarbakır Cezaevi’nden tahliye edilen Cahide Karakaş, Kasımpaşa’daki evinde intihar ederek, yaşamına son verdi.” (Mealen)

 

Kötü ünlü 5 No’lu zindan cehennemi olarak bilinen Diyarbakır insan kıyım merkezinden tahliye edilen bu genç kadının kendi yaşamına son vermiş olması, maalesef ki kamuoyunda adeta ölü kayıtsızlığıyla karşılandı. Çok yakın eş-dost çevresi ve bir-iki duyarlı aydın dışında kimselerin umurunda bile olmadı. Gerçi dönem, 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğünün toplumun üzerine ölü toprağı serdiği dönemdi de aynı zamanda. Dolayısıyla bizzat devlet terörünün kurbanı olan yüzlerce ölüm gibi, Cahide’nin ölümü de sessiz bir çığlık olarak atmosferde yitip gitti.

 

Devlet, Öcalan’ı kullanarak Kürdün iradesine ipotek koyuyor

 


Halil Gündoğan

5.02.2026

 

Kürtleri Öcalan kantarına çekmek

Özellikle de son dönemlerde devletin Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiye operasyonu karşısında belli bir direnç sergileyen Kürt oluşumlarının karşısına, devlet adına söz kuran Bahçeli’sinden, Fidan’ına ve M. Uçum’una kadar belli başlı tüm aktörler, Öcalan bariyeriyle çıkmakta ve onlara Öcalan ayarı çekmekte. Öyle ki Türk ve Şam devletinin Rojava’da giriştiği kuşatma ve imha operasyonu karşısında son derece haklı ve meşru bir zeminde durarak itirazını, tepki ve öfkesini dile getiren ve bu temelde kitlesel barışçıl protesto ve destek etkinliklerinde bulunan ve keza Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı doğal ulusal haklarının tanınmasını içeren demeçleri karşısında dahi bunları, Öcalan’ın 27 Şubat paradigması kantarına çekerek, ayar vermeye çalışmakta bir beis görmüyorlar. Örneğin M. Uçum 1 Şubat 2026 tarihli yazısında aynen şunları söyleyebiliyor:

 

Rojava, “Kürt-Türk İttifakı” ve “Bin yıllık kardeşlik” masallaları

 


Halil Gündoğan

30.01.2026

 

Türk Devleti’nin Rojava düşmanlığı bugün başlamadı

Suriye iç savaşı sürecinde Kürtlerin defacto olarak elde ettikleri bir takım ulusal kazanım ve özerk siyasi-askeri yapıları, keza aynı şekilde İŞİD ile savaş sürecinde ABD’nin teşvikiyle Rakka ve Deyrizor gibi stratejik öneme sahip Arap kentlerinde, yerli Arap aşiretleriyle kurdukları ittifaklar üzerinden oluşturdukları özerk askeri-siyasi ve ekonomik statüler, ta baştan itibaren Türk Devleti tarafından savaş nedeni sayıldı. Nitekim bu uğurda farklı fantastik isimler altında birçok askeri harekatlar da düzenlendi: Efrin, Serekani ve Gire Spi şehirlerini ve yakın çevrelerini, “güvenli bölge oluşturma” adı altında işgal edip, buralara kendisine bağlı idareciler atadı. Keza Rojava bölgesi sürekli bir şekilde havadan ve karadan top ve füze atışlarıyla taciz edildi. Sivil siyasilere suikastlar düzenlendi. Okullar, hastaneler, atölye ve fabrikalar hedef alındı. Alt yapı yıkıma uğratıldı vs. vs. Yani Türk Devleti’nin Rojava Kürtleriyle savaşı, din ve mezhepsel kardeşleri İŞİD zihniyetli terörist çetelerin oluşturdukları emperyalist devletler taşeronu Şam Devletiyle kurduğu ittifak ile başlamadı. Dolayısıyla da öncelikle bunun altının kalınca çizilmesi ve üzerinden atlanmaması gerekiyor. Unutmayın, İŞİD zebanileri saldırırken “Kobane düştü düşecek” diyerek kanlı pençelerini ovuşturan Erdoğan bugün hâlâ o hevesinin derdinde.

 

NATO Grönland’ı koruyacak mı?


 


Halil Gündoğan

23.01.2026

 

Trump kişiliği ve ABD emperyalizmi

Güya “savaş karşıtı” seçim nutuklarıyla yeniden ABD başkanı seçilen zorba şahsiyet, bugün tam aksi yöndeki söylem ve tutumlarıyla 3. Dünya savaşının fitilini bir fiil ateşlemek için adeta yırtınırcasına bir gayretin baş aktörü durumunda. Gerçi bir-iki “barış” anlaşmasının altına ismini yazdırma becerisi gösterdiyse de ve ama bunlar ona, o çok arzuladığı barış ödülünü getirmedi. Galiba ödülü verecek olan kurum, onun içindeki gerçek “cevheri” olan savaş canavarını görmüş olmalı ki kendi itibarını koruma ihtiyatıyla hareket etti. Akıllıca bir ihtiyat tabii. Çünkü Trump, kişilik özellikleri olarak hiçbir ölçü kalıbına girmeyen, şehveti bir aç gözlülükle her yere ve her şeye saldırarak; “bu da benim” ve “bu da benim olsun” diyen o “vahşi kapitalizm” döneminin ya da dünyanın her bir karış toprağına hükmetme histerisine kapılmış orta çağ dönemi hükümdar aktörleri gibi, her şeyi ABD’nin emrine amade kılmak isteyen biri. Ve bu aslında, içine girilen 3. paylaşım savaşı sürecinde, ABD emperyalizminin tamda ihtiyacını duyacağı bir aktör modelidir de. Bunun da altını böylece çizmek gerekiyor. Yani Trump’ın kişilik karakteriyle ABD emperyalizminin süreç açısından ihtiyacını duyacağı başkanının karakteri birebir örtüşmüş oluyor.

 

Türk Devleti ve Öcalan Kürtlere nasıl bir oyun oynuyor?

 


Halil Gündoğan

16.01.2026

 

 

Türk Devleti operasyonun asli failidir

Halep ve ardından Fırat’ın batısındaki Kürt varlığı ve kazanımlarına yönelik sürmekte olan yok hükmünde sayma operasyonu, bir kez daha başlıktaki soruyu güncelleştirerek önümüze koymakta. Çünkü bu askeri operasyon asla Şam Devleti’nin kendi bağımsız iradesiyle kararlaştırıp uygulamaya soktuğu bir operasyon değil. Lafı hiç eğip bükmeden dosdoğru ifade etmek gerekirse (ki gerekiyor da), bu operasyon, Türk Devletinin doğrudan kendi ulusal çıkarları adına, paravan ve taşeron olarak kullandığı Şam Devleti ile birlikte gerçekleştirdiği bir operasyondur. Öyle ki Türk Devleti göstermelik kukla Şam Devletinin resmi davetini bekleme gereği dahi duymadan doğrudan kendi askeri araç gereçleri ve bir fiil komuta heyeti ve profesyonel saha askeri gücüyle bu operasyonun asli faili olarak yerini almıştır. Ve bu haliyle Türk Devleti, Suriye’deki “işgalci yabancı güç” pozisyonunu takviye ederek perçinlemiş de oluyor. Tabii uluslararası hukuk normlarının çivisinin çıktığı bu haydutluk ve korsanlık koşullarında kimsenin de umurunda olmayacaktır bir başka ülkenin toprak bütünlüğüne saygı duyma hükmü.

 

Türk Devleti Suriye’de neyin peşinde?

 


Halil Gündoğan

8.01.2026

 

Özel hesap, Misak-ı Milli

Daha önceki birçok makalemde gerek şeriat özlemcisi ve Osmanlı öykünmecisi dinci kesimlerin ve gerekse Türk milliyetçilerinin yarım kalmış Misak-ı Milli rüyalarını tamamına erdirme şeklinde bir hesaplarının olduğuna işaret etmiştim. 1960’lı yıllarda ABD eliyle tekrardan ısıtılan bu projeyi Cumhurbaşkanlığı döneminde Turgut Özal doğrudan gündemine alıp, üzerinde belli bir mesai de harcadı. İlk ciddi adımı Barzani ve Talabani’yi federasyon olarak Türkiye’ye katılmaya ikna etmek oldu. Dönemin tanıklarının beyanlarına bakılırsa ikna eder de. Sonra onlar üzerinden Öcalan da buna ikna edilir. Böylece, Misak-ı Millice ön görülen tüm sınırları kapsamasa da Kerkük-Musul başta olmak üzere G. Kürdistan’ın tamamı ilk etapta Türk Devleti’nin himayesi altına alınacaktı. Ancak tabii hayata geçirilebilmesi daha farklı koşullara bağlı olacak bir istekti bu. Fakat Özal’ın şüpheli bir şekilde ani ölümüyle tekrardan rafa kaldırıldı. Öcalan tutsak düştüğünde, biraz da devlete verilmiş; “hizmete hazırım” sözünü cazip kılıp, kendisini muteber bir muhatap olarak kabul ettirme kurnazlığıyla, teklifi bu kez kendisi devlete sundu. Ancak dönemin yetkili devlet görevlileri muhtemelen, uluslararası koşulların uygun olmadığı düşüncesiyle olsa gerek ki bunu gündeme almadılar. Ta ki BOP çerçevesinde Orta Doğu’nun yeniden dizaynının artık bir şekilde sonuca erdirilmesi startının verilmiş olduğu şu son birkaç yıllık sürece kadar.

