Öcalan ve Uçum’un ortaklaşan projesi: Sol’u ehlileştirme

 


Halil Gündoğan

1.01.2025

 

 

Öcalan’ın özel ‘tarihi’ misyonu

Daha önceki bir-iki makalemde, Öcalan’ın gerek Kürt ulusal sorununun ve gerekse komünizm hedefli devrimci sınıf mücadelesinin özünü saptırıp, içini boşaltarak, bu iki esaslı sorunu sistem için zararsız hale getirme ve bunlardan ilkini devlete, ikincisini de kapitalist sisteme entegre etme özel görevi üstlenmiş olduğunu ifade etmiştim. Keza bu tutumundan hareketle de onu, artık ideolojik olarak karşı saflarda konumlanmış özel bir misyoner olarak tanımlamıştım.

Öcalan’ın İmralı sürecinde ortaya koyduğu külliyatın tamamı ele alınıp irdelendiğinde bu gayenin güdüldüğü, zaten tüm açıklığıyla anlaşılacaktır da. Tabii bunu anlamak için aslında o kadar geriden araştırma ve sorgulamaya da gerek yok. Devlet ve sistemle daha açıktan, doğrudan ve tam olarak angaje olduğu şu son süreçle, daha bir konsantre vurgularla, mürit kıvamındaki örgütlü kitlesine ve kamuoyuna sunduğu ve adına “yeni paradigma” dedikleri tezlerine bakmak da yeterli gelecektir.

 

Öcalan’ın Marksizm’e tavrı sınıfsaldır

Öcalan’ın Marks’ı ve “reel sosyalizm” adı altında Marksizm’i ve ama daha çok da Marksizm’i soyut bir teorik formasyon olmaktan çıkarıp, onu toplumsal bir devrimle ete-kemiğe büründürerek emperyalist-kapitalist sisteme ölümcül tarihi bir darbe vuran Leninizm’i eleştirerek aşma kisvesi altında yapmaya çalıştığı şey; Marksizm’i hem bu devrimci özünden kopartmak ve hem de bununla onu, emperyalist-kapitalist sistemin radikal alternatifi bir sosyal sistem olduğu gerçekliğini karartarak, kapitalist sistemin reorganizasyonunda bir “dolgu malzemesi” haline dönüştürmektir. Yani temel gaye, Marksizm’i, onun ana ruhu olan devrimci sınıf mücadelesi yörüngesinden çıkararak, sınıf uzlaşmacı reformist bir kalıba sokmaktır.

 

İmralı sürecinde geliştirdiği “Demokratik Cumhuriyetle Birlik Projesi” başlıklı “yeni” tezlerinde tanımlayıp çerçevelediği sosyalizm anlayışı, Kuzey Avrupa ülkelerinin şu tipik “sosyal devlet” uygulamaları çerçevesinde bir şeydi. Ve fakat o zaman daha böylesine açık bir tavır alışla onu yukarıda bahsi edilen “dolgu malzemesi” kalıbına oturtmamıştı. Zaten o gün ulusal sorunu tanımlayışı da bugünkü radikal reddiye boyutunda değildi.

 

Asıl sorun ne söylediği değil, niye söylediğidir

Öcalan’ın bugün Marks’ı ve özellikle de temel ilkeleri ve felsefesinin ana direkleri üzerinden devrimci Marksizm’i revize etme gayreti, aslında akademik-teorik bir çalışma ihtiyacının gereği olmayıp; egemen güç odaklarının doğrudan yönlendirmeleriyle girmiş olduğu yeni rotanın oluşturduğu ihtiyacın bir gereğidir.

 

Yeni rotanın doğası gereği Öcalan Marksizm’i ve kapitalizmin alternatifi bir sosyal sistem olarak sosyalizmi, eleştiri ve aşma kisvesi altında revize edip, kapitalist sisteme entegre edilebilecek bir kalıba sokması gerekiyor. Bu, hem ulusal soruna ilişkin ileri sürdüğü yeni teorisini kabullendirebilmesi için bir ihtiyaçtır ve hem de gerek kendi kitlesinin sola yönelme güçlü olasılığının önüne geçebilme ve gerekse de hizmetine girerek, koruma ve geliştirme sözü verdiği yeni ulus devletine yönelecek yıkıcı sol dalgayı mümkün olabildiğince zayıflatıp geciktirme kutsal görevinin gereğincedir. Yani bir nevi paratoner.

 

Dikkat edilirse Öcalan’ın her iki sorundaki öncelikli hedefi, onların kurulu nizamdan radikal kopuşu öngören devrimci özlerini yozlaştırarak, reforme edip, sistemle barışık kılmak olmuştur. “Ulus devletlerin kötülükleri(ni)” bahane ederek bir bütün olarak Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı ilkesine saldırmasının da “reel sosyalizmin kötülükleri” bahanesiyle sistem içi reformist uzlaşmacılığı reddeden ve devrimci Marksizm’in ana damarı olan antagonist sınıflar olgusuna ve dolayısıyla da devrimci sınıf mücadelesine saldırmasının, büyük bir gayretkeşlikle onların özünü revize etmeye çalışmasının da temel nedeni özet olarak budur.

