Rojava, “Kürt-Türk İttifakı” ve “Bin yıllık kardeşlik” masallaları

 


Halil Gündoğan

30.01.2026

 

Türk Devleti’nin Rojava düşmanlığı bugün başlamadı

Suriye iç savaşı sürecinde Kürtlerin defacto olarak elde ettikleri bir takım ulusal kazanım ve özerk siyasi-askeri yapıları, keza aynı şekilde İŞİD ile savaş sürecinde ABD’nin teşvikiyle Rakka ve Deyrizor gibi stratejik öneme sahip Arap kentlerinde, yerli Arap aşiretleriyle kurdukları ittifaklar üzerinden oluşturdukları özerk askeri-siyasi ve ekonomik statüler, ta baştan itibaren Türk Devleti tarafından savaş nedeni sayıldı. Nitekim bu uğurda farklı fantastik isimler altında birçok askeri harekatlar da düzenlendi: Efrin, Serekani ve Gire Spi şehirlerini ve yakın çevrelerini, “güvenli bölge oluşturma” adı altında işgal edip, buralara kendisine bağlı idareciler atadı. Keza Rojava bölgesi sürekli bir şekilde havadan ve karadan top ve füze atışlarıyla taciz edildi. Sivil siyasilere suikastlar düzenlendi. Okullar, hastaneler, atölye ve fabrikalar hedef alındı. Alt yapı yıkıma uğratıldı vs. vs. Yani Türk Devleti’nin Rojava Kürtleriyle savaşı, din ve mezhepsel kardeşleri İŞİD zihniyetli terörist çetelerin oluşturdukları emperyalist devletler taşeronu Şam Devletiyle kurduğu ittifak ile başlamadı. Dolayısıyla da öncelikle bunun altının kalınca çizilmesi ve üzerinden atlanmaması gerekiyor. Unutmayın, İŞİD zebanileri saldırırken “Kobane düştü düşecek” diyerek kanlı pençelerini ovuşturan Erdoğan bugün hâlâ o hevesinin derdinde.

 

Türk Devleti ve taşeronu ÖSO çetelerinin aslında Esad’ın devrilmesi operasyonu sürecinde de Kürtlere yönelme girişimleri oldu. Ancak bu operasyonun esas kurgulayanı İngilizlerin “ana hedeften sapılmasın” ikazıyla, daha uygun koşullara erteleme tercihi yapıldı.

 

İŞİD militanı Colani’nin elbirliğiyle Şam Devleti’nin başına getirilmesi ve belli bir meşruiyet kazandırılmasıyla birlikte de Türk Devleti Kürtleri tekrardan sıcak hedefe oturttu. Arzuları, Kürtlerin sahip olduğu tüm siyasi, askeri ve stratejik ekonomik statülerin tasfiye ettirilerek, din ve mezhepdaşları İŞİD zihniyetli Şam Devletinin himaye ve buyruğu altına sokulmasıydı.

 

Öcalan pay sahibidir

Türk Devleti’nin Rojava Kürtlerine reva gördüğü bu sıfır ulusal haklar statüsüyle şeriatçı ve Arap milliyetçisi Şam Devleti’ne eklemlenmesi dayatmasının psikolojik referans dayanağı da tabii ki aynı statüyü, “‘Kürt-Türk İttifakı’ ve ‘bin yıllık kardeşlik’ bağlarımızla bölgenin kaderini değiştireceğiz. Önderliğiniz ne yaptığını biliyor, ona güvenin. Kürt’e devlet, federasyon vb. ulusal siyasi statüler gerekmiyor.” masalıyla K. Kürdistanlı ve Rojhilatlı Kürtler için de isteyen Öcalan’dı. Nitekim başta Bahçeli olmak üzere birçok etkili-yetkili zevat, direnç gösteren Kürt siyasi aktörünü Öcalan kırbacıyla terbiyeye dahi kalkışmakta. Öyle ki Bahçeli, General Mazlum Abdi’yi, “Kurucu önderine saygısızlık ve sadakatsizlik yapan İsrail piyonu terörist” olarak bile itham edebildi.

 

Ve nihayet Türk Devleti, ABD ve İsrail ile yaptığı gizli pazarlıklar sonucu İran operasyonunda müttefik olarak Şam Devleti tercihine karar kılınca; Rojavalı Kürtleri hak yoksunu bırakmayı amaçlayan askeri operasyonunu başlatma iznini kopardı. Yani bu anlaşmanın gereği olarak Türkiye Rojavalı Kürtlerin tüm ulusal statülerini tasfiye ederek onları üniter ve tıpkı Türkiye modeli gibi güçlü başkanlık sistemiyle yönetilecek şeriatçı ve kadın düşmanı merkezi Şam Devletine eklemleyebilecekti.

 

Ağzının bir yarısıyla kardeşlik masalı, diğer yarısıyla kanlı savaş naraları 

Nitekim bu fiili savaş 6 Ocak 2026 tarihinde Halep’te bulunan iki Kürt mahallesine yapılan kuşatma ve saldırılarla başlatılmış oldu. Ağızlarından çıkan “Bin yıllık kardeşlik” ve “Türk-Kürt İttifakı” sözleri henüz havada uçuşmaya devam ediyorken; eş zamanlı olarak İŞİD, ÖSO, HTŞ ve diğer pek çok şeriatçı yabancı uyruklu çete mensuplarının Türk Devletiyle kol kola ve omuz omuza akıttıkları her bir damla Kürt kanı ve özellikle de hunharca katledilen, ölü bedenine işkence ve cinsel tacizde bulunulan Kürt kadınlarına reva görülen bu aşağılık uygulamaları zafer naraları ve sarhoşluğuyla karşıladılar.  “Yandaş medya” denilen ırkçı şoven kalemşorler resmen Kürt düşmanlığı propagandası yapmakta birbirleriyle yarıştı. Ve devlet resmen bunların sırtını sıvazladı.