 

Öcalan, Türk Devleti’nin Rojava’ya saldırı gerekçelerini açıklamalıdır

 


Halil Gündoğan

8.01.2026

 

Evet, Öcalan kamuoyuna bunu açıklamak zorundadır. Kapalı kapılar ardında “norm devlet” dediği devletin güvenlik bürokrasisiyle nasıl bir anlaşma yaptığını tüm ayrıntılarıyla başta Kürtler olmak üzere
bu halka açıklamak zorundadır.

 

Evet, açıklamak zorundadır; “bin yıllık kardeşlik” masalı altında “ev ve tek söz sahibi büyük biradere” ne tür sözler verdiğini.

 

ABD emperyalizmi Dünya barışının baş düşmanıdır

 


Halil Gündoğan

5.01.2026

 

Alenen ve resmen haydutluk

Haydutluk, emperyalizme içkin değilse de ancak emperyalizmin de başlıca karakteristik özelliklerindendir. Bilindiği üzere kavram olarak karşılığı; “kanun dışı faaliyetlerde bulunma, eşkıyalık, soygun ve başkalarının malına veya canına zarar verme gibi suç içeren davranışları tanımlar.” Yani hiçbir kural tanımaksızın, canına kastetme pahasına, başkalarının malını (toprağını, ülkesini, bilumum yeraltı ve yer üstü zenginliklerini) gasp ederek, kendi zimmetine geçirme fiilidir. Bu fiilin insanlık tarihindeki serüveni, ilkel komünal dönemin ilk ve orta evreleri dışa tutulursa, denilebilir ki adeta insanlık tarihi kadar da eskidir. Ortak mülkiyetin ve giderek kadının da erkek kişiler tarafından gaspıyla ortaya çıkan özel mülkiyetin de tarihi serüvenidir bir bakıma. O tarihi kesitten bu yana bireysel, grupsal ve ama esasen de en büyük örgütlü şiddet tekelini elinde bulunduran devletsel haydutluklar biçimleri altında devam etmektedir.

Öcalan ve Uçum’un ortaklaşan projesi: Sol’u ehlileştirme

 


Halil Gündoğan

1.01.2026

 

 

Öcalan’ın özel ‘tarihi’ misyonu

Daha önceki bir-iki makalemde, Öcalan’ın gerek Kürt ulusal sorununun ve gerekse komünizm hedefli devrimci sınıf mücadelesinin özünü saptırıp, içini boşaltarak, bu iki esaslı sorunu sistem için zararsız hale getirme ve bunlardan ilkini devlete, ikincisini de kapitalist sisteme entegre etme özel görevi üstlenmiş olduğunu ifade etmiştim. Keza bu tutumundan hareketle de onu, artık ideolojik olarak karşı saflarda konumlanmış özel bir misyoner olarak tanımlamıştım.

Öcalan’ın İmralı sürecinde ortaya koyduğu külliyatın tamamı ele alınıp irdelendiğinde bu gayenin güdüldüğü, zaten tüm açıklığıyla anlaşılacaktır da. Tabii bunu anlamak için aslında o kadar geriden araştırma ve sorgulamaya da gerek yok. Devlet ve sistemle daha açıktan, doğrudan ve tam olarak angaje olduğu şu son süreçle, daha bir konsantre vurgularla, mürit kıvamındaki örgütlü kitlesine ve kamuoyuna sunduğu ve adına “yeni paradigma” dedikleri tezlerine bakmak da yeterli gelecektir.