Halil Gündoğan
24.04.2026
Emperyalistler savaşa
hazırlanıyor
Emperyalist güç odaklarının topyekûn bir seferberlikle yeni bir paylaşım savaşına hazırlanmakta olduğu artık kesinlikle bir sır değil. Öyle ki bu “sır” artık Mısır’daki o meşhur sağır sultan tarafından bile duyulmuş durumda. İnsanlık ve doğa düşmanı kapitalist dünyanın bu zorba ve haydut hükümranı emperyalist güç odakları, tüm enerji ve olanaklarını seferber ederek, savaşa hazırlanmakta. Öyle ki mevcut silah fabrikalarına ek olarak hem yeni tesisler kurmakta ve hem de başta otomobil ve diğer pek çok demir-çelik sanayisine ait fabrikalarda silah ve mühimmat üretimine geçmekteler. Ordularını ve savaş teknolojisini yeni tarz savaşın ihtiyaçlarına göre yeniden oluşturmakta veya reorganize etmekteler. İç cephe tahkimatını oluşturmak için iç faşistleştirme sürecine hız kazandırmış durumdalar. Eskiyen veya sürecin olgularına yanıt vermeyen mevcut ittifaklar yerine yeni ve farklı ittifaklar oluşturma arayışına hız vermiş durumdalar. Bu bağlamda, 2. Dünya Savaşı sonrası, “Soğuk Savaş” sürecinin bir enstrümanı olarak kurulan NATO’nun bugün özellikle de İngiltere veya Almanya liderliğinde yeniden konumlandırılarak, AB’nin etkin bir savaş makinasına dönüştürülmesi dahi “acil görevler” kapsamına alınmış durumda. Pek çok Batı Avrupalı devlet yeniden zorunlu askerlik ve seferberlik yasal düzenlemeleri yapmakta. Keza gerek rakiplerinin nüfus alanlarını, lojistik yollarını ve stratejik hammadde ve gıda kaynaklarını darbeleyip sınırlandırmak ve gerekse aynı şekilde kendi nüfus alanlarını genişletmek veya tahkim etmek için, bir bakıma “önleyici savaş doktrini” gereğince, lokal ve bölgesel savaş ve operasyonları tırmandırarak arttırmaktalar. Vs. vs.
Fırsat kollama ve zamanlama
Yani sözün özü şu ki insanlık ve doğa, kapitalist-emperyalist haydutlar
tarafından 3. bir emperyalist paylaşım savaşı tehdidiyle yüz yüze bırakılmış
durumda. Hem de bu tehdit öyle ileri bir sürecin, muhtemel bir olasılığı değil;
her an bir yerlerden patlak verecek kadar yakın bir sürecin aktüel tehdidi
durumundadır. Birçok makalemde de altını kalınca çizdiğim gibi bu artık tamamen
bir zamanlama ve “fırsatı ganimet sayma” hesaplarına kalmış gerçek bir yakın
tehdittir. Kimse, özellikle emperyalist Alman devlet bürokrasisinin, işte
bilmem kaç yılına kadar hazırlıklarını tamamlayabileceklerine dair söylem ve
hesaplarını baz alarak savaşın ancak bundan sonra başlayabileceği yanılgısına
düşmesin. Görülmeli ki özellikle de baş savaş kışkırtıcısı ABD, baş rakibi
Çin’e yeterince hazırlanma fırsatı vermeden, kendi hazırlık avantajlarını ve
gücünün yeterliliğini baz alarak, onları gafil avlamak isteyecektir. Keza
böylece, yeterince hazırlanamamış olan bir kısım eski ortaklarını da kendisi
safında konumlanmaya mecbur bırakma hesapları güdecektir. Vs. vs.
