NATO Grönland’ı koruyacak mı?


 


Halil Gündoğan

23.01.2026

 

Trump kişiliği ve ABD emperyalizmi

Güya “savaş karşıtı” seçim nutuklarıyla yeniden ABD başkanı seçilen zorba şahsiyet, bugün tam aksi yöndeki söylem ve tutumlarıyla 3. Dünya savaşının fitilini bir fiil ateşlemek için adeta yırtınırcasına bir gayretin baş aktörü durumunda. Gerçi bir-iki “barış” anlaşmasının altına ismini yazdırma becerisi gösterdiyse de ve ama bunlar ona, o çok arzuladığı barış ödülünü getirmedi. Galiba ödülü verecek olan kurum, onun içindeki gerçek “cevheri” olan savaş canavarını görmüş olmalı ki kendi itibarını koruma ihtiyatıyla hareket etti. Akıllıca bir ihtiyat tabii. Çünkü Trump, kişilik özellikleri olarak hiçbir ölçü kalıbına girmeyen, şehveti bir aç gözlülükle her yere ve her şeye saldırarak; “bu da benim” ve “bu da benim olsun” diyen o “vahşi kapitalizm” döneminin ya da dünyanın her bir karış toprağına hükmetme histerisine kapılmış orta çağ dönemi hükümdar aktörleri gibi, her şeyi ABD’nin emrine amade kılmak isteyen biri. Ve bu aslında, içine girilen 3. paylaşım savaşı sürecinde, ABD emperyalizminin tamda ihtiyacını duyacağı bir aktör modelidir de. Bunun da altını böylece çizmek gerekiyor. Yani Trump’ın kişilik karakteriyle ABD emperyalizminin süreç açısından ihtiyacını duyacağı başkanının karakteri birebir örtüşmüş oluyor.

 

Başkanı şahsiyetinde ABD emperyalizmi, kudurgan bir canavar misali, rakipleri karşısında kendi konumunu güçlendirmek ve onlarınkini de aksi istikamette geriletmek için, tüm uluslararası ve hatta doğrudan kendi buyrukları altında bulunan kurumların anlaşmalarını da hiçe sayarcasına bir “kural tanımamazlıkla” pazarların paylaşımına şimdiden fiilen başlamış durumda. Bu ilk evre itibarıyla tüm hesaplar, girişecekleri fiili savaşta, savaşın ihtiyacını duyacağı mevziler elde etmek, var olanları güçlendirmek, rakip devletler bloğunu sınırlayıp, çerçevelemek ve keza savaş endüstrisinin hayati gereksinimi olarak listelenen maden, nadir toprak elementleri ve enerji kaynaklarını kendi tekellerine almak üzerine yapılmakta.

 

ABD emperyalizminin Grönland ısrarı

Trump’ın, “gönüllü veya askeri operasyonla, Grönland’ı istiyorum” ısrarı, işte tamamen bu hesaplar kapsamındadır. Yani bir çılgının veya dengesizin anlık kişisel isteği değildir. Nitekim Grönland, girişilecek büyük hesaplaşmada oldukça stratejik avantajlar arz edecek bir öneme sahip. (Gerçi ABD’nin tıpa tıp aynı “ulusal güvenlik” gerekçeleriyle bu adaya ilgisi yeni de değil. Örneğin ABD 1867 yılında Alaska’yı satın aldıktan sonra, aynı şekilde Grönland’ı da satın alma teklifinde bulunur. Keza 1946 yılında da bu teklifini yineler. İkinci Dünya Savaşı sırasında da Hitler ordusunun adayı işgal etmesi sonrası adaya girerek birçok üs ve dinleme tesisleri kurar. Vs. vs.) Örneğin Reuters bunun gerekçelerini şöyle sıralamaktadır:

 

“Arktik Dairesi’nin üzerinde yer alan Grönland, artan uluslararası gerilimler, küresel ısınma ve değişen dünya ekonomisiyle birlikte küresel ticaret ve güvenlik tartışmalarının merkezine yerleşti. ABD Başkanı Donald Trump, Arktik ve Kuzey Atlantik’ten Kuzey Amerika’ya uzanan geçişleri kontrol eden, maden kaynakları açısından zengin bu adanın ABD’nin denetiminde olmasını istiyor.”

 

“Çin, 2018’de kendisini ‘Arktik’e yakın bir devlet’ ilan ederek bölgedeki etkisini artırma hedefini duyurdu ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında ‘Kutup İpek Yolu’ planını açıkladı. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu adımı sert sözlerle eleştirerek Arktik Okyanusu’nun ‘yeni bir Güney Çin Denizi’ne dönüşmesini istemediklerini söyledi.”

 

“Bu süreçte Rusya da ABD, Kanada, Danimarka ve Norveç ile rekabet halinde Arktik’teki nüfuzunu güçlendirmeye çalışıyor. (…) Putin, NATO’nun Arktik’teki faaliyetlerinden endişe duyduklarını belirterek, gerekirse askeri kapasitenin artırılacağını açıkladı.”

 

“Grönland, cep telefonlarından bataryalara kadar birçok yüksek teknoloji ürününde kullanılan nadir toprak elementleri açısından da zengin kaynaklara sahip. Bu durum, Çin’in bu alandaki hakimiyetini azaltmak isteyen ABD ve diğer Batılı ülkelerin ilgisini çekiyor.” Vs. vs. (*)

 

İşte bu ve benzeri nedenlerden ötürü, kendisini dünyanın şerifi olarak dayatan ABD emperyalizmi, daha önceden satın alma yoluyla sahip olmak istediği bu adayı, şimdi zorbalığın yeni tercihi olarak, “güzellikle, olmuyorsa askeri operasyon” yoluyla ilhak etmek istiyor. Şayet Danimarka ve Grönland yetkililerini, “gönüllü devretmeye” ikna edemez ise, askeri operasyon yoluyla işgal ve ilhak edeceği, çok güçlü bir olasılık.

 

NATO ne yapacak?

Bu durumda, normal koşullar altında NATO’nun bu işgale karşı çıkması gerekir. Çünkü NATO, sözleşmesinin temel maddelerinden biri olan 5. Maddesine göre: “Tarafların, Avrupa veya Kuzey Amerika’da bir veya daha fazlasına karşı yapılacak silahlı bir saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı konusunda mutabıktır.” der. (**) Danimarka da bu sözde “savunma paktı” oluşumun üyesi bir ülkedir ve dolayısıyla da saldırı bir başka NATO üyesi tarafından yapılmış olsa da bu madde gereği savunulması gerekir. Yani bir kurum olarak NATO’nun ABD işgaline karşı çıkması ve caydıramıyorsa, işgale karşı fiili olarak ABD’ye karşı Danimarka’nın “egemenlik ve toprak bütünlüğü hakkını” koruması gerekir.

 

Peki önemli oranda ABD’nin kontrolü altında olan NATO, varlık gerekçesi de olan bu maddeye sadık kalarak, sorumluluğunu yerine getirecek midir? ABD dışındaki üyelerinin verdikleri cılız tepkilere bakılırsa kurum olarak NATO’nun, özellikle de bu süreçte böylesi fiili bir karşı duruş takınması adeta imkânsız gibi. Çünkü denilecektir ki “bu kritik süreçte ha NATO’nun denetiminde olmuş ha ABD’nin, çok fark etmez.”

 

İngiltere’nin NATO hamlesi

Ancak İngiltere faktörünü yabana atmamak lazım. ABD’nin NATO’yu bir şekilde baypas etmek istediği her kritik süreçte İngiltere NATO’yu kendi koruma şemsiyesi altına almıştır. Bunu Ukrayna savaşında da göstermiştir, burada da göstereceğinin emarelerini vermektedir. İngiltere her ne kadarda ABD’nin en baş sıkı müttefikiyse de ama stratejik ulusal çıkarları söz konusu olduğunda kendi çıkarlarını önceleyen yollara başvurmaktan geri durmayan bir vizyonun da sahibidir:

 

 “The Telegraph gazetesinin iddiasına göre İngiltere: Grönland’ı Çin, Rusya ve ABD’den korumak için adaya asker çıkarma planını Avrupalı müttefikleriyle ele aldı.

 

“Çin ve Rusya’nın bölgede artan varlığını tehdit olarak gören İngiltere’nin adayı korumak için Fransa ve Almanya gibi Avrupalı müttefiklerle görüşme halinde olduğu kaydedilen haberde, bu adımın Grönland’ı ele geçirmek isteyen ABD’yi caydırmasının beklendiği de ifade edildi.

 

“(…) adaya İngiliz askerlerinin yanı sıra savaş gemileri ve uçaklarının yerleştirileceği de aktarıldı. Grönland’a İngiliz ordu unsurlarının yerleştirileceği misyonun NATO çatısı altında yapılacak bir çalışma olacağı da belirtilen haberde, bunun Baltık ve Polonya’daki görevlerden ayrı bir faaliyet olacağı belirtildi.”

 

“Gazetenin sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı ise, ‘İngiltere, NATO’nun Arktik savunması için müttefikleriyle çalışmaya kararlıdır’ ifadelerini kullandı.” (***)

 

ABD vazgeçer mi?

Evet, şayet İngiltere böylesi bir hamle gerçekleştirirse veya bundaki kararlılığını ortaya koyarsa, ABD emperyalizmi fiili işgal senaryosunu en azından şimdilik rafa kaldırmak zorunda kalacaktır. Çünkü özellikle de bu süreçte müttefikleriyle askeri olarak karşı karşıya gelmek istemez. Sorunu tekrar satın alma veya Danimarka ve Grönland yetkililerini daha cazip tekliflerle ikna etmenin yollarını devreye sokarak kendi lehine olacak şekilde çözmekten vaz geçmeyecektir. ABD için NATO şemsiyesi altındaki çözüm tarzları kesinlikle yeterli olmayacaktır. Nitekim unutmamak gerekir ki Danimarka ve dolayısıyla da Grönland zaten NATO müttefikiyken ABD bu tekeline alma ısrarını dayatıyor, değil mi?

 

(*) (https://gazeteoksijen.com/dunya/abd-neden-gronlanda-ihtiyac-duyuyor-261790)

(**) (https://www.ntv.com.tr/dunya/natonun-5-maddesi-nedir-anlami-ne,teCtVjbnwU2FhtgY4efVXA)

(***) (https://www.haber7.com/dunya/haber/3595447-ingiltereden-gronlandi-koruma-adimi-adaya-asker-cikartip-savas-jetleri-konuslanacak)