Bakın neymiş “devlet projesi” dedikleri?

 


Halil Gündoğan

25.02.2026

 

Gizlenen devlet projesi nihayet alenileşti

Devlet cenahının “Kürt-Türk İttifakı”, “Bin yıllık kardeşlik” ve “İç cephenin tahkimi” zemini üzerinden kotardığı bir proje var. Adı önceleri sadece “Terörsüz Türkiye” idi. Sonra, Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiyesini de kapsaması bakımından “terörsüz bölge”, (eş zamanlı olarak ittifak bileşimi de “Kürt-Türk-Arap İttifakı”) olarak genişletildi. Ve bu proje, devlet sözcüleri tarafından da ta başından itibaren bir “devlet projesi” olarak sunuldu. Fakat bununla tam olarak neyin kastedildiğinin doğrudan ortaya konmasından da imtina edildi. Bahçeli ve diğer bazı aktörlerin bazı demeçlerinin satır aralarında buna ilişkin kimi ifadeler yer aldıysa da ama bu projenin ve devletin bu projeyle muradının tam olarak ne olduğu adeta bir “devlet sırrı” gibi saklandı. Fakat elbette Apocu Kürt Siyasal Hareketinin iradesini devrettiği tek müzakereci Öcalan’ın ta İmralı savunmaları sürecinden başlamak üzere ortaya koyduğu yeni rota belgelerinde ve keza 27 Şubat 2025 tarihli “paradigmasında” bu devlet projesinin temel başlıca unsurlarının neler olabileceği zaten mevcut. Bunu, Erdoğan’ın baş hukuk danışmanı M. Uçum’un 1 Şubat 2026 tarihli, aa.com.tr sitesinde yer alan “Terörsüz Türkiye ve bölgeye geçiş sürecinde Kürtlerin geleceği” başlıklı yazısında görmek de pekâlâ mümkün.

 

Şeriat tehdidi güncel mi?

 


 

Halil Gündoğan

20.02.2026

 

 

Tehlikenin farkında mıyız?

Şeriat tehdidinin güncelliği üzerine daha önce “Tehlikenin farkında mıyız?” başlığı altında galiba üç veya dört makale yazmıştım. Yani olguların yalın dili, iktidar bloğunun şeriat sistemine geçiş iradesinin, epeyce bir süreden beridir güncel bir tehdit olduğunu söylüyor. Bu tehdit, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığının hazırlamış olduğu “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile birlikte çok daha somut hale geldi. Ardından özellikle de toplum nazarında “ünlüler” olarak bilinen vitrinsel simalar üzerinden doğrudan insanların yaşam tarzına yapılan ve esasen korku ortamı yaratmayı hedefleyen hoyrat saldırılar ile bu tehdit iyice ete kemiğe bürünmüş oldu.

 

Türk Devletinin yeni Kürt operasyon sahası Irak

 


Halil Gündoğan

13.02.2026

 

Türk devletinin yeni hedefi

Başta Türk devletinin dışişleri ve savunma bakanın ve keza Erdoğan’ın baş hukuk danışmanının eş zamanlı yaptıkları açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Türk devletinin yeni Kürt operasyon sahası artık Irak. Tabii operasyonun açık ve doğrudan hedefi Irak devleti değil. Operasyonun ilk ve doğrudan hedefi, başta PKK etkinliğinde olduğu iddia edilen Ezidi Kürtlerinin yurdu Şengal, BM denetimi altında bulunan Mahmur Kampı ve PKK’nin Kandil başta olmak üzere, G. Kürdistan’da üslenmiş olduğu tüm diğer alanlardaki silahlı ve kurumsal yapılarıdır.

 

Bir reddiyedir Cahide Karakaş’ın intiharı (*)


 


Halil Gündoğan

Haziran.2016

 

Basına yansıyan “sıradan/olağan” kısacık bir haber: “1983 yılı Nisan ayında Diyarbakır Cezaevi’nden tahliye edilen Cahide Karakaş, Kasımpaşa’daki evinde intihar ederek, yaşamına son verdi.” (Mealen)

 

Kötü ünlü 5 No’lu zindan cehennemi olarak bilinen Diyarbakır insan kıyım merkezinden tahliye edilen bu genç kadının kendi yaşamına son vermiş olması, maalesef ki kamuoyunda adeta ölü kayıtsızlığıyla karşılandı. Çok yakın eş-dost çevresi ve bir-iki duyarlı aydın dışında kimselerin umurunda bile olmadı. Gerçi dönem, 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğünün toplumun üzerine ölü toprağı serdiği dönemdi de aynı zamanda. Dolayısıyla bizzat devlet terörünün kurbanı olan yüzlerce ölüm gibi, Cahide’nin ölümü de sessiz bir çığlık olarak atmosferde yitip gitti.

 

Devlet, Öcalan’ı kullanarak Kürdün iradesine ipotek koyuyor

 


Halil Gündoğan

5.02.2026

 

Kürtleri Öcalan kantarına çekmek

Özellikle de son dönemlerde devletin Rojava’daki Kürt kazanımlarının tasfiye operasyonu karşısında belli bir direnç sergileyen Kürt oluşumlarının karşısına, devlet adına söz kuran Bahçeli’sinden, Fidan’ına ve M. Uçum’una kadar belli başlı tüm aktörler, Öcalan bariyeriyle çıkmakta ve onlara Öcalan ayarı çekmekte. Öyle ki Türk ve Şam devletinin Rojava’da giriştiği kuşatma ve imha operasyonu karşısında son derece haklı ve meşru bir zeminde durarak itirazını, tepki ve öfkesini dile getiren ve bu temelde kitlesel barışçıl protesto ve destek etkinliklerinde bulunan ve keza Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı doğal ulusal haklarının tanınmasını içeren demeçleri karşısında dahi bunları, Öcalan’ın 27 Şubat paradigması kantarına çekerek, ayar vermeye çalışmakta bir beis görmüyorlar. Örneğin M. Uçum 1 Şubat 2026 tarihli yazısında aynen şunları söyleyebiliyor: