Öcalan’ın “Kürt halk önderi” olarak kabul ve takdimi doğru mudur?

 


Halil Gündoğan

7.04.2026

 

Anormalin “normal” hali

Başta Apocu Kürt Siyasal Hareketi olmak üzere, bir kısım sol-sosyalist kesimler, Öcalan’ı “Kürt halk önderi” olarak taktim etmekteler. Bunun, Öcalan’ı her türlü örgütsel hiyerarşinin üzerinde erişilmez bir yere oturtan, onun söz ve buyruklarını adeta “tanrı kelamı” gibi, tartışılmaz mutlak doğru kabul eden ve ona “Güneşimiz” diye tapınan Apocu Kürt Siyasal Hareketi açısından öyle çok da garipsenecek bir yanı yok aslında. Ancak aynı “normal”, onu “Kürt halk önderi” olarak takdim eden bir kısım sol-sosyalist kesimler açısından elbette söz konusu olamaz. Neden olamaz? Çünkü şu iki esaslı neden ona bu payenin verilmesini mümkün kılmıyor:

 

İki esaslı neden

Birincisi, herhangi bir özel belirlemede bulunmadan “Kürt halkı” denildiğinde bu, kaçınılmaz olarak, dört parçadaki tüm Kürtleri kapsar. Bu bağlamda Öcalan’ın tüm bu Kürtlerin en azından ezici çoğunluğu tarafından “Kürt halk önderi” olarak genel kabul görmesi gerekir. Oysa biliyoruz ki örneğin en başta Güney Kürdistanlı Kürtlerin ezici çoğunluğunun tarihsel ulusal önderi Molla Mustafa Barzani ve şimdilerde de Mesut Barzani’dir. Keza bir kısmının önderi de “Mam Celal” olarak bilinen Celal Talabani’dir. Keza Öcalan Rojhilatlı Kürtlerin de ancak ki PJAK tarafından temsil edilen kesimince “Kürt halk önderi” olarak kabul görür. K. Kürdistanlı Kürtlerin de yine ancak ki PKK tarafından temsil edilen kesimince böyle kabul edilir. Belki nüfus oranı olarak en çok temsil edildiği kesim Rojava olsa da ama burada da durum pek de farklı değil aslında. Yani özetle, diğer parçalardaki Kürt nüfusun ezici çoğunluğu Apocu Kürt Siyasal Hareketinin otoritesini tanımadığı gibi, önemlice bir bölümü de rakip pozisyondadır.

 

Bunun olgusal bir gerçek olduğu, herhalde ki herkesçe kabul görür. Hal böyle olunca da Öcalan’a genel anlamda “Kürt halk önderi” payesi verilemez! Çünkü böylesi bir kabulün karşılığı yok. Dolayısıyla da Öcalan ancak ki Kürt ulusal önderlerden biri olma vasfı taşıyabilir. (Tabii bu da ancak ki belli bir dönemi için söz konusu olabilir.) Ancak ne var ki gerek Apocu Kürt Siyasal Hareketinin ve gerekse bir kısım sol-sosyalist kesimin Öcalan’ı, olgusal olarak karşılığı olmayan bu mertebeye taşıma gayretleri, bir ezberin tekrarı gibi, hâlâ da devam ediyor. Haliyle de bu, halkın serbest irade ve tercihlerine zorla dayatmada bulunmaktan başka bir şey de değildir. Tabii bu dayatma, Apocu Kürt Siyasal Hareketi açısından ben merkezci, despotik bir tutumun da bir ifadesidir. (Denilebilir ki “ama bu despotik tutum zaten Apo ve Apocu hareketin gelişim diyalektiğinin demirbaş metodu değil midir ki?” Evet, maalesef ki öyledir! Kendi içindeki muhalif sese karşı da halka ve diğer örgütlere karşı da en azından uzunca bir dönem böyle davrandılar. Binlerle ifade edilen iç infazlar örneğinin başka nasıl bir izahı olabilir ki?)  Gayet tabii bu, o bir kısım sol-sosyalist çevreler açısından da bu despotik tutuma bilerek veya bilmeyerek çanak tutmaktır.

 

İkinci neden

Öcalan’ı “Kürt halk önderi” olarak kabul ve taktim etmenin doğru olmadığının ikinci nedeni ise, birincisinden çok daha önemli olan, Öcalan’ın şu gerçekliğidir: Eveliyatı es geçilerek ele alınması halinde dahi, rahatlıkla ifade edilebilir ki İmralı süreci ile birlikte Öcalan kendisini Kürt ulusal özgürlük davasının bir lideri olarak değil; esas olarak sömürgeci egemen Türk devletinin ulusal çıkarlarının korunması davasının bir neferi olarak konumlandırmıştır. Birçok makalemde de ifade etmiş olduğum üzere, yani tıpkı İdris-i Bitlisi rolü üstlenmiştir. Bu saf değiştiriş, kademe kademe ilerleyerek, sonuçta Kürtler adına hiçbir kolektif ulusal hak talep etmeyip, dört parçadaki Kürtleri o her bir parçanın egemen ulus devletine entegre etme sıfır noktasına kadar ulaşmıştır.

 

İşte bu özelliğiyle Öcalan hem Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin ve keza hem de Kürt ulusunun önderi olma vasfını zaten otomatik olarak yitirmiş olur. Apocu Kürt Siyasal Hareketinin ve örgütlü kitlesinin onu hâlâ tek otorite ve kendileri adına tek söz sahibi olarak ilan etmeleri bu gerçeği değiştirmez.  Keza aynı şekilde düne kadar “cani”, “bebek katili” ve “terörist başı” olarak lanseden sömürgeci faşist devletin Kürtler adına onu tek muhatap görme ve gösterme iki yüzlü gayreti de bu gerçeği değiştirmez. Çünkü tam tersine devletin bu Öcalan “aşkı” son derece manidardır da. Öyle ki devlet, Apocu Kürt Siyasal Hareketinin yarım ağız dillendirmeye yeltendiği, Kürtçenin eğitim dili olması ve keza özerklik düzeyinde siyasi statü gibi bir takım alt düzeyli ulusal talepler karşısında dahi onları, “kurucu önderin paradigmasına aykırı davranıyorsunuz” diyerek hizaya çekiyor, çekebiliyor.

 

Yani Öcalan abartısız, işte böylesi bir pozisyondadır. Peki bu pozisyonda olan biri, bırakın Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin önderi ve keza “Kürt halk önderi” olmayı, KCK hâlâ Kürt ulusal kurtuluş davası gütme iddiası sahibiyse, Öcalan bunun liderliğini dahi yapamaz. Çünkü artık iki farklı kulvarda yürüme ve iki farklı davayı temsil etme durumda olurlar. Ve tabii böylesi bir durumda KCK’nın duygusallığı bir kenara bırakıp, Öcalan’a devrettiği iradesini geri alarak, Kürt ulusal mücadelesine layıkıyla önderlik yapma sorumluluğunu da üstlenmesi gerekecektir.

 

Öcalan bariyerinin aşılması gerekiyor

Sorun Apocu Kürt Siyasal Hareketi açısından böyleyken; Öcalan’ın bu yalın gerçekliğinin üstünden atlayarak ona hâlâ da “Kürt halk önderi” payesi atfetmeye devam eden bir kısım sol-sosyalist çevrenin de bu tutumlarını acilen gözden geçirerek terk etmeleri gerekiyor. Çünkü gerek KCK ve gerekse söz konusu sol-sosyalist kesimler bu tutumu takınmadıkça; Öcalan’ın gerek Kürtler şahsında üstlenmiş olduğu Kürtleri Türk ulus devletine entegre ederek uzunca bir süre bununla pasifize etme ve gerekse sol-sosyalist hareketin en azından bir bölüğünü sistem içine çekme ihanetinin önüne geçmek pek mümkün olamayacaktır.  Oysa gün, anti emperyalist, anti kapitalist ve anti faşist asgari müşterekler zemininde güçlü bir devrimci cephe çatısı altında birleşerek dünyayı ve dünya halklarını hızla yıkıma sürükleyen bu kapitalist-emperyalist zorbaların, haydut ve sapıkların sistemini tepeleme günüdür.