Savaşa engel olabilmenin
iki yolu
İşte yeni bir emperyalist paylaşım savaş etmenlerinin böylesine güçlü
olduğu koşullarda bu savaşa engel olmanın veya bir aşamasında durdurmanın
sadece ve sadece iki etkili yolu vardır. İlki, özellikle de baş savaş
kışkırtıcısı ve hummalı bir şekilde savaş hazırlıkları gören bu kapitalist-emperyalist
merkezlerde devrimci iç savaşlar çıkarmaktır. Ancak maalesef ki mevcut
gerçeklik içerisinde bu merkezlerin hiçbirisinde bunu gerçekleştirebilecek güç
ve yetkinlikte hazır devrimci özneler söz konusu değil. Tabii bu demek değildir
ki şu veya bu oranda varlık gösterenlerin asgari müşterekler zemininde
oluşturacakları devrimci cephe örgütlülüğüyle derlenip toparlanıp kitlelerin
öfkesini devrime kanalize etme şansları da yok. Hayır, elbette bu, bazı
yerlerde pek ala mümkün olabilir. Olup olmayacağı ise oradaki komünist ve diğer
devrimci öznelerin önderlik ve devrimi örgütleme kabiliyetlerine bağlı önemli
oranda. Umalım ki bunu başaranlar çıksın.
Savaşa engel olmanın veya onu durdurmanın ikinci yolu ise dünya genelinde
örgütlenecek savaş karşıtı kitlelerin gücüdür. Bu, hem üretimden gelen gücün
kullanılarak genel grevlerle yanıt verilmesidir ve hem de aktif sokak
gösterileriyle, alanların işgal edilmesiyle hayatın durdurulmasıdır. Evet,
savaşı engellemenin veya emperyalist haydutlara geri adım attırarak savaşı
durdurmak zorunda bırakmanın ikinci etkili yolu da budur.
İsabetli örgütsel
mekanizma sorunu
Bunun başarılmasının yolu ise insanlığın ve doğanın yıkımına neden olacak
yeni bir emperyalist paylaşım savaşına şu veya bu nedenle karşı çıkan her
kesimi (evet, her kesimi) kucaklayabilecek esneklikte bir örgütsel mekanizmanın
oluşturulmasıdır. Kuşku yok ki bu özellikleri ve bu kabiliyeti en isabetli bir
şekilde ancak ki EMPERYALİST SAVAŞ
KARŞITI CEPHE örgütlülüğü sağlayabilir. Bundan ötürüdür ki gerek uluslararası
farklı sol-sosyalist ve komünist yapıların oluşturdukları enternasyonal
birlikler ve anti emperyalist cephe örgütlülükleri ve gerekse hem yerel ve hem
de yine uluslararası demokratik kitle örgütleri ve siyasal partilerin,
parlamenterlerin, akademisyenlerin, sanatçıların vb. gibi çok çeşitli kurum ve
kuruluşların katılımıyla böylesi bir çatı oluşumunun kurulmasının acilen görev
edinilmesi gerekiyor.
Görülmesi ve idrak edilmesi gerekiyor ki kendilerini sol-sosyalist ve
komünist olarak tanımlayan ve öyle konumlandıran birçok yapının emperyalist savaş
tehdidine karşı oluşturdukları birden fazla “Anti Emperyalist Cephe” oluşumlarının bu görevi kendi başlarına
yerine getirebilme kabiliyeti bulunmuyor. Çünkü
bu oluşumlar her şeyden önce somut olarak emperyalist savaşa karşı bir bariyer
örme acil görevini yerine getirme misyonu ile kendilerini tanımlamış değiller.
Soyut bir anti emperyalizm karşıtlığının ifadesinden başka bir şeyi ifade etmiyor
oluşturulmuş veya oluşturulacak bu “Anti Emperyalist Cephe” örgütlülükleri. Hele ki önlerine somut merkezi görev olarak
emperyalist savaş karşıtı cepheyi örgütleme görevinin konulmamış olduğu bir
durumda. Öte yandan bu oluşumların aynı ideolojik perspektife sahip
kesimleri dahi anti emperyalist cephe gibi son derece esnek ve geniş bir
platformda bir araya getirme azami gayreti göstermeyerek, sadece kendilerine en
yakın bulduklarıyla birlikte hareket etme tercihleri de bu oluşumların
kabiliyet ve kapsayıcılık güvenirliliğine dair kuşkular oluşturur. Hani denir
ya: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Evet, maalesef bu işler birazda
böyledir yani.
Tarihi sorumluluk
Yani özetle sorunun daha doğru temel ve isabetli örgütsel aygıtlar
üzerinden ele alınarak çözüme bağlanması gerekiyor. Derde deva olmayacak iyi
niyetli gayretleri yeterli görmek ve süreci bunlarla karşılamak, kuşku yok ki
tarihi bir sorumsuzluk olur.