 

Bir diğer özel misyoner

Aynı şeyi farklı tarz ve argümanlarla TKP eskisi (artık ne kadar gerçek manada TKP’liydi, o da ayrı bir muamma ya) ve şimdilerin “kudretli devlet adamı” ünvanlı Mehmet Uçum hazretleri de yapmakta. O da genel olarak solu, sosyalizm hedefli devrimci sınıf mücadelesi ekseninden kopartarak, mevcut kurulu nizamın aşırılıklarını törpüleyerek sistemi emekçiler için daha ehveni şer hale sokmanın en ideal ve aktüel solculuk olacağını empoze etme görevi ediniverdi ilginç bir zamanlamayla.

 

Kesişen zamanlamayla sol’a ayar çekmek

M. Uçum: “Emek sermaye temel çelişmesinin yerini, insanın özgürleşmesiyle, baskıcı otoriteler arasındaki çelişki aldı.”, “Sınıf esaslı solculuktan toplum esaslı solculuğa geçildiği söylenebilir.”, “Günümüzün sol siyaseti, devletin siyasal sistem olarak işleyişinde halkın iradesini merkeze alan yaklaşımlara sahip olmak anlamına gelir.”, “Özetle, günümüzde sol siyasetin sermayeye bakışı, düşmanlık ve husumet olmak zorunda değildir.” “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sermaye devleti değil sermayeyle işbirliği yapan, demokraside karar kılmış bir devlettir.”, “Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin antiemperyalist niteliğini, demokratik özelliklerini, toplumsal karakterini ve kamucu yönünü güçlendirmek, tam da sol siyasetin yapabileceği bir şeydir.”, “ Temel kimlik açısından ise enternasyonel değil yurtsever sol.”, “siyasi niteleme  açısından olmasa dahi siyasi pratik bakımdan sol ilkelere daha uygun hareket eden liderin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sol politikalara yakın partinin AK Parti olduğu pozitif bir tespit olarak söylenebilir.” Ve “Türkiye’nin yaşadığı tarihsel dönem bakımından yurtsever solculuk, kayıtsız şartsız Terörsüz Türkiye hedefine destek vermeyi gerektirir. Bu konuda en ufak bir şüphe duymak, yurtsever sol perspektifle çelişir.” (*)

 

A. Öcalan da benzer bir şekilde önceliği solun temel teorik silahları olan sınıf mücadelesi olgusunu, zıtların birliği ve mücadelesini, antagonist çelişkiler ve yadsımanın yadsınması yasalarını ve de üretim araçlarının özel mülkiyetini gasp etmiş olan bir avuç burjuva sınıfının ve siyasal iktidarının devrimle yıkılarak yerine, üretim araçlarının kamu mülkiyetine geçirilmesiyle her türlü sömürü ve baskının zemininin kalmayacağı komünist sistemin kurulmasını ön gören devrim perspektifini boşa çıkarmaya vermiş.  Örneğin başlı başına şu sözleri, yukarıda sıralananların tümünün somut karşılığıdır:

 

“Bu süreçte temel yöntem diyalektik materyalizmdir. Ancak klasik diyalektiğin bazı aşırılıklarının aşılması gerekir. Çelişkilerin birbirini yok eden uçlar şeklinde değil, birbirini besleyen toplumsal olgular olarak görmek zorundayız. Çünkü komün olmadan devlet, burjuvazi olmadan proletarya olmaz. Dolayısıyla çelişkiyi yok edici bir mantıkla değil, dönüştürücü bir tarihsel perspektifle ele almak gereklidir.” (**)

 

“Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.” (***)

 

“Sınıf çatışmasına dayalı tarihsel materyalizm ve sosyalizm tanımı yerine, devlet ve komün ikilemine dayalı bir tarihsel materyalizm ve sosyalizm alternatifinin daha doğru olduğuna inanıyorum.”

 

Amaç ortaklığı

Daha fazla örneklemelere gerek yok galiba. Görüleceği gibi Öcalan da M. Uçum da sol’u sistem içi sol, daha doğrusu mevcut kapitalist sitemin kendisini tahkim etmesinin hizmetinde olan bir sol olarak yeniden formatlamak istiyorlar.

 

Resmi bir devlet temsilcisi olarak Uçum ile kendisini güya ezilenlerin bir temsilcisi ve sosyalist olarak tanımlayan Öcalan’ın böylesi bir ortak stratejik paydada buluşuyor olmaları sizce de ilginç değil mi?

 

İlginç elbet! Bundan ötürü de Öcalan’ın sosyalizm ve Marksizm eleştirisi adına neler söylediğini değil; bunları ne amaçla söylediğini sorgulamak gerekiyor. Bu sorgulandığında görülecektir ki Öcalan’ın tüm derdi, Kürt solu başta olmak üzere, tüm solu mevcut kurulu nizam saflarında hizmet eri olarak sıralayıp, kapitalist Türk Devletini bölgenin lider gücü yapmaktır. Evet, esas mevzu bu olup, diğer tüm polemikler bunun dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadır. Yani Öcalan’ın tüm bu teorik külliyatı, maksatlı koca bir demagojiden ibarettir. Nokta. Öcalan’ı M. Uçum gibi devletin memur hizmetkarları ile aynı söylemde buluşturan “sihir”, işte bu ‘ulvi’ amaç ortaklığıdır.

 

 

(*) (https://bianet.org/haber/cumhurbaskani-danismani-ucum-dan-solculuk-dersi-314507)

(**) (https://www.demparti.org.tr/tr/baris-ve-demokratik-toplum-insasiyla-sosyalizmi-yeniden-kazanalim/22385/)

(***) (https://www.diken.com.tr/ocalanin-aciklamasinin-tam-metni/)