 

Apocu Kürt Siyasal Hareketinin aymazlığı

Ve ilginçtir bütün bunlar, başta Öcalan olmak üzere, bir kısım Apocu Kürt Siyasi Hareketi mensuplarınca hâlâ da “süreci provoke eden art niyetli girişimler” olarak sunulabilmekte. Oysa şayet bir provokasyon varsa ve yapılıyorsa, bunu, “Kürt-Türk İttifakı” oluşturduğunuz ve kendinizi kutsal “Bin yıllık kardeşlik” bağıyla bağladığınız Türk Devleti yapmakta.

 

Sahi, Apocu Kürt Siyasi Hareketi, Öcalan tarafından kendilerine dayatılan bu ittifak ve kardeşlik masalını sorgulamak için Türk Devletinin daha ne yapmasını bekliyor acaba?

 

“Kürdün, değil kendi işgali altındaki K. Kürdistan’da, başka devletlerin sınırları içinde bulunan ‘dış Kürtlerin’ bile hiçbir ulusal hak ve statü kazanmasına tahammülü olmayan ırkçı-faşist bir zihniyetin temsilcisi olanlarla neyin ittifakı ve neyin kardeşliği sevdasındasın? Bu yalanı neden Kürtlerin kafasına sokarak beyinlerini köleleştiriyorsun ey Serok?” diye sorma iradesi göstermeniz için daha ne olması gerekiyor?

 

İttifak kurduğu ve kardeş olduğunu söylediği ve o coğrafyada şeriatçı faşist bir çete devletine karşı demokrasi ve laikliğin önemli dayanağı durumunda olan Rojava Kürtlerini neden savunmasız ve örgütsüz bırakarak ısrarla İŞİD zihniyetli çetelerin önüne atmak istediğini sorgulamanız için daha ne yapması gerekiyor mevcut iktidar bloğunun?

 

Bu soruyu aynı şekilde kendisini demokrat ve laik olarak tanımlayan tüm toplum kesimlerinin de sorup, aktif karşı tavır koymaları için daha ne olması bekleniyor acaba?

 

Suç ortağı olmayın, halka açık ve dürüst olun

Daha önceleri de ifade edildiği gibi Öcalan ve PKK çıkıp kapalı kapılar ardından pişirilen İttifak ve kardeşlik anlaşmasının ne olduğunu bu halka açıklamak zorunda. Türk Devleti ve piyonu çeteler, kardeşlik ve ittifak adına bugün Rojava’da yarın da benzeri şekilde Rojhilat’da Kürt düşmanlığı yapacaksa; bunun neyle ve nasıl mümkün olabileceğini açıklamak zorundadırlar. Aksi takdirde tarih önünde Türk Devleti ile suç ortaklığı yapmış olacaklardır. Karayılan unutmamalı ki bu sürecin Kürt ihanetçileri sadece o saydığı emperyalist devletler değildir. Onlar zaten halkların dostu da olamaz. Baş ihanetçi, onları bu sona sürükleyen paradigmalarıyla Öcalan ve bir ulusun iradesini Öcalan’a ipotek ettiren PKK’nin ta kendisidir.

 

PKK iradesini geri çekip, aktif inisiyatif almalı

Apocu Kürt Siyasal Hareketi, tarihin büküm noktasında olduğunun bilinciyle, Türk Devleti’ne karşı şu kesin tutumu almak zorundadır: “Roşava Kürtlerine düşmanlık yaparak ve onlarla savaşarak bize “Kürt-Türk ittifak” ve “kardeşlik” masalı okuyamazsın. Meydanlardan yükselen “Kürdistan tek vatandır” seslerine kulaklarınızı tıkayamazsınız. Bunu yapmaya devam ederseniz o iç barış dediğiniz barışı bizzat kendiniz dinamitlemiş olursunuz.”

 

Bugün Rojava’yı savunmak tarihi bir sorumluluktur

Kürt halkının bugün gerçekten de zorlu bir eşikte olduğu aşikâr. Varıldığı ileri sürülen anlaşma Rojava Özerkliği adına kurumsallaştırmış her ne var idiyse, adeta tümünün sıfırlaması anlamı taşıdığından; çatışma ve hesaplaşma kapıları sonuna kadar açık bırakılmış durumda. Dolayısıyla da Kürtlerin direnmekten başka bir yolu ve çıkışının olmadığı da ortada. Ancak bu, tek başına onların görev ve sorumluluğu da değil elbet. Kendisine ilerici, demokrat, sol-sosyalist diyen tüm kesimlerin güçlü enternasyonalist dayanışmayla bu direnişe her türlü ortak olmasıyla başarılabilecek bir şeydir. Zafer direnen Rojava halkının olacaktır yeter ki direniş “Önderlik talimatları” ile içten bozuma uğratılmasına şans tanınmasın.