Halil Gündoğan
27.11.2025
“Sürecin” ana
başlıkları ve yol haritası
Ve yine yapılan açıklamalardan anlaşılıyor ki Erdoğan’ın onayıyla
sorumluluk üstlenmiş olan güvenlik bürokrasisinin oluşturduğu “devlet aklı” ve Öcalan,
bu projenin tamamına erdirilmesinin garantisini Öcalan’ın da dahil edildiği
dar, çekirdek bir lider kadrosu tarafından yürütülmesine hükmedilmiş. Devlet,
PKK ve yan kollarının öteden beridir Öcalan’ı kendileri adına baş müzakereci
olarak tayin etmesini de değerlendirerek; bu süreci tamamen ve doğrudan,
hizmete hazır olduğunu beyan etmiş olan Öcalan üzerinden yürütmeyi tercih etmiş
oluyor.
Öcalan’a devlet adamlığı
sıfatı
Ancak bunun için Öcalan’a, yıllardır şoven-milliyetçi zehirle beyinlerini
ipotek altına aldıkları Türkiye halkı nazarında makul bir itibar kazandırarak
onu, devlet ve Türk milletinin hizmetine girmiş muteber bir Kürt lider olarak
meşrulaştırmaları gerekiyor. Türk ırkçılığının ve milliyetçiliğinin en azgın
temsilcisi MHP lideri Bahçeli’nin duyanları yerinden zıplatan bütün o keskin
çıkış ve güzellemeleri işte tamamen bu amaçlı yapılmış oldu. Yine TBMM
bünyesinde bir komisyon oluşturulması ve bu komisyonun Öcalan’ı ziyaretinin
sağlanması da tamamen Öcalan’ı devlet ve toplum tarafından Kürtlerin tek meşru
temsilcisi olarak kabul edilmesinin sağlanması yönünde ihtiyaç duyulan “toplumsal
rızasının” oluşturulması amacıyla kurgulanmıştır. Yapılan açıklamalara
bakılırsa, bu fikir Öcalan’dan çıkmış ve devlet te onaylayarak uygulamaya
koymuş oluyor.
Tek meşru muhatap
Öcalan’a bu tek meşru muhatap itibarı kazandırmak devlet için öylesine önem
arz ediyor olmalı ki Bahçeli, toplumsal antipatiyi ve belli kesimlerin
göstereceği direnci aşabilmek için o malum çıkışı dahi yapmayı göze alıp:
“Komisyon İmralı’ya gitmezse, yanıma iki arkadaşımı alarak ben giderim.” diyebildi.
Tabii yüzeysel ele alışlarla bunu ve daha önceki benzer çıkışlarını Bahçeli’nin
Erdoğan’ı adım atmaya zorlaması olarak ve hatta Bahçeli ile Erdoğan arasındaki
derin çelişkinin ve keza Cumhur İttifakında yaşanan uyumsuzluğun aleni tezahürü
olarak yorumlayanlar da oldu.
Bahçeli’nin ziyaret sonrası değerlendirmesi de yine aynı şekilde devletin
bu ziyareti hangi “ulvi çıkarlar” ile bu derece önemsediğinin bir başka ifadesi
gibidir: “İmralı ziyareti tarihi bir gelişmedir. En ciddi muhatap İmralı’dır.
Neymiş anayasa ve kanunlara göre suç işliyormuşuz. Varsın bizim sonumuz da
varsın dar ağacı olsun.”
Farklı kesimlerce İmralı
ziyaretine atfedilenler
Bu ziyaretin stratejik önemine ve “tarihi” oluşuna ilişkin devletin
yaklaşımlarını, “Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk
Politikaları Kurulu Başkanvekili” resmi sıfatı taşıyan Mehmet Uçum da şu
sözlerle dile getiriyor:
“En güncel konu Komisyon tarafından alınan ‘İmralı dinlemesi’ kararıdır. Bu konuda alınan kararın gereği
yapıldıktan sonra durum varsayımsal tartışmalardan çıkar. Çünkü İmralı
dinlemesinden sonra yeni ve somut bir durum oluşur. Soyut karşı çıkışlar ortaya
çıkan somut durum karşısında anlamsızlaşır. (…) Ama İmralı dinlemesinde geçiş
sürecine katkı veren bir sonucun çıkmasının aleyhte yaklaşımları
önemsizleştireceğini değerlendirmek gerekir.” (*)
Görüleceği gibi devlet ve Öcalan’ın TBMM bünyesinde kurulacak bir
komisyonun ve keza bu komisyonun Öcalan’ı ziyaret etmesi fikri, tamamen toplum
psikolojisi boyutuyla ele alınıp kararlaştırılmıştır. Yani aslında yıkma ve
yeniden oluşturmayı amaçlayan bir algı operasyonu şeklinde ele alınmış.
PKK ve diğer Öcalan destekçisi Kürtlerin ve bu ziyarete DEM müttefiki
olarak “tarihi” anlam ve değer atfeden sol cenahtan kesimlerin, olgunun sadece
Öcalan’ın devlete kendisini ve kendisi şahsında Kürtleri ve Kürt Özgürlük
Hareketini resmi muhatap almayı kabul ettirme “zaferi” boyutuyla ele alıp
propaganda etmeleri fena halde hatalı bir yaklaşımdır. Evet elbette toplum
psikolojisi algısında devletin daha düne kadar “terörist başı ve bebek katili”
sıfatlarıyla, bir nefret öznesi olarak sunduğu birini, her ne nedenle olursa
olsun bugün “en ciddi muhattap” ve Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin yanı başında
üçüncü bir seçkin çözüm iradesi sahibi olarak konumlandırılıyor olması, K.
Kürdistanlı Kürtlerin yaşaya geldikleri inkarcı devlet politikaları dikkate
alındığında, önemli bir tarihi eşiğin aşılması olarak ve keza toplum nezdinde
yaratılan Kürt düşmanlığının törpülenmesine hizmet edecek olması anlamında
önemlidir.
Teslimiyet zaferi
Ama ne var ki sadece bu kadar. Yani Kürtler açısından tam bir teslimiyet zaferi! Çünkü görüldüğü
üzere devlet çok kararlı bir şekilde eski retoriğini terk ederek, Öcalan’ı
devlet katında kabul gören muteber bir Türk ulusu ve devleti hizmetkarı
olduğunu topluma kabullendirebilmek için adeta şaklabanlıklar derecesinde
gayretler içine girmiş durumda. Peki PKK ve diğer Öcalan müritlerinin,
“düşmanın seni överek göklere sığdıramıyorsa, bil ki orada bir puştluk, bir
kahpelik vardır” sözü hiç mi akıllarına gelmiyor? Bilmezler mi ki bu ceberut
devlet geleneği, içi kan ağlaya ağlaya bu geri adımı atıp, tükürdüğünü yalamayı
sineye çekmişse; demek ki mutlak surette bunun karşılığında, kıyas kabul
edilemez oranlarda devasa büyüklükte kazanacakları vardır.
Haksızlık yapmayalım, bilmesine bilirler elbet, ama bazı anlar gelir,
insanların basireti kapanıverir işte. Bile bile lades demekten kendilerini geri
alamazlar. PKK de “Önderlik” den devraldığı teslimiyet ruh hali içinde, sinik
bir özne olarak, Öcalan’ın kendilerine hediye ettiği bu teslimiyet zaferini, gerçek zafer diye propaganda ederek,
dost-düşman karşısında zevahiri kurtarmaya çalışıyor bir bakıma.
Sorulması gereken
aktüel soru
Devlet, daha düne kadar “terörist başı, bebek katili” dediği birini bugün neden
öve öve bitiremez ve TBMM adına bir komisyonu onun ayağına götürmek için bunca
dalavere çevirir? Hangi ulvi çıkarlar için topluma bu kişiyi “en ciddi
muhattap” olarak kabul ettirmek için bunca şaklabanlıkları göze alır? Kürtçenin
eğitim dili olması talebini dahi “süreci sabote eden maksimalist talepler”
arasında sayıp, kırmızı çizgi çeken bir devlet zihniyeti tüm katılığıyla
gardını koruyorken; Öcalan “baş müzakereci” olarak devlete nelerin vaadini
vermiş olmalı ki devlet ondan vazgeçme olasılığını dahi stratejik bir kayıp
olarak görebiliyor? Öcalan Kürt ulusal talepleri adına devletten neler istiyor
ki devlet onu öpüp baş tacı yapabiliyor? Vs., vs.
İşte bu soruların yanıtı karşımıza, PKK ve diğer bir kısım sol cenah
mensubu oluşumların sunduğu “zaferin” gerçek anlamda neden tam anlamıyla
teslimiyetin zaferi olduğunu çıkarır.
“Sorun” olmaktan
çıkarıp “konu” yapma
M. Uçum, Öcalan’ın toplum nezdinde “sorunun çözümünün tek muhatabı” payesi
kazanması seremonisinin başarıyla tamamlanması itibariyle, Kürt sorunun artık bir sorun olmaktan çıkarak, bir konu haline gelmiş
olduğunun altını çizerek, Öcalan’ın devlete nasıl bir hizmet sözü verdiğine
ve bunun nasıl tarihi/stratejik bir kazanım olduğuna vurgu yaparak şöyle diyor:
1.Konu: “Ayrılıkçı eğilimlerinin kökten yok edilerek Kürtlerin tamamen
Devletle eksiksiz bütünleşmesi başat konudur.” (Yani Öcalan’ın “demokratik
entegrasyon” dediğinin bir başka tarz ifade ediş versiyonu Bn.)
2. Konu: “Türk milletinin tüm unsurları (Türkiye halkının tüm kümeleri,
Türkiye toplumunun tüm kesimleri) gibi Kürtlerin tamamının Türkiye’nin
demokratik ilerlemesi, geliştirilmesi, güçlendirilmesi gündeminde tam sorumluluk
alması, Türkiye perspektifine sıkıca sarılması ve Türkiye’yi tereddütsüzce
sahiplenmesi temel doğrultu olarak ifade edilir.”
3. Konu: “Egemenliğin ve milli birliğin dili Türkçenin kapsayıcılığı ile
Kürtçe ve diğer dillerin özgürlüğü arasında bir uyumsuzluk yoktur. (…)”
4. Konu: “Yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması konusu ise sadece
belli il ve ilçelerin değil Türkiye’nin tüm illeri ve ilçelerinin ihtiyacıdır.”
5. Konu: “Daha önce de vurgulandığı gibi Tek Devlet ve Tek Millet
Türkiye’nin tek gerçeğidir. Bu gerçeğin kabulünden ve sahiplenilmesinden sonra
ve ancak bu şartla Millet tüm ayrılmaz unsurlarıyla birlikte geleceğiyle ilgili
karar verme gücüne kavuşur.” (*)
İşte devletin Öcalan’ın katkılarıyla Kürt sorununu sorun olmaktan çıkarıp,
“iç meseleler/ülke sorunları” olarak üzerinde tartışılacak ortak konular haline
getirilmiş olmasının kısa özeti… Sakın kimse kalkıp da “ama bunlar nihayetinde
M. Uçum’un şahsi yorumundan ibaret demesin. Çünkü M. Uçum sıradan biri olmayıp,
devlet resmiyeti taşıyan özel görevli bir memur ve dolayısıyla söyledikleri de
özel görevinin bir gereği olarak, devlet stratejisinin özgün sunumu
çerçevesinde olur.
Ama daha da önemlisi, bütün bunlar zaten Öcalan’ın 27 Şubat tarihli
çağrısında ve keza sonraki tarihli perspektif yazısında da aynıyla mevcut
olduğundan hareketle, Öcalan’ın devletin ulvi çıkarları açısından nasıl
bulunmaz bir nimet olduğu daha kolay anlaşılacağından; devletin İmralı
ziyaretiyle Öcalan’ı neden sorunun çözümünün birinci muhatabı yaparak bunu
topluma kabul ettirmeye çalıştığı da rahatlıkla anlaşılır oluyor.
(*) (https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gecis-surecinde-yeni-gelismeler/3751292